22.01.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
BÜYÜK TABİAT HADİSELERİ ve MANALARI  
BÜYÜK TABİAT HADİSELERİ ve MANALARI

Dr. Bedri RUHSELMAN 
BİRİNCİ YAZI: 

ETRAFIMIZA dikkatlice baktığımız zaman muayyen gayelere matuf intizamlı bir yürüyüşün mevcudiyetini açıkça görürüz. Toprağa atılmış küçük bir tohum, verimli bir ağaç hâline girmek istikametine yönelen birsürü inkişaf safhası geçirir. Ve bu safhalar çok hesaplı olarak birbirini destekleyici tarzda arka arkaya sıralanmıştır. Vücudumuzdaki insan idrakinin kavrayamayacağı birçok hadisat, insan hayatının temadisini hedef tutan maksatlı bir yolda birbirine sımsıkı bağlı olarak gitmektedir. (B. Ruhselman: Ruh ve Kâinat, sayfa 105-125) Her birimizin kendi inkişafına matuf bir hayat plânı vardır. Eğer şöyle 50-60 yaşlarına geldikten sonra başımızı geriye çevirip arkamızda bıraktığımız hayatın hadiselerini görebilirsek, onların plân dahilinde birbirine ne kadar büyük bir intizam ve tertiplerle bağlanmış olduğunu görürüz. Hatta bu sırada vaktiyle kendimize hiç münasip görmediğimiz ve hoşnutsuzlukla reddetmeye çalışıp da başımızdan atamadığımız öyle hadiselere de rastgeliriz ki şimdi onların hiç de bizim o zaman zannettiğimiz gibi birer felâket değil, bilâkis bizi olgunlaştırıcı birer âmil olduklarını tasdik ve kabul etmekten başka bir şey yapamayız. Dünyanın hâli de böyle değil mi? Dünya sathı birtakım parçalara ayrılmış bir bütünden ibarettir. Ve görünüşte bir parçanın diğerinden tamamıyla ayrı olmasına rağmen görünmeyen kuvvetli bağlarla bunların birbirine sımsıkı bağlanmış olduğunu pekâlâ biliriz. Bu parçalardan birinin diğerleriyle olan bütün alâkalarının kesildiğini farz edersek onun hayatiyetinin o andan itibaren sönmeye başladığını düşünmemiz icap eder. Şu hâlde yeryüzünün bu çeşitli parçalarını birbirine karşı her cepheden faydalı ve verimli muvazene hâlinde tutan ve insan kudreti dışında kalan birsürü tesirin bu işlere karıştığını kabul etmek durumunda kalırız. Hülâsa, her zerrenin kendi bünyesinde şaşmayan bir tertip, her organizmada aksamayan bir nizamlı faaliyet ve tabiatta, kâinatta aynı nizam ve tertiplere riayetkâr veya daha doğrusu onları destekleyici ahenkli ve maksatlı bir idare mekanizması mevcuttur. Acaba bu hakikati objektif ve direkt olarak müşahede ve tahkik etmek imkânlarına kavuşamaz mıyız? Ve bunun için nasıl hareket etmemiz ve nasıl bir metotla çalışmamız lâzımdır? Her çalışmanın bir lâboratuvarı, her bilginin bir tatbikatı olacağı gibi elbette bunun da bir lâboratuvarının ve tatbikat sahasının mevcut olduğunu kabul etmekte haklıyız. Her iş kendi muhitinde ve kendi ölçüsünde kıymetlendirilir ve gene kendisine uygun vasıta ve malzemelerle başarılır. Böyle olduğuna göre kâinat şümul bir nizam ve ahengin yüksek şuurlu idareci âmillerinin biraz daha yakından tetkik ve tespiti alelâde bir fizikoşimik lâboratuvarının dar duvarları arasında ve imkânları ancak muayyen ve mahdut kaba maddelere göre tayin ve tahdit edilmiş kısır aletleriyle mümkün olmaz. O hâlde ne yapacağız? Buradaki lâboratuvarımız, tabiatın, dünyamızın bizzat kendisi olacak. Ve orada en basit görünen bir hadiseden, idrakimizin, hatta sezgimizin ancak yakalayabileceği en mudil ve büyük hadiselere kadar vaki olan her olayı -gene kâinat hakkındaki bilgilerimiz imkânlarına yaslanarak- ince bir düşünce ve kıyas mekanizmasıyla görmeye ve tetkik etmeye çalışacağız. O zaman şuurlu, idrakli ve plânlı bir sevk ve idare kudretine sahip tesirlerin veya vibrasyonların bu hadiseleri meydana getirdiğini ve bu işleri ancak onların yapabileceğini anlamaya başlarız. Meselâ durup dururken muazzam bir kasırganın zuhuru -bütün natam fizik izahlarına rağmen- yaptığı işler ve meydana koyduğu neticelerle bize yukarılara ait birçok şeyler öğretebilir. Bir yerde anî olarak patlak veren büyük ve tahripkâr bir zelzele ve bu zelzelelerin akışı esnasındaki manalar gene şuurlu tesir ve vibrasyonların müdahaleleri hakikatini ispat eder. Tıpkı bunlar gibi, meselâ hiç beklenilmeden gelen muazzam bir seylâbın bir ormanı sürükleyip götürmesi, bir şehri veya kasabayı tahrip etmesi, birçok zararlara ve ıstıraplara sebebiyet vermesi ve bu yüzden birçok yeni yeni hadiselerin zuhuru insanların idrak ve izanlarını zorlayıcı ve bu suretle de onların az çok uyanabilmelerine yardım edici neticelerin hasıl oluşu, bu işte başı boş yürüyüşlerin rastgele hareket ettiklerini göstermez. Bilâkis kâinatın büyük nizam ve ahengindeki muvazeneyi temin eden, daha doğrusu böyle bilhassa yıkıcı ve tahrip edici görünüşleriyle tekâmülün mühim bir cephesini hazırlayan bu hâl, bütün bu görünüşlerinin arkasında gayet hesaplı ve tertipli büyük idareci tesirlerin mevcut olduğunu bize öğretir. O hâlde, bizim burada yapacağımız şey etrafımızda cereyan edecek olan hadiselerin oluşlarını, sebeplerini, neticelerini ve âmillerini araştırmak ve bu araştırmaların meyvelerini elde etmeye çalışmak olacaktır. 18.2.1958


İKİNCİ YAZI: 

Dünyanın her tarafında şimdiye kadar izah edilememiş birsürü olağanüstü hadise gelmiş geçmiştir. Ve hâlen de bunlar olagelmektedir. Hayat dedikoduları arasında insanların bunlar üzerinde durup, düşünüp kendi mukadderatlarını ilgilendiren bu olayları illiyet prensibi cephesinden incelemeye vakit bulamamaları onların müşahede değerlerini ortadan kaldırmış olmaz. Gerek eski ve yeni mukaddes kitaplarda, gerek tarih kitaplarında kavimlerin ve milletlerin başlarından geçen ve bazen felâketli manzaralar arz eden büyük, küçük hadiselere ait hikâyeler yazılıdır. Dikkatli ve şümullü bir nazarla bunları tetkik edersek felâketli görünen bu olayların o andaki cemiyet insanlarına ait iyi kötü birtakım ruh hâlleri ile, mahşerî itiyat ve temayüllerle, içtimaî durumlarla olan alâkalarını az çok sezmeye muvaffak oluruz. Meselâ eski MU kıtasının ileri gelen hükeması orada vukua gelecek olan felâketli büyük hadiseleri daha evvelden haber vermişler ve hayattaki insanlık vazifelerini kaybetmeye yüz tutmuş MU sakinlerini ikaz etmeye çalışmışlardı. Daha yakınlara gelirsek İtalya’ya gidenlerimizin şahit olduğu meşhur Pompei şehrinin harabelerini görürüz. O zaman 25.000’den fazla sakini bulunan bu şehrin maddeden başka bir kıymet tanımayan halkının en lüks hayat safhalarında yaşarken bir gün şiddetleniveren bir volkanın kızgın külleri altında kalarak nasıl kaskatı kesildiklerini, hâlâ oranın müzesinde saklı bulunan taş hâline gelmiş insan ve hayvan cesetlerinin manzarası bize çok iyi anlatır. Hadiseler manalarla doludur. İnsanların oluşlarından beri gördükleri basit bir yağmur hadisesinin hayatta oynadığı yaşatıcı rollerini idrak etmek için senelerce yağmursuz kalmış, susuz bir bölgede vukuu muhakkak olan felâketleri görmeyi beklemesine lüzum kalmamalıdır. Gerçi bunu herkes takdir eder ama, bu basit yağmur hadisesinin arkasında sıralanan birsürü sebebi düşünmek insanlara belki zor ve belki de lüzumsuz gelir. Acaba dünyadaki hayat imkânlarının tahakkuku için lüzumlu olan bu hadiseyi kolaylaştırıcı şartların tam vaktinde ayarlı olarak denkleştirilmesi suretiyle yağmuru neticelendirmesinde âmil olan şeyler nelerdir? Burada kör tesadüflere inanırsak yağmuru meydana getiren birsürü şartın sıralarını, yerlerini ve zamanlarını değiştirmesinin her an mümkün ve hatta muhakkak olabileceğini düşündüğümüze göre, acaba bu şartların ne için böyle ölçüsüz ve yersiz karşılaşmaları ile dünyamız yer yer yağmursuzluktan kavrulup gitmiyor veya bunun tersine olarak meskûn kıtaları seller ve tufanlar mütemadiyen alıp götürmüyor? Bununla beraber gene de buna benzer hadiseler birer felâket hâlinde görünen durumlarıyla, fakat daima ölçülü ve hesaplı olarak yeryüzünde vukua gelebilmektedir. Fakat bu yağmur hikâyesinden başka mutat dışı görünen biraz evvel bahsettiğim diğer daha büyük tabiat olayları da vardır ki bunlar az çok büyük birer felâket olarak vasıflandırılır. Bilhassa bunların ehemmiyeti üzerinde durmak isterim. Zira karakterleri itibarıyla bunlar bir taraftan bütün yıkıcı görünüşlerine rağmen, dünya hayatının yer yer inkişafını hızlandırırken diğer taraftan da insanları kendi hâl ve hareketlerinin muhasebelerini yapmaya mecbur kılmaları bakımından dikkate şayan birer durum arz ederler. Ve bu bakımdan bunlar yeryüzündekilerin tekâmülleri ve selâmetleri için çok lüzumlu bir hâl alırlar. Burada bir iki misal vermek isterim. Evvelâ İngiliz ve Amerikalıların her sahada büyük cehit ve gayretleriyle vukua gelmiş bugünkü inkişaf sebeplerinden birisini teşkil eden, memleketlerinde vaki olmuş büyük hadiselerden bir ikisini gözden geçireceğiz. Onaltıncı asrın yarısında Londra’da büyük bir veba salgını olmuştu. Bu afet kısa bir zamanda yüz binlerce insanı hayattan alıp götürdü. Bu vakaya ait yazıların ifade ettiğine göre bu salgının hüküm sürdüğü zamanlarda Londra sokaklarında eksik olmayan cenaze arabalarının tıkırtılarından ve korku, ıstırap içinde aklını yarı yarıya kaybetmiş olarak evlerinden dışarı fırlayan insanların deli gibi korkunç haykırışlarından başka bir ses duyulmuyordu. Londra’da bu afetin sıcaklığı henüz geçmeden, yani bir sene sonra ikinci bir afet, bir yangın felâketi meydana çıktı. Bu yangın en çok bir hafta içinde bütün Londra şehrini bir tane sağlam bina bırakmamacasına muazzam bir kül yığını hâline soktu. Keza onyedinci asrın ortalarına doğru Bengal körfezinde deniz karadan 12 metre yükselerek şehre saldırdı ve şehri baştan başa taradı. Bu hengâmede 250.000 kişi öldü. Ve denizde de büyüklü küçüklü 2.000 gemi harap oldu ve battı. Asrımızın başında Teksas’ta vaki olan büyük bir kasırgada Galveston şehrinde binlerce evin çatısı uçtu ve gene binlerce ev tamamıyla yıkıldı, sağlam bir tek bina kalmadı. Lizbon’da, iki bin kilometrelik bir sahada vaki olan zelzele 50.000 insanın ölümüne sebep oldu ve şehirdeki 20.000 evin 17.000 tanesi tamamıyla yıkıldı. Diğerleri de oturulmaz bir şekilde harap oldu. Onyedinci asrın ortasında Hindistan’da vukua gelen büyük bir zelzele 300.000 kişiden fazla insanı öldürmüştü. Fakat bundan evvel Çin’deki bir zelzelede 800.000 kişi ölmüştü. Şimdi nispeten daha yakın zamanlara gelirsek bu geçmiş facialardan geri kalmayan yenilerini de görebiliriz. Meselâ Akdeniz’e mücavir Pele dağının eteğinde bulunan St. Pierre şehri bir volkanın birdenbire indifaı ile büyük bir felâkete uğramıştı. İndifadan bir gece evvel anî olarak yakıcı bir kasırga kopmuş, bu kasırga ancak bir iki saniyelik müddetle geçtiği bütün yerlerdeki taşları bile kor hâlinde birer ateş parçası yaparak bütün şehri baştan başa taramış ve 28.000 insanı bir an içinde ciğerlerini yakmak suretiyle öldürmüştür. Kasırga sahasında bulunan gemilerin personelleri kaynayan denizin sıcaklığıyla yanmışlardır. Fakat bu ateş kasırgası St. Pierre’i taradıktan sonra orada durmamış, civardaki St. Philomene şehrine atlayarak orasını da gene birkaç saniye içinde kıpkırmızı bir kor hâline soktuktan sonra büyük bir arazi kısmını silip süpürmüştür. Pele dağındaki bu afetin bilançosu bir anda 63.000 insanın ciğerleri kavrularak ölmesi, 14 geminin batması ve 25 kilometrelik bir sahanın harabe hâline gelmesiyle kapanabilmiştir. Bunlar tarihte geçen tabiat afetlerinin pek küçük bir kısmıdır. Ve sebep netice prensibi cephesinden tetkiki gereken birer hadisedir. Her hadise muhakkak birtakım sebeplerin neticesi olduğu gibi, gene her hadisenin muhakkak birtakım neticeleri mevcuttur. Şu hâlde geçen yazımda da belirttiğim gibi, hadisatın sebeplerini ve neticelerini araştırmak zahmetine katlanmak şartıyla, insanların şimdiye kadar anlamadıkları ve kimisinin çözülmez bir muammadır hükmünü verdiği, kimisinin rastgele olaylardır dediği ve kimisinin de omuz silkip geçtiği bu hadiselerdeki sebep ve netice zincirini ancak bunların derin ve bilgili düşüncelere dayanan müşahedeleri yardımıyla çözebiliriz. İşte bizim şimdilik bu ilk serideki yazılarımızın gayesi her insanın olduğu kadar bilhassa münevverlerin, etrafımızda cereyan eden veya edecek olan büyük tabiat hadiselerini bu cepheden görüp düşünebilmeleri lüzumunu tebarüz ettirmektir. Bu sırada daima göz önünde tutulması icap eden ve düşünceye ışık tutacak olan ana bilgi şudur: Her hadisede bir mana vardır ve bu mananın tekâmülü hızlandırma gayesine matuf olan esas veçhesi bir nizamın ve tertibin dünyamızdaki akışını sağlayan büyük idareci bir mekanizmanın mevcudiyetini ifade eder. Ve hadiseleri sırasıyla, yoluyla, yerinde olarak birbirine bağlayan birsürü tesir ağı bu mekanizmanın lüzumlu ve kudretli bir vasıtasıdır. 19.12.1958


ÜÇÜNCÜ YAZI: 

Evvelki iki yazımızdan birincisi umumî olarak dünyanın uzvî ve hayatî bünyesini destekleyen şuurlu ve idrakli dünyaüstü bir idare mekanizmasının mevcudiyetine ait bazı mütalâaları ihtiva eder. İkincisi, dünyada gelmiş geçmiş normalüstü bazı tabiat olaylarından ve bunların insanlar arasında yapmış oldukları ıstıraplı ve korkunç görünen neticelerinden ve bu neticelerin illiyet prensipleriyle olan münasebetlerinden bahseder. Bu yazı ise mutat olmayan ve felâketli görünen bu büyük tabiat hadiselerinin gene illiyet prensibi karşısında kâinattaki o büyük idare mekanizmasına olan bağlantısını ve bütün inkişaf eden memleketlerde olduğu gibi memleketimizin de bu bağlantı sahasının dışında kalamayacağını belirtecektir. Bu yazı bundan evvel yazmış olduğum yazıların hedef tuttuğu noktayı belirtmek gayesine matuftur. Orada bazı felâketli tabiat hadiselerinden ısrarla bahsedişim, tebarüz ettirmek istediğim bir problemin daha iyi bir izahını sağlamak içindi. Bu problem nedir? Bundan sonra gelecek ilk yazılarımda vazıh görüşmelerini yapabilmek imkânına kavuşacağımızdan emin bulunduğum bu problemin şimdilik elimden gelebildiği kadar izahını yapmaya çalışacağım. Geçen iki yazımda da az çok belirttiğim gibi bütün bu olağanüstü tabiat hadiselerinin büyük hedefleri vardır. Ve bunlardan birisi de o hadiselere şahit olan veya mukadderleri o hadiselere bağlı bulunan birsürü insanın tekâmül etmesidir. Bir yerde beşeriyetin felâket damgasını vurabileceği büyük veya küçük ıstıraplarla müterafik olağanüstü herhangi bir tabiat hadisesi zuhur ederse orada muhakkak kütlevî, yani az çok geniş bir insan topluluğunu ilgilendiren tekâmül mevzu bahis olur. Dünyada gelip geçen bütün felâketli zamanları mutlaka az çok belirli bir tekâmül hızı takip etmiştir. Bu tekâmülün; o sırada ölenler, yani felâkete kurban oldu denilenler için de böyle olup olmadığını münakaşa etmemize bu yazılarımızın muhtevası bugün henüz müsait değildir. Ve esasen bu husus diğer müşahedeleri elde ettikten sonra daha geniş bir bilgi kadrosu içinde düşünülebilecek bir durum arz eder. Biz şimdilik böyle tabiat afetlerinden bakiye olarak dünyada kalan insanlardan bahsediyoruz. Filhakika dünyada vaki olan bütün felâketler ferdin ve cemiyetin tekâmülünü muhakkak hızlandırıcı bir âmil olmuştur. Bundan başka, insanların dünya üzerinde yer yer ve zaman zaman tekâmüllerinin süratlendirilmesi de esasen bir tabiat kanunu icabıdır. Ve tarih boyunca vuku bulmuş sayısız hadiselerin tetkikiyle anlaşılacağı gibi dünyamız bugünkü tekâmül seviyesine işte böyle topluluklar arasında zaman zaman vaki olmuş büyük içtimaî ve tabiî hadiselerin insanlara yaptırdığı hamlelerle ulaşabilmiştir. Mesele bu bakımdan gözden geçirilince bu hadiseler -ne kadar felâketli olursa olsun- insanlık için bir yükselişin ve kurtuluşun hem sebebi, hem de ifadesi olarak görünür. Gerek bilgi, gerek kültür iktisabında tekâmül ve inkişaf hızını arttırmak gayretiyle senelerden beri çırpınıp duran memleketimizde de elbette bu hızı liyakatlerimize uygun bir şekilde her sahada temin edici bazı hadiselerin vuku bulacağını beklemek tabiatıyla bir icap olur. İşte biz bu gibi hadiselerle karşılaştığımız zaman bu bekleyişimizin bizlere ne derece faydalı kazançlar temin edeceğini de bu yazılarımızla şimdilik hiç olmazsa hissettirmeye uğraşıyoruz. Ve ilerde zamanı geldikçe bu hissedişlerimizi yavaş yavaş daha geniş bilgi ve idraklere doğru götürecek olan görüşmelerimize muntazaman devam edeceğiz. Bu büyük hadiselerin ilk anlarda; evvelce bahsettiğimiz büyük afetler gibi geniş çapta olmayacağını, hesap ve kitaplara dayanan tekâmül mevzuunun icaplarından istihraç edebiliriz. Binaenaleyh önceleri gayet basit ve dünyada sık sık görülebilen bazı olağanüstü ve nispeten küçük hadiselerin memleketimizde de vuku bulabileceğini hesaplayarak idrak ve bilgi kapasitelerimizi ona göre alıcı ve faydalanıcı açık bir anten hâlinde hazır bulundurmamız bizim için elbette çok faydalı ve hatta lüzumlu olur. Acı bir ilâcın mühlik bir hastalığı def etmesi gibi, elbette az çok acılığı bulunan bu türlü olayların karşısında tiksinmek veya şaşırıp kalmak insana büyük bir şey kazandırmaz. Fakat öyle bir hengâmede bu yazılarımızın taşıdığı manaları iyi hazmetmiş olup tatbikatta olanları kullanabilenlerin istifadesi büyük olur. Binaenaleyh daha iyi tebarüz ettirmiş olmak için bu manaları kısaca ve şimdilik son söz olarak tekrar ediyorum: Her olayın bir sebebi vardır. Bu sebep de ağırlaşmış bir tekâmül hızını arttırmaya matuftur. Keza ne kadar az veya çok felâketli görünürse görünsün her hadise hayırlı, iyi ve insanların yükselmesi için lüzumlu unsurları hazırlayan birsürü neticeyi peşinden sürükler. Şu hâlde bunlar tabiatın rastgele birer kötü tesadüfü değil, yüksek kâinat kanunlarına dayanan şuurlu ve idrakli bir idare mekanizmasının tertipleri, nizamları ve icaplarıdır. Bu idare mekanizması elbette dünyamız üstü bir kudretin ifadesidir. İşte bütün bu olayların ve gelecek şeylerin insanlara açıklanması lâzım gelen şu andaki en önemli manası da onların bu idare mekanizmasını ispat edici birer delil ve birer ışık mahiyetini taşımış olmalarında mündemiçtir. İlerisi daha çok derinleşen bu büyük hakikati şimdilik ancak bu kadarcık ve biraz da müphemiyet içinde ifade edebilmiş oluyoruz. Fakat bu kısa izahlar gelecek günlerimiz için kâfidir. İlerde, daha müspet müşahedeler karşısında daha açık ve daha geniş ölçüde görüşeceğimizi ve bu suretle de yazılarımızı okuyan dostlarımıza bu yoldaki bilgilerinin artması babında daha faydalı olabileceğimizi kuvvetle umuyorum. 23.12.1958, İstanbul


Sözlük:
âmil: sebep
babında: bakımından 
bakiye: geri kalan 
cehit: çaba 
hadisat: olaylar 
hulâsa: kısaca 
hükema: bilim adamları 
içtimaî: toplumsal 
iktisap: elde etme, kazanma 
illiyet: nedensellik 
indifa: püskürme 
inkişaf: gelişim 
istihraç: sonuç çıkarma 
izan: anlayış 
kâinat şümul: evrensel 
mahşerî: toptan, bütünsel 
matuf: yönelmiş 
mudil: karmaşık, zor
mutat: olağan, normal 
muvazene: denge 
mücavir: yakın 
mühlik: öldürücü 
mündemiç: saklı, gizli 
münevver: aydın 
müphemiyet: belirsizlik 
natam: eksik 
riayetkâr: uyan, uyumlu 
selâmet: kurtuluş 
seylâp: sel, taşkın 
şümullü: kapsamlı 
tahakkuk: gerçekleşme 
tebarüz ettirme: belirtme 
temadi: devam, sürüp gitme 
temayül: eğilim 
vazıh: açık 
SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru