22.01.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
SEVGİ SEVGİYİ NEFRET NEFRETİ OLUŞTURUR  
SEVGİ SEVGİYİ NEFRET NEFRETİ OLUŞTURUR

NEDEN sevmiyoruz? İnsanlar genellikle sevgisizliği yaşıyor, kendisini sevmediklerini zannederek kendileri de başkalarını sevmiyor. Ve bu yolla da sevilmemeyi telâfi ediyor. ‘Beni sevmezlerse ben de onları sevmem.’ tarzında tepki gösterip tamamen zıddı ile dengeye getiriyor. Düşünce olarak telâfi mekanizması bu tarzda ortaya çıkıyor ama bu telâfi mekanizması zihin seviyesini aştığı zaman fiilî hâle geçiyor ve artık burada sevgisizlik bir nefret hissi gibi tam manasıyla bir boşalma hâline geçiyor. İnsan ruhunun en yüksek, en mükemmel melekelerinden biri imajinasyondur. İmajinasyon melekesi hiçbir maddesel dayanağa sahip değildir. Maddesel bir izahı yoktur. Maddesel tarifler ve anlayışlar içerisinde kalınarak açıklanmaya çalışılan birtakım ruh hâlleri ile de alâkası yoktur. Freud tarzı şuuraltı mekanizmaları ile de hiç alâkası yoktur. Yaratıcı imajinasyon tamamen müteal bir konudur. İmajinasyon öyle kudretli bir mekanizmadır ki, bizi parmağına dolar, istediği gibi oynatır. Yeter ki biz o melekenin faaliyete geçişine engel olmayalım, ona gereken ilgi, dikkat ve enerjiyi verelim. İmajinasyon, bütün şuuraltı mekanizmalarının, ortaklaşa çalışabilmesi için gerekli olan sistemdir. Hücreler arasındaki her haberleşmeyi fizikoşimik yoldan kan nasıl sağlıyorsa, şuuraltındaki bütün malzemenin de irtibatını imajinasyon (tahayyül) melekesi meydana getirir. Bizim iç benliğimizle, dışarıdan tekrar içeriye almak zorunda kaldığımız birtakım unsurların hepsini bilen, hepsine teker teker etki edebilen güç imajinasyon melekesidir. Nasıl düşünürsek, nasıl tahayyül edebilirsek, o hâlleri belirli süreler ve çabalar tahtında bedenimizde veya etrafımızda meydana getiren bu melekedir. Meselâ, ruhsal tedavinin, psikolojik tedavinin esası imajinasyon melekesinin faaliyete geçirilmesidir.


KENDİMİZİ NASIL GÖRÜRÜZ? 

Kendimiz hakkındaki bilgimiz nedir? Ta içimizdeki ben hakkındaki bilgimiz nedir? Herkesin içinde bir ben vardır. Ahmet ve içindeki Ahmet, Fatma ve içerideki Fatma gibi. Bu içerideki Fatma ile dışarıdaki Fatma arasında aslında çok ilişki olmakla beraber birçok yönlerden de büyük farklar vardır. Dıştaki kişilik (persona), yaptığımız roldür. Birarada bulunduğumuz zaman birbirimize çeşitli roller yapıyoruz ama o rolü yapan hayat sanatçısının içindeki kimdir? Bugün şu şekilde bir maske kullanıyorum, yarın başka türlü bir maske kullanırım. Her gittiğim yerde başka türlü maskeler kullanmak zorundayım. Bazıları bu maskelerden nefret ediyor ve toplumun dışına çıkıyor. ‘Ben hiç durmadan maske değiştirmekten, insanların ikiyüzlülüğünden bıktım’ diyor. Çünki hep maskeler değişiyor. Karşıdaki insanın gerçek kişiliğini yansıtacak bir şey göremiyor. O hâlde bir de bizim kendimiz hakkında bir imajımız var. Kendimizi nasıl görüyoruz? Kendimizi sabah aynada gördüğümüz şekilde mi tanıyoruz? Gözümüzü kapattığımız zaman kendimizi görebiliyor muyuz? Yüzümüzü, omuzlarımızı, belimizi, bacaklarımızı, ellerimizi tahayyül edebiliyor muyuz? Bir boş vakitte kendimiz hakkında imajımız var mı diye denemek çok faydalı olur. Fiziksel tahayyülü yapamadığımız için kendi zatımızın da gerçekliğine ulaşmakta tereddütler çekeriz. Kendi kendimize, acaba ben nasıl biriyim, nasıl bir kişiliğe sahibim diye sormak gerekir. Bunlar modern insanın, uzun yıllardan beri unuttuğu veya unutturulduğu konulardır. Yavaş yavaş unutulmuş olan bu tip çalışma ve bilgilere, bütün insanlığın yeniden ihtiyacı vardır. Çünki bu çalışmalar bir yelpaze gibi çok büyük sonuçlar elde edebilecek olan çalışmalardır. Görüyoruz ki, imajinasyon en can alıcı noktası ile kendimiz hakkındaki imajın ne olduğunu bilip bilmemek meselesidir. Eğer kendimiz hakkındaki imajımıza kendimizin ne olduğumuzun bilgisine kavuşursak, iç insan dış insanı yönetmeye başlar. Kuruntular, sıkıntılar, güvensizlikler, aşağılık ve üstünlük duyguları, korkular, kalp çarpıntıları, tansiyon yükselmeleri gibi bütün bedensel rahatsızlıklar da dereceli olarak o kişinin kendi Ben’inin idaresine geçmeye başlar. Bugün binlerce insan psikosomatik rahatsızlıklar içinde kıvranıyor ve dışarıdan içeriye doğru uygulanan tedavi yöntemi ile de iyileşme mümkün olmamaktadır, çünki sorun içeridedir. Ancak içeriden dışarıya doğru tedavi ile psikosomatik hastalıklar iyileşebilir. Yani iç benliği bazı şeylere ikna etmekle reaksiyonlar ortadan kalkar. Çünki pek çok rahatsızlıklar, reaksiyon rahatsızlığıdır. İnsanın bulunduğu durumu sevmemesinden ötürü protesto rahatsızlığıdır. Beden birtakım arazlarla bu protestoyu ortaya çıkarır. Dışarıdan içeriye olan tedavi sadece semptomu ortadan kaldırıyor, arazı tedavi ediyor ama asıl sebep içeride dokunulmadan duruyor. Asıl sebebi ortadan kaldıracak olan tedavi, insanın kendisini nasıl düşündüğünü saptamaktır.


İNSAN KENDİNİ NASIL DÜŞÜNÜYORSA O ŞEKİLDE YAŞAMINI SÜRDÜRÜR 

Kanser büyük bir reaksiyondur. Kişinin kendisine karşı yapmış olduğu en güçlü tepkilerden biridir. Psikiyatri iyice geliştiği zaman tamamen iç insana yönelerek, kanseri kökünden ele alacaklar ve tepki olarak bedende ortaya çıkan o isyan hâlini içeride halletmenin yollarını bulacaklardır. Bu hâl tedavi edildiği anda vücut derhal normale döner. Tıpkı bir ürtiker tedavisi gibi. Ürtiker tedavisinde, regresyonla geriye dönüşle ipnotik telkin veya başka türlü bir telkin sistemi kullanıldığında kabarcıklar derhal söner. Örneğin, siğiller de bu metotla iyileşir. Halbuki siğil bir deri tümörü, bir tür kanserojendir. Peki böyle bir tedavi yöntemi ile nasıl geçiyor? Çünki bu çalışmalarla gerçek benliğe hitap edilmektedir. Bu derecede güçlü olan imajinasyon melekesi, maddesel organizasyonun dışındadır. Bizler, gene bir organizasyon olan esirî, astral, eterik dediğimiz bir madde ile kaplıyız. Bu esirî maddenin kendine has özellikleri vardır. Bu özelliklerden bir tanesi de, insan düşüncesinin yaymış olduğu dalgalara uygun olarak bazı şekiller almasıdır. Düşüncelerimiz, belli bir enerji ile beslendiği takdirde sürekli olarak şekillenirler. Materyalize olmaya başlarlar. Örneğin bir ressam şekillerini materyalize ediyor. Önce düşünüyor, hayal ediyor, sonra bunları renklerle ifade ediyor. Bir müzisyen de düşündüğünü sesle materyalize ediyor. Aynı şekilde bizim düşüncelerimiz de esirî madde üzerine etki eder ve birtakım düşünce şekilleri (formpanseler) meydana getirir. Fakat herkesin düşünceleri aynı düzeyde olmadığından her düşünce yayını ayrı frekanstadır. Bu frekanslar birbirine yaklaştıkça, telepatik geçişler de başlar. Bu olaylar bize, maddesel ortamın dışında pek çok şeylerin olup bittiğinin minik minik haberleridir. İçinde bulunduğumuz sistem tek ve biricik sistem olmadığı gibi, tek bir hayat tarzı da yoktur. Hepimiz modern bir insan olarak; tek yönlü, tek boyutlu düşünme alışkanlığından bir an önce kendimizi kurtarmamız gereklidir. Şimdi yine konumuz olan, sevginin sevgiyi, nefretin nefreti çekmesine dönelim. Eğer ben bir şeyi seviyorsam ve içimde daima ben olmayan şeylere karşı ortak bir alan oluşturabilmişsem, o, ben ve onlar, hepimiz bir düzeydeyiz, beraberiz, biraradayız. Ben onlarla, onlar benle kaynaşmak zorundayız. Âdeta benden birtakım parçalar onlarda, onlardan birtakım parçalar bende var, tarzında birleşik bir alana doğru geçebiliyorsam bu sevginin ta kendisidir. Böyle bir sevgi de, astralde sevgiden oluşmuş kozmik şekiller meydana getirir. Sevgi yayan yumaklar oluşturur ve bu otomatik istasyonlar bir uydu gibi hiç durmadan yayın yapar ama bu yayına karşıt olarak, sevgisizlik veya nefret dediğimiz negatif yayınlar da vardır.


NEFRET MARAZİLEŞMİŞ NEFSANİYETTİR 

Her insan nefret etmez ve nefretler sürekli değildir, geçicidir çünki insanın içindeki vicdan mekanizması, sevgi, tolerans, hoşgörü nefreti zamanla kırgınlık hâline getirir. Kırgınlık da yavaş yavaş kaybolur ama nefret sürekli devam ediyorsa, bu marazî bir durumdur ve bir kompleks hâline gelmiştir. Artık o insan, herkese ve her şeye karşı bir itme hâlindedir. Her şeyden kendini uzaklaştırmak arzusundadır. Bu nefret daha da ilerlemiş hâllerde öldürme, yok etme duygularına dönüşür. Marazî nefretin haklı olması için ‘bana şunları şunları yaptı, nasıl olur da nefret etmem’ tarzında pek çok sebep de bulunur ama bu düşünceler marazîdir çünki normal çalışan psikolojik bir yapıda çok çeşitli telâfi mekanizmaları vardır. Nefretin telâfi edilmesi, başka bir şeyle yer değiştirmesi gerekir. Nefret eden bir kimsenin astral plânda meydana getirmiş olduğu düşünce şekilleri de nefret ve sevgisizlikten oluşur, yani bunlar negatif tesirlerdir.


SEVGİNİN SEVGİYİ, NEFRETİN NEFRETİ ÇEKMESİ BİZE BAĞLIDIR 

Şimdi, sevgi sevgiyi, nefret nefreti nasıl çekecek? Bir tarafta pozitif tesirleri yayınlayan bir istasyon, bir tarafta negatif tesirleri yayınlayan bir istasyon var. Eğer kendimizi iyi kontrol edebiliyorsak, duygularımızdaki iniş çıkışlara, egonun kendini gerçekleştirmek arzusunun derecesine (çünki bazen hepimiz çok egoist oluruz) göre iyi ayarlayabiliyorsak, sevgi tesirlerini çekmeyi başarabiliriz. Bir örnekle daha iyi açıklamaya çalışalım: Diyelim ki bir problemimiz var, mümkün olduğu kadar objektif, hakseverlikle, vicdan ölçüleriyle ve tabi ki o döneme has bir menfaatin de kaybolmaması için orta yolda bir denge kurmak istiyoruz ve durmadan düşünerek bir yol arıyoruz. Bizim vicdanî veya nefsanî mücadelemiz içinde hangisi galip geliyorsa o tarafa çekilmiş oluruz. Nefsanî taraf galip gelmeye başlarsa, negatif yayınları yapan istasyona antenimizi biraz daha döndürmüşüz demektir. Vicdanî tarafımız galip gelmeye başlarsa, en iyi, en doğru, en zararsız, en verici şekilde hareket etmeye başladığımızda, pozitif yayın yapan istasyona antenimizi döndürmüşüz demektir. Sevgimiz pozitif akımları, nefretimiz de negatif akımları çekmeye başlamıştır. İşte, şeytana uymak veya meleğin sözünü dinlemek budur. Bir toplumun hiç durmadan bu negatif tesirleri ürettiğini düşünelim. Son derece hırslı, kimseye hayat hakkı tanımayan fertlerden oluşmuş bu toplumun düşünceleri bir elde toplu hâlde birikerek negatif enerji oluşturmakta ve doping yaparak onu devamlı olarak yoğunlaştırmaktadır. Sonunda bu birikmiş enerji (elektrik yüküyle dolmuş bulutlar gibi) şimşekler, yıldırımlar hâlinde, onu besleyenlerin üzerine yağacaktır. Biz, pozitif ve negatif düşüncelerimizden tamamen sorumluyuz. Bizim dışımızda başka bir güç ne bize kaldırıp sopayı vurur ne de saçımızı okşar. Her şey insanlığın geçmişten bugüne kadar yaptığı negatif veya pozitif enerji beslemelerinin bir ürünüdür. Ziya Paşa’nın güzel bir ifadesi vardır: ‘Herkese gelmez belâ, erbabı istidat arar’. Yani, insanın belâya bile yetenekli olması lâzımdır. Çünki belâ belâyı çeker. Çok iyi bir insansanız, genellikle %50’nin üstünde pozitif yayınlar yapan bir insansanız, sizin başınız belâya girmez. Siz gözünüzde büyütürsünüz, ‘Ah başım belâya girdi’ diye ama o belâ belâ bile değildir. Sizin üstünüzde bir koruma mekanizması vardır. Gerçekten de kötülük için de iyilik için de yetenek sahibi olmak gereklidir. O hâlde daima iyi düşünmenin, toleranslı olmanın, sevgi ile davranmanın ama Thomas’ın İncili’nde dendiği gibi yılanlar gibi de tedbirli olmanın yararı vardır. Tedbirli olmak demek, aldatılmamak için kendini korumak demektir. İyilikten, sevgiden, toleranstan ötürü aldatılmamak, iyi niyetin kötü olarak kullanılmaması için tedbir şarttır. Yoksa başkalarına zarar vermek için değildir bu tedbir. İyi yolda olanın yoldan çıkarılmaması için, ki tasavvufta ve Kur’an’da buna ‘iğva’ denir. Saptırılmamak için tedbir gereklidir. Her an sizi saptırmak isteyen kimseler çıkabilir, her yerde ve her an saptırılma mümkündür.


KENDİMİZ BİLE KENDİMİZİ SAPTIRABİLİRİZ 

Ne kadar pozitif düşünen bir insan olursak olalım, arada sırada hepimiz negatif düşüncelere saplanırız ve bu negatif düşünce şekillerimiz, büyük enerji paketlerinden hiç durmadan beslenir. Üzerimize hücum eder; şeytana uymak da budur. Sevginin sevgiyi, nefretin nefreti çekmesinin mekanizması bize göre bu şekilde çalışır. Aslında bir şeyden nefret etmek eğer marazî hâlde değilse, egonun hırpalanmasından ileri gelmiştir. Eğer hırpalanan ego, telâfiye tâbi tutulacak bir ödüllendirilme ile karşılaşırsa yavaş yavaş bu nefret gevşer, rahatlar, hele özür de dilenirse, bilhassa ödüllendirilirse. Ödüllendirme çok önemli bir mekanizmadır; maddesel bir mükâfat olmadan, bir tatlı dil, bir yüz ifadesi, bir gülüş, bir tavır dahi mükâfat yerine geçebilir. Hepimizin de ödüllendirilmeye ihtiyacı vardır. Ödüllendirme iyi bir güdü mekanizmasıdır çünki içimizde bulundurduğumuz o kırgınlık ve nefret hissini negatif hâlden kurtarmak için böyle bir müdahale gereklidir. Nefret hissinin kaybolması için içerideki benliğin tatmin olması ve iknası şarttır. İçindeki benliği tatmin olan insan, sabit negatif yayın noktasından kaymaya başlar, frekans değişir. Çünki özür dilenmiştir, hareketlerle veya sözlerle suç kabul edilmiştir, af dilenmiştir ve kendisine kıymet verilmiştir. Kısacası, benlik ödüllendirilmiştir. Burada nefsaniyet vardır ve gereklidir. Çünki nefsimiz olmasa pek çok tecrübeyi yapmayız, pek çok bilgimiz eksik kalır. Biz cahilliğimizin vermiş olduğu bilgilerden faydalanan varlıklarız. Eğer cahil olmazsak bilgiyi aramayız. Bilgiyi aramak da önce nefsaniyet kanalından geçerek olacaktır. Varlık böyle araştırma yapa yapa evrimleşir. Bize bunları nefsaniyet yaptırır, o yüzden de çok gerekli bir motivasyondur. Nefsaniyetin temeli de bilgisizlik, cahillik olduğuna göre, hareket ettirici motifler de bilgiyi artırmak için yapılan bilgi alabilme, olgunlaşma araştırmalarıdır. Sevginin sevgiyi, nefretin nefreti nasıl meydana getirdiğini mekanizmaları ile anlattık. Sevgi dolu pırıl pırıl yumaklardan veya negatif enerji yüklü yumaklardan yararlanmak varlığın kendi elindedir.

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru