17.10.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
İPNOZ VE REGRESYONDA HAFIZANIN ROLÜ  
İpnoz ve Regresyonda Hafızanın Rolü Ergün Arıkdal

İPNOTİK SÜJEDE hafıza meselesi çok önemlidir. Bu hafıza normal, şuuraltı bir depolanma olabileceği gibi, “kripto” dediğimiz gizli bir hafızanın varlığı da söz konusudur. Ama gizli hafıza dediğimiz kriptominezik durum her zaman, her insanda ortaya çıkan bir şey değildir. Yani her ipnotik süjede, her manyetik süjede böyle kriptominezik bir bellekle karşılaşmamız mümkün değildir. Onlarda daha ziyade kendileri belli bir yere konsantre ettirildikten sonraki dikkatlerinden doğan bir bellek hakim durumdadır. Kendiliğinden dikkat olayındaki bellek; normal, öğretilen bellekten daha güçlüdür. Bu durumda bütün detaylar hıfzedilebilir. Kendiliğinden dikkat hali, bazı şeylerin çok daha çabuk ve hızlı öğrenilebilmesi için kullanılan bir yöntemdir. Zaten süjelerin dikkatini kontrol altına almamız mümkün değildir. Onların kendiliğinden, spontan bir dikkatleri vardır; sizin kendi kulağınızla duymadığınız şeyleri onlar duyarlar. Trans halindeyken yan odadan gelen ya da sokaktan geçen herhangi iki insanın mırıltılı konuşmasını anlayabilir veya çok çok ileriden gelen bir sesin ne manada olduğunu söylerler. Siz aynı sesi duysanız, o size manasız bir ses akışı, bir gürültü gibi gelebilir ama süje, kişinin “simit var” ya da “sucu geçiyor” veya “portakal var” diye bağırdığını duyar. Onların bu şekilde detaylara inebilecek bir kabiliyetleri vardır.

Regresif bir ipnoz üzerinde çalışıyorsanız yani gerilere doğru kayıyorsanız elbette ki bu, beynin saklama, depolama kabiliyeti ile alakası olmayan bir durumdur. Çünkü beynin, hafızanın anılarını depolamak konusunda kendine göre bir yöntemi vardır ve bu depolama yöntemi regresyon esnasında ortaya çıkan olaylarla pek bağdaşmaz. Bu konuyla ilgili birtakım tecrübeler yapılmıştır. Biz regresif hafıza dediğimiz hususu doğrudan doğruya perisprital hafıza olarak ele alırız. Spiritüel literatürde ve anlayışta bunlara “perisprital hafıza” derler. Yani ruh ve beden ilişkisi esnasında arada medyatörlük yapan bir perispri alanı vardır. Bu alan, bedene yaklaştıkça hertz olarak düşük bir dalga boyuna, ruha yaklaştıkça da –tabi bunlar aynı mekanda bulunmuyor, bir kavram olarak ele alın– yüksek frekanslara ulaşır yani homojen değildir. Sol tarafı beyaz olan bir kağıdın sağa doğru gittikçe esmerleştiğini, renginin siyaha doğru koyulduğunu, en sonunda da siyah olduğunu düşünün. Arada ara renkler olduğunu, grinin, siyahın tonları olduğunu düşünün. Yani degrade dediğimiz, her tarafı aynı grilikte veya siyahlıkta olmayan,derecelendirilmiş bir renk tonu. İşte perisprital alanın titreşimleri de tıpkı bu şekilde derecelendirilmiştir. Dediğim gibi maddi yöne bağlı olan tarafı daha kaba, daha ağır işleyen, daha basit titreşimleri taşır. Psişik yöne bağlı olan tarafları da daha yüksek, daha hızlı titreşimleri taşır. Burada anıların, daha doğrusu bunların her birini bir şuur olayı olarak kabul ederseniz, bütün bu şuur olaylarının ruhsal varlık tarafından şifrelenmesi, kodlanması, sembolik bir tarza sokulması lazımdır. Biz bunları belli çağrışımları yapabilecek şekilde hafızamıza tekrar bağlıyoruz. Ayniyle değil, çağrışım yapması çok önemlidir. İnsan varlığı yani ruhumuz kendi tecrübelerini, görgülerini ve bilgilerini bu perisprital alanın münasip titreşim seviyelerine uygun hale getirir. Yani bazı anılar psişik seviyeye daha yakın, bazı anılar da fizik seviyeye daha yakındır. Bütün anılarımız olduğu gibi, tek bir yere girilmez. Monoton bir dağılım yoktur, gayet değişik bir dağılım şekli vardır. Çünkü tek bir olayda, örneğin bir tartışma olayında, bizim birçok niteliklerimiz biraraya gelir; duygularımız harekete geçer, fiziki içgüdülerimiz harekete geçer, birtakım daha başka türlü hareketler de vardır. O anıların hepsini biraraya getiremezsiniz, duygusal bir anınızla fiziki bir acının anısını aynı yere koyamazsınız. En basiti şunu söyleyeyim: Bir çocuğun bir hatasından dolayı ebeveyni tarafından azarlandığını veya belki de ufak bir fiskeyle yanağına vurulduğunu ya da annesinin poposuna vurduğunu düşünelim. Burada esasında iki türlü uyaran vardır: Biri duygusal bir uyarandır yani orada çocuk önce bir heyecan hayatı yaşar; korkuyla birlikte annesinin kendisine söylemiş olduğu sözlerden dolayı üzülür. Annesinin üzülmesinden de üzülebilir. Ama bir taraftan da poposuna yediği şamarın verdiği fiziki bir acı vardır. Bunların ikisi de hafıza olarak aynı perisprital bölgede yerleşmez. Heyecansal olanlar yani psişiğe yakın olaylar, psişik kademeye uygun birtakım yerleşim bölgelerine, öbürleri de fiziğe yakın bölgelere yerleşir. Dolayısıyla bunların çağrışımlarında da bazen güçlükler olmaktadır. Fiziki birtakım uyaranlar bazen fiziki çağrışımlar yapabilmekte, bazen de hiç fiziki çağrışım yapmadan, doğrudan doğruya psişik çağrışıma doğru gidebilmektedirler. Esasında fiziki bir hadise sizde psişik bir haz yaratır, bir anı. O fiziki bir anıdır: Koşmuş, düşmüş ve bir tarafınızı kırmışsınızdır. Fakat siz onu belli bir zaman içerisinde tekrar hatırladığınızda o sizde fiziki bir acı meydana getirmez. Yani o acıyı tekrar hissetmezsiniz, o acı tekrar canlanmaz zihninizde. Ya da bazı kazalar olur, insanlar oturup hep beraber gülerler. Onların da hem bir fiziki yanı hem de bir heyecansal yanı vardır. Bazen fiziki olanlar heyecanı, heyecansal olanlar da fiziki olanı çağrıştırır. Perisprital hafızamızda bütün anılarımız not edilmiştir, dikte edilerek oraya kaydedilmiştir. Hiçbir şekilde en ufak bir unutma, en ufak bir yok olma söz konusu değildir. Hatta yıpranma ya da çarpılma bile söz konusu değildir. Yani bir anı orada burulmaz, burkulmaz. Şöyleyken böyle olmaz, yer değiştiremez. Ancak, şöyle bir şey olabilir; belki yaşarken, günlük hafızamızda, şuuraltının kendini kollamak açısından yapmış olduğu birtakım eğmeler, bükmeler olabilir. Onlar o kadar önemli değildir.

Özetle; regresif ipnozda perisprital hafızadan birtakım bilgiler elde edilebilir. Çünkü ipnotik transın meydana getirmiş olduğu birtakım kolaylıklar vardır. İpnotik trans, pşise ile beden arasındaki akışkanların daha seyyal ve daha kolay olmalarını sağlayacak bir ortam yaratır. Duyular dışı algılamaların trans esnasında daha güçlü olmalarının sebebi de budur.



Beyin Dalgaları ve Şuur Durumları

BEYİN DALGALARI frekanslarına göre alfa, beta, teta ve delta dalgaları olarak sınıflandırılmışlardır. Bunlar tıbbın elektrotlarla dalgaları ölçmesi sonucunda tespit edilmişlerdir. Bu dalgaların bugün en çok biyofeedback çalışmalarında kullanıldığını biliyoruz. Ayrıca rölaksasyon ve meditasyon çalışmalarında da bu dalgaların kontrol edilmesi meselesi çok önemli bir yer tutmaktadır. İnsanın kendi beyni ile fevkalade pragmatik bir diyalog kurabilmesi için bu dalgaların ne olduğunu bilmek gerekmektedir. Ben, genelinde bu dört dalga hakkında da birer cümle ile size bir şeyler söylemek istiyorum. Aslında sadece dört dalga yoktur, gerçekte çok daha karmaşık modeller de oluşturulabilir ama şimdilik böyle kabul edelim. Belirli şuur halindeki dalga özelliklerine göre yapılan birtakım sınıflandırmalar şu şekilde basitleştirilmiştir. Beta dalgaları: Beyinde 13-30 hertz’lik dalgaların hakim olduğu bu şuur hali her şeyden önce uyanık iken, gerginlik ve stres durumlarında belirmektedir. Bunu unutmayalım, bu önemlidir.

Alfa dalgaları: Bizim duyular dışı algılama konusunda yani bütün psişik çalışmalarımızda en önemli olan, beyinde bu dalganın hakim olmasıdır. Bu dalganın 8 ile 12 devirlik bir ritmi vardır. Gevşeme durumuna has olup, ki rölaksasyon dediğimiz durumdur bu, şuurun uyku ile uyanıklık arasındaki durumunu ifade eder. Derin rölaksasyonun maksadı zaten bu uyku ile uyanıklık arası devreyi ortaya çıkartmaktır.

Teta dalgaları: 4 ve 7 hertzlik dalgalardır. Bunlar uykuda ve derin meditasyonda hakimiyet gösterirler. Bu devrede, “Şuuraltı aktiftir ve öğrenme kabiliyeti de çok büyüktür” deniyor. Demek ki, teta dalgaları perisprital hafızanın randımanlı bir şekilde çalışması için lüzumlu olan bir husustur. Fakat teta dalgalarına girebilmek o kadar kolay bir iş değildir. Uykunun dışında yani bir çeşit ölümcül bir letarji içerisine girmek gerekir ki böyle letarjik bir duruma herkes giremez, girse bile letarjiden tekrar sıyrılma meselesi de oldukça büyük bir antrenman ister. Bazı sufiler, bazı yogiler ve bazı mistiklerde teta dalgalarının hakim olduğu hallerin ortaya çıktığını biliyoruz.

Delta dalgaları: Bunlar da derin uykuda ortaya çıkıyorlar. Bu hal, bedenin iyileşme ve bağışıklık sistemini destekliyor. Onun için hastaların bol bol uyuması sağlanır. Bilhassa delta dalgaları çıkarabilecek şekilde derin uykuya giren hastanın iyileşmesi fevkalade çabuk olur, vücudu direnç kazanır ve bağışıklık dediğimiz, hastalığı meydana getiren duruma karşı bir galibiyet elde eder.

İpnozla, bilhassa regresif ipnozla, regresyonla uğraşırken, insan varlığının nasıl mahiyette olduğunu, ne gibi gizli şeyleri bulunduğunu çok yönlü olarak özellikle de modern tıbbı, modern araştırmaları, çalışmaları da nazari itibare alarak çok iyi öğrenmek lazımdır.

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru