15.08.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
FOTON KUŞAĞI  


FOTON KUŞAĞI

Güneş sisteminiz büyük olasılıkla 1996 yılından sonra foton kuşağı denen büyük bir ışık kuşağına girecektir. Foton kuşağı yeniden bilinçlenmenizi, DNA ve çakra sistemlerinizin değişmesini sağlayacaktır. Bu inanılmaz kuşak sadece sizi değil gezegeninizi ve güneş sisteminizi de ebediyen değiştirecek, üçüncü boyuttan beşinci boyuta aktararak Sirius yıldız sistemine daha yakın bir konuma geçmenizi sağlayacaktır.
Işık parçacıklarından oluşan ve şekli dev bir simiti andıran foton kuşağı, bilim adamlarınız tarafından ilk kez 1961 yılında Pleiades yakınlarında keşfedildi. Bir foton ışık parçacığı, anti elektronla (pozitron) elektronun çarpışması sonucunda oluşur. Bu anlık çarpışmanın sonucunda ortaya çıkan kütle foton olarak bilinen enerjiye dönüşür. Bilim adamlarınız her parçacığa karşılık bir anti parçacık olması gerektiğini düşündüler, 1950’lerde anti- protonlar ve anti-nötronlar artık sizce de bilinir hale geldi. Bilim adamlarınızın ileri sürdüklerine göre bir anti-parçacıkla parçacığın, örneğin bir anti-protonla protonun çarpışması sonucu ortaya çıkan şey foton enerjisidir. Bu enerji gelecekteki tüm gereksinimlerinizi karşılayan ana kaynak olacaktır.
Foton kuşağı üç kısma ayrılabilir. Önce kör bölgeden geçeceksiniz, bu işlemin tamamlanması kabaca 5-6 gün alacak ve bu sürenin 3 günü tamamen karanlıkta geçecek. Bunu takiben kuşağın ana bölümüne girecek ve hiç sona ermeyen bir ışığı yaşayacaksınız, yani hiç gece olmayacak, günün 24 saati gündüz olacak. Foton kuşağındaki bu yolculuk genellikle 2 bin yıl sürer ve güneş sisteminizin yine kör bölgeden geçerek kuşağın öteki ucundan dışarı çıkışıyla sona erer.
Bununla birlikte, Büyük Yaratıcı Güç (Tanrı) bu devrede güneş sisteminizin boyutlar arası bir “kurtarma baloncuğuna” alınmasına karar vermiştir. Bu baloncuk güneş sisteminizi iterek beşinci boyut yoluyla foton kuşağının dışına çıkaracak ve Sirius yıldız sisteminden 3 ışık yılı uzaklıktaki bir konuma (şu anda Sirius dünyadan 8,3 ışık yılı uzaklıktadır) geçirecektir. Baloncuğa 2012 – 2013 yılı civarında ulaşacaksınız. Bu devre bitip baloncuğa ulaştığınızda 24 saatlik gündüz deneyimi sona erecek ve yeniden yaklaşık 12 saat gündüz, 12 saat gece programına geri döneceksiniz.
20-30 yıldan beri dünyanın manyetik alanı derece derece neredeyse sıfıra doğru azalıyor. Birçok dünyalı bu fenomeni, yüzyılın sonunda meydana gelecek büyük bir kutup değişiminin kanıtı olarak kullanıyor. Ancak, Konseyin Siriuslu bilim adamları bir kutup değişiminin meydana gelmeyeceği konusunda size güvence verebilirler. Dünyanın manyetik alanındaki bu değişiklik, foton kuşağının güneş sisteminize yaptığı basıncın bir yan ürünüdür.
Foton kuşağı tezahür ettiğinde hiçbir elektrikli aygıt çalışmayacaktır. Bu pillerin ve elektrik devrelerinin çalışmayacağı anlamına gelir. Kör bölgeye yaklaşırken meydana gelmesi beklenen bir başka büyük gelişme de gezegenin atmosferindeki ve yüzeyindeki basıncın artmasıdır. 1960’lardan günümüze dek uzanan depremsel faaliyetlerdeki artışın da işaret ettiği gibi bu basınç şimdiden gerçekleşmeye başlıyor. Dünya halen dört bir yanda depremlerin arttığı bir devir yaşıyor, aynı şey yanardağ faaliyetleriyle ilgili olarak da söylenebilir, ayrıca hava koşullarınızda da geleneksel su devrelerine basınç yapan çarpıcı bir değişim olmuştur. 1970’lerin başında ortaya çıkan ozon delikleri, kısmen foton kuşağının yaklaşmasının neden olduğu bir başka kritik değişikliği işaret etmektedir. Daha da önemlisi, yaklaşan bu olay güneşinizdeki lekelerin artmasına sebep olmuştur. 1987 ve 1988 yıllarında Siriuslular güneşinizin süptil bedenlerinin kutbiyetini değiştirdiler. Eğer bu yapılmasaydı, güneş foton kuşağının kör bölgesi tarafından yok edilir, dünya da buharlaşır giderdi. Değişiklik boyutlar arası bir hologram (ışık zarfı) kullanılarak gerçekleştirildi. Bu hologram daha sonra güneş sisteminizi Sirius’a yakın bir konuma taşımakta kullanılacaktır.
Şimdi foton kuşağı senaryosunu tekrar gözden geçirip neler olacağını görelim. Büyük bir olasılıkla bu 1996’dan sonra yer alacak bir zamanda vuku bulacak. Eğer bir değişiklik olmazsa, şu anda görüldüğü kadarıyla gezegeniniz kör bölgeye girerken bir karanlık deneyimleyeceksiniz, aniden alaca karanlık yerini tam bir karanlığa bırakacak. Bu tıpkı gezegen bir dolaba sokulup kapı arkasından kapatılmış gibi olacak. Güneş gözden kaybolacak ve zifiri karanlık gökyüzünde yıldızları göremeyeceksiniz. Kör bölgenin basıncı güneşin ve yıldızların ışığını tamamen emecek ve gündüz geceye dönüşecek.
Karanlıkla birlikte kör bölgeye girdiğinizi anlayacaksınız, değişim dönüşüm süreci başlayacak. Karanlığın yarattığı şoku kabullenmeye başlarken bir başka şeyin daha vuku bulduğunu fark edeceksiniz. Elektrikli aygıtlarınız artık çalışmayacak, düğmeye bastığınızda elektrikler yanmayacak ve arabalarınız çalışmayacak. Bu inanılmaz zorluklara rağmen bedenlerinizde harikulade şeyler olacak. Gezegenin manyetik alanları çöktüğünde dünyadaki tüm atomlar değişim geçirmeye başlayacak. Bedeninizdeki atomlar da yarı eterik bir beden oluşturmak üzere değişecek ve bilincinizi kuşatan perde kalkacak. Artık sınırlı üçüncü boyut realitesinde değil, galaktik ışık realitesinde yaşayan insanlar olacaksınız. Lyra takımyıldızını terk ettiğiniz günden bu yana sahip olmanız gereken fiziksel ve psişik yeteneklere tekrar kavuşacaksınız. Artık beşinci boyuta, yani Yuva’ya dönüş süreciniz başlayacak.
İkinci gün, atmosfer sıkışmaya başladığında kör bölgenin dünyanın yerçekimi üzerinde yaptığı basıncın etkisiyle sıkıştığınızı ve şiştiğinizi hissedeceksiniz, bu şişkinlik yalnızca iki gün sürecek. Atmosferiniz sıkışıp basınç artacak, tüm maddeler basınç yüzünden yoğunlaştığında en büyük tehlike nükleer maddelerden gelecek, çünkü zincirleme reaksiyon sonucunda öldürücü radyoaktif ışınlar ortalığa yayılacak. Öte yandan zincirleme nükleer reaksiyonlar muazzam yangınlara da yol açabilir. İşte bu yüzden Galaktik Federasyon nükleer tehlikeleri önlemek için teknik personelin ve gemilerin gezegeninize inişine izin verecektir.
Hissedeceğiniz bir sonraki değişiklik güneşin tümden ortadan kaybolmasının yol açtığı soğuk hava olacak. Bu çok büyük bir ısı düşüşü, bir tür buzul devri soğuğu olarak deneyimlenecek. Değişimin üçüncü gününde şafak sökmesini andıran hafif bir ışığın gezegeninizi kuşatmaya başladığını görecek, sonra da foton etkisinin başlangıcını deneyimleyeceksiniz. Foton etkisi çok önemlidir, çünkü yeni bir enerji kaynağına sahip olmanızı sağlayacak ve dünyanızın fosil yakıta olan bağımlılığına son verecektir. Bu enerji ayrıca uzay yolculuğu yapabilmenizi de mümkün kılacaktır, çünkü Galaktik Federasyonun uzay gemilerinde bu enerji kullanılmaktadır. Üçüncü ve dördüncü günden itibaren zayıf da olsa foton enerjisiyle tanışacaksınız.
Dördüncü gün sona erip beşinci gün başladığında hava ısınmaya başlayacak ve yeniden gün ışığına kavuşacaksınız. Üçüncü günün sonuna doğru başlayan foton etkisi artık tamamen egemen olacak ve foton ışın enerjisini kullanabileceksiniz. Dünyanızdaki her canlı foton kuşağından akan fotonlar tarafından canlandırılıp zindeleştirilecek. Yeni bir bedenle yeni bir çağa gireceksiniz. Buna ek olarak dünya dışı varlıklar ya da uzaylılar diye adlandırdığınız abi ve ablalarınız da artık aranızda olacaklar. Üçüncü boyuttan beşinci boyuta geçiş müthiş bir armağandır, çünkü bu değişimin bir sonucu olarak Pleiades kontrolünden çıkıp Sirius etkisine gireceksiniz. Bu Lyra- Sirius kültürünü benimseyeceğiniz, 25 bin yıl önce Lemurya zamanında olduğu gibi artık Sirius koruması altında olacağınız anlamına gelir. Sonuç olarak, insanlık iki bin yıldır çeşitli dinlerde kehanet edilen tarif edilemez güzellikteki Altın Çağa yaklaşmaktadır. (Sayfa: 40-53)

SORULAR VE YANITLAR

Soru- Foton kuşağı, Tanrı ışığı ya da Tanrının enerjisi dediğimiz şey midir? Hangi düzey ya da boyutlardan gelmektedir?

Washta- Foton kuşağı Tanrı enerjisinden daha düşük titreşimdedir, ama yine de büyük bir semavi enerjidir. Çeşitli yıldız sistemlerinde bilinç değişikliği yaratmak ve varlıkların boyut değiştirmelerini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Dünyanın ve güneş sisteminin birçok kez girdiği bu kuşağı yeniden deneyimleyeceksiniz, çünkü yaklaşık her 26 bin yılda bir gezegeniniz ve güneş sisteminiz foton kuşağından geçmektedir. Son foton kuşağı deneyimi 25 bin yıl önce Lemurya yok olduğu zaman yaşandı, ancak o yıkımın nedeni foton kuşağı değildi.


Soru- Bu enerjinin niteliğinden daha fazla söz edebilir ve boyutunu bizim anlayacağımız şekilde tarif edebilir misiniz?

Washta- Kuşak, üçüncü ve dördüncü boyut realitesinde iş gören, boyutsal zaman kapılarına açılışı mümkün kılan büyük bir ışık enerjisidir. Dördüncü boyut dediğiniz şey de bir zaman kapısıdır. Ne zaman dünya ve güneş sisteminiz foton kuşağına girse radyoaktif faaliyetlerde ve manyetik alanlarda büyük değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler doğal afetlere ve sizin tabirinizle felaketlere neden olur.


Soru- Söylediğinize göre foton kuşağı parçacıklar içeren dev bir simite benziyor, her zaman bu şekle mi sahiptir?

Washta- Foton kuşağının şekli zaman zaman değişmiştir, bizim tarif ettiğimiz şekil onun yeni veçhelerinden biridir. Kuşağı keşfeden bazı dünyalı bilim adamları onun muazzam miktarda gamma ışını ve ağır radyasyon parçacığı yaydığını fark ettiler, bu yüzden çok endişeleniyorlar. Dünyanız şu anda 1972 yılında Siriuslular tarafından oluşturulan büyük bir ışık baloncuğunun, bir hologramın içinde bulunuyor. Bu hologram, güneşin kutbiyetini olumsuz yönde değiştiren karanlık güçlerin eylemlerini engellemek için oluşturulmuştu. Foton kuşağının gelişine hazırlık olarak 1987 ve 1989 yılları arasında bazı düzenlemeler yapıldı. Hem Zamanın Efendilerinin, hem de Spiritüel Hiyerarşinin yarattığı enerji değişiklikleri yüzünden dünyanızda sürekli değişim dönüşümler meydana gelmektedir.
Foton kuşağına giriş tarihi, girişten iki ila altı ay öncesine dek bilinemez. Gezegeninizi olumsuz olaylardan korumak ve foton enerjisini nasıl kullanacağınızı öğretmek için dünyanıza kitlesel bir iniş yapacağız. Ama iniş tarihimiz gezegenin enerji kalıplarına ve insan bilincindeki değişimlere bağlıdır. Gezegenin enerji kalıbı foton kuşağına giriş için giderek daha elverişli hale gelmektedir.


Soru- Galaktik Federasyonun, Sirius Bölgesel Konseyini ikna ederek dünyada meydana gelecek büyük felaketleri önlediği doğru mu?

Washta- Evet doğru. Dünyanızdaki memeli deniz yaratıkları ve dünyanın Spiritüel Hiyerarşisi ilk kez 1970’lerin başında foton kuşağının yaratacağı tehlikelerin giderilmesi konusunda ricada bulundu. Galaktik Federasyon da Sirius Bölgesel Konseyinin diğer üyelerine sizin adınıza bir başvuru yaptı. Güneş sisteminiz üzerinde yargı vermeye yetkili olan Sirius Bölgesel Konseyi, daha önce insanlarınızın foton kuşağının etkilerini olumsuz anlamda deneyimlemelerine karar vermişti. Bu karar, dünyanızda mutasyona uğramış insan uygarlığı bilincini istenen düzeye yükseltemediği için alınmıştı. Ama Spiritüel Hiyerarşilerin, deniz memelilerinin ve biz Siriusluların girişimi sonucunda Sirius Bölgesel Konseyi önerdiğimiz olumlu planı kabul etti. Böylece dünyanız ve insanlarınız foton kuşağının yıkıcı etkilerinden kurtulmuş oldu.


Soru- Bana 1972 yılında ışık ve karanlık güçlerinin dünya ve güneş sistemi üzerinde kontrol elde edebilmek için çatıştıkları söylendi. Bu bize anlattığınız koruyucu hologramla ilişkili mi?

Washta- Karanlık güçler ne insanlığı ne de güneş sistemini aydınlatmamızı istiyorlardı. Güneşe tüm sisteminin değişmesine yol açacak şekilde müdahale etmeye kalkıştılar. Bu yüzden müdahale etmemiz kaçınılmaz hale geldi, çünkü dünyanın Spiritüel Hiyerarşileri gezegeninize her ne olacaksa dışardan getirilen bir planla değil, kendine özgü kader planıyla olmasını kararlaştırmıştı. Galaktik Federasyonun yanı sıra biz Siriuslular da en yetenekli bilim adamlarımızı buraya getirdik ve güneş sisteminizi bir hologram (ışık zarfı) içine aldık, böylece tüm realite değişikliklerinizi bu hologram içinde gerçekleştirmek imkanına kavuştunuz.


Soru- Daha evvel birçok kehanetin boşa çıktığını gördük. 1996 yılından sonra foton kuşağı deneyimi yaşayacağımız kesin mi? Bu yargıya nasıl vardınız?

Washta- Biz, çeşitli tapınaklarımızdaki Zamanın Görücülerinin, Zamanın Efendilerinin ve Spiritüel Hiyerarşilerin verdiği bilgileri size aktarıyoruz. Onlar güneş sisteminizin bu tarihten sonra foton kuşağıyla karşılaşacağını söylüyorlar. Bununla birlikte karşılaşmanın kesin tarihi iki önemli etkene bağlıdır. Birinci etken dünyanın bilincinin yükselmesidir. Gezegenin bilincinin yükselmesi yeryüzüne inişimizin belirtilerinden biri olacaktır. İkinci etken ise, Galaktik Federasyon, Leydi Gaia (Dünya ana) ve Spiritüel Hiyerarşinin bu konuda vereceği kararlarla ilgilidir. Olayı planlayan tüm ortaklar, verdiğimiz tarihin genel zaman çerçevesini oluşturduğunu söylüyorlar. Buna rağmen henüz ne ilk temasın kesin zamanına karar verilmiş, ne de foton kuşağına giriş için kesin bir tarih oluşturulmuştur. (Sayfa: 59-70)

FOTON KUŞAĞININ İNSAN BEDENİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Daha önce de söylediğimiz gibi dünyayı etkisi altına alacak foton kuşağı tüm dünya insanlarının fizik bedenlerini değişime uğratacaktır. İnsanların kaba fizik bedenleri ya yarı eterik ya da daha az yoğun bedenlere dönüşecektir. Şimdiki durumda tüm beden tipleri bu alandaki araştırmacılar tarafından üç kategoriye ayrılmıştır. 1- Kaba ya da fiziksel beden, yani şimdiki üçüncü boyut beden tipiniz. 2- Eterik beden. Auralara, hayaletlere ya da yüksek boyut bedenlerine benzer. 3- Spiritüel beden (ruh beden).
Et ve kandan meydana gelen şimdiki bedeniniz gelecek galaktik uygarlıkta aynı yetenek ve görünüme sahip olacak, ama tamamen yarı eterik bir bedene dönüşecektir. Bu değişim dönüşüm, bedeninizin kendini tekrar gençleştirebileceği ve gerçekten yaşlanmaz olabileceği anlamına gelir. Yarı eterik bedeniniz bir düşünce formu gibi karşılık verecektir, çünkü zihniniz düşüncelerinizi nasıl kolaylıkla değiştirebiliyorsa, bedeninizi de kolayca değiştirebilecektir. Bununla birlikte bu beden size şimdi sahip olduğunuz fizik beden gibi görünecektir.
Daha önemlisi, bedeniniz çarpıcı bir DNA değişikliği geçirecektir. Tüm dünya insanları halen 2 DNA sarmalına sahiptir. Oysa “düşüşten” önce sizler 12 sarmallı bir DNA’ya sahiptiniz. Şimdi DNA sarmallarınızın yine 12’ye çıkarılmasına yardımcı oluyoruz. Bu değişim bedenin hücresel yapısını orijinal haline döndürecek ve hücrelerinizin boyutlar arası öz bedenle (ruhla) ilişkiye girmesini sağlayacaktır. Böylece hücre, ruhun DNA’ya verdiği mesajı kolayca alıp derhal işlemden geçirebilen çok boyutlu bir yönsüz dalga antenine sahip olacaktır. Yönsüz dalgalar, yayılırken bilgi taşıma yeteneğine sahip elektromanyetik olmayan dalga formlarıdır.
Ayrıca bedeninizdeki çakralar da (enerji girdapları) değişecektir. Bu enerji merkezleri şu anda 7 adettir, omurganın dibinden başlayıp başınızın üstüne kadar uzanırlar. Birinci çakraya kök merkezi denir, o bedenin temeli ya da elektriksel zeminidir, bedenin elektromanyetik enerji hatlarını yerküreye bağlar, kırmızı renkle temsil edilir. İkinci çakra cinsel merkezdir, zevk ve esrimenin yüksek halleri olan cinsel, duygusal merkezi oluşturur, bedenin cinsel organlarının bulunduğu bölgede yer alır, turuncu renkle temsil edilir. Üçüncü çakra güneş sinirağı (göbek) üzerinde yer alır, bedenin temel duygusal (nefret, öfke, sevinç, kahkaha) merkezidir, sarı renkle temsil edilir. Dördüncü çakra kalptir, sezgilerin ya da sevginin merkezidir, kalp ve akciğerler bölgesinde yer alır, yeşil renkle temsil edilir. Beşinci çakra iletişim merkezidir, boğazda gırtlak bölgesinde yer alır, mavi renkle temsil edilir. Altıncı çakra üçüncü göz merkezidir, çeşitli vizyonlar görme ve görsel psişik yetenekleri kullanma merkezidir, kaşların arasında yer alır, çivit rengiyle temsil edilir. Yedinci çakra başın arka kısmında yer alan taç merkezidir, yüksek benlikle bağlantı kurmanızı sağlar, menekşe rengiyle temsil edilir. Aura ya da bedenin enerji alanı bu yedi merkezi kuşatır ve merkezlerin genel durumu hakkında bilgi edinmenizi sağlar. Aslında aura renkleri çakraların sağlığını yansıtır, aynı zamanda bedenin o bölgelerinin iyi çalışıp çalışmadığını da gösterir.
Yeni yarı eterik bedeninizde çakralarınız şimdi sahip olduğunuz 7 merkezden 11 merkeze çıkarılacak. İlave edilen 4 merkez, aura alanınızın tepesindeki galaktik erkek ve galaktik dişi denen boyutlar arası ya da eterik iki merkeze bağlanacak. Aslında toplam olarak 13 çakraya sahip olacaksınız, 2’si tamamen eterik, 11’i ise fiziksel bedeninize ait olacak. Bu 13 çakra şunlardır: Birinci çakra, daha önce olduğu gibi kök merkez olarak kalacak. İkinci çakra, yine cinsel merkez olarak kalacak. Üçüncü çakra, yine güneş sinirağı merkezi (göbek) olarak kalacak. Dördüncü çakra, ilk büyük değişikliği oluşturacak ve artık ona diyafram merkezi denecek. Bu yeni çakra bedenin prana ya da solunum enerjisini yeniden canlandıracağı için strese hakim olma ve sağlığa zararlı unsurları bedenden atma işlevi de görecek. Beşinci çakra, yani kalp merkezi sadece sevgi ve yüksek duygular merkezi değil, düşük duygulardan arınmış meleksi sevginin de ifade merkezi haline gelecek. Altıncı çakra ya da timüs bezi tüm faaliyetin odağı olacak. Timüs halen insan bedeninin en yanlış anlaşılmış salgıbezidir, çünkü radyasyona en duyarlı bezdir. Yaşlanmaya sebep olan dünyanızın atmosferindeki yüksek radyasyon, atmosfer yaklaşık 6 bin yıl önce (tufandan önce) parçalandığında ortaya çıkmıştı. Bu radyasyon çocukluk yıllarından başlayarak timüs bezinin hızla küçülmesine, kalp büyüklüğünde bir organdan bezelye büyüklüğünde bir organa dönüşmesine neden olur. Foton kuşağına girdikten ve insan bedeni yeni galaktik formuna dönüştükten sonra timüs bezi tekrar büyüyecektir. Bu timüs bezinin bir yetişkin bedeninde yeni doğmuş bir çocuk kadar aktif olacağı anlamına gelir. Bu yüzden insanoğlunun hastalıkları önleme yeteneği son derece gelişecek ve timüs artık büzülüp küçülmeyecektir. Başka bir deyişle, yeni timüs merkezi galaktik insanda yaşlanmayı ortadan kaldıracaktır. Yedinci çakra gırtlak, yani iletişim merkezidir, başınızdan girip bedene yayılan enerjiler için bir kanaldır. Sekizinci çakraya rüyalar kaynağı denir. Körelmiş bir çakra olan bu merkez aşağı yukarı kafatasının alt kısmına yakın, boynun tam üzerinde yer alır, bilinçli bir varlığın çeşitli rüya ve vizyonları deneyimleyebilmesi için gereklidir. Dokuzuncu çakra, bilinç için bir kontrol merkezine dönüşecek ve galaktik insanda tam anlamıyla gelişecektir. Beynin alt orta kısmında yer alır, sözde ilkel beyin ve hipofiz bezinden oluşur. Galaktik bir insanda bedenin kendini gençleştirmesine yol açacak şekilde ışığa ve radyasyona karşılık vermesini sağlayacaktır. Altıncı çakra, yani timüs bezi ve hipofiz, bedeni iyileştirecek ve canlandıracak şekilde birbirini etkiler. Onuncu çakra, üçüncü göz ya da vizyon merkezi (epifiz) olarak bilinecektir. Zihnin yüksek titreşimlerinden gelen vizyonları ve diğer mesajları yorumlamak için sekizinci çakrayla (rüyalar kaynağı) birleşir. Onbirinci çakra, taç çakra görevini üstlenir, fizik bedenin dinçleşmek için spiritüel enerjiyle bağlantı kurduğu yerdir. Taç çakra, bedenin aura alanlarının bir araya gelerek on ikinci ve on üçüncü çakra merkezleriyle bağlantılar kurabileceği yerdir. Bu son iki çakraya galaktik erkek ve galaktik dişi enerji merkezleri denir. Böylece beynin üst 11, 12, 13 ve alt merkezleri 8, 9, 10 birbirleriyle şu anda anlayamayacağınız şekilde iletişim kuracaktır.
Çakra sistemindeki bu değişiklikler sayesinde, Atlantis devrinde yapılan genetik deneyler sonucu dumura uğrayan beyin bölümleri eski şekil ve büyüklüklerine geri dönecektir. İki kuşak sonra insanoğlu tam bilinçli insanların mirası olan daha büyük beyin boşluğuna sahip olacaktır. Bu yönsüz dalga anteninizin tam anlamıyla kullanılabilmesini ve tüm psişik enerjilerin uygun tarzda işlemden geçirilmesini sağlayacaktır. Ayrıca dünya insanı sadece görme yeteneğine mahkum olmayacak, telepati, telekinezi, durugörü ve duruişiti gibi birçok psişik yeteneğe de kavuşacaktır.
Galaktik Federasyon eğer fikrini değiştirmezse foton kuşağına girmeden altı ay önce kitlesel bir iniş gerçekleştirecek ve meydana gelecek değişikliklerden zarar görmemeniz için sizi eğitecektir. İnecek grupta danışmanlar, şifacılar ve diğer personel bulunacak, ayrıca size Federasyon üyeleriyle nasıl iletişim kuracağınız da öğretilecektir, çünkü ilerde bu tür iletişime duyacağınız gereksinim çok artacaktır. Yeni bilinç sürecinizi düzene sokmayı öğrendikten sonra düşünce formlarını nasıl kontrol edeceğinizi, daha önce ölmüş kişilerle nasıl iletişim kuracağınızı ve bu bilgiyi kendinize ya da başkalarına yardım etmek için nasıl kullanacağınızı bilmeniz gerekir. Tüm bu yöntemler Federasyon danışmanları tarafından size öğretilecektir.

SORULAR VE YANITLAR

Soru-
Çakraların beta, alfa, teta ve delta beyin dalgası frekanslarıyla ilgisini açıklar mısınız? 13 çakranın uyku modelimizi nasıl etkilediği konusunda bir yorumda bulunabilir misiniz?

Washta- Dünya insanının beyninde halen işlediği şekliyle, yönsüz dalga süreci tam bir bilinçsizliği (uyku halini) gerektirir. Bu durumda beynin düzenli fonksiyonları yönsüz dalgaları aktarma ve alma faaliyetine müdahale edemez. Yönsüz dalga fonksiyonunu kullanan şimdiki beyin anteni asgari verimliliktedir. Tam bilinçli bir insanda ise yönsüz dalgalar zaten bilinçli bir şekilde mevcuttur. Bu durumda beden fonksiyonlarını asgari düzeye indirmek gerekli değildir. Bu dünya insanıyla bilinçli galaktik insan arasındaki temel farktır. Bu yüzden bilinçli insanlar dünya insanı kadar çok uykuya ihtiyaç duymazlar, çünkü dünya insanı ancak beden fonksiyonları asgari düzeyde çalışırken (uyurken) yönsüz dalgalardan yararlanabilir. Oysa tam bilinçli bir insanda bu fonksiyonlar uyanık haldeyken de yerine getirilebilir.


Soru- Çakra sistemi gelişirken insanın gümüş kordonunun, yani enerjinin göbek çakrasından (üçüncü çakra) bedene akışını sağlayan bağın değişip değişmeyeceğini söyleyebilir misiniz?

Washta- Hayır o aynı kalacaktır. Şimdi var olan gümüş kordonla üçüncü çakraya gelen ve sonra dördüncü çakra (kalp) kordonuna giden psişik yaşam enerjisi aynı şekilde işlev görecektir. Değişecek olan, onun bedende nasıl kullanıldığı ve ne kadar verimli hale getirildiğidir.


Soru- Siriusluların fizik özelliklerini tarif edebilir misiniz?

Washta- Siriuslular cilt renkleri bakımından iki tipe ayrılır. Bunlardan biri, dünya insanının aşırı soluk benizli bulacağı bir ırktır. Diğer ırk açık mavi tonda bir cilde sahiptir. Her iki ırkın da erkekleri yaklaşık 7 kadem (1 kadem =28 cm), kadınları ise 5-6 kadem uzunluktadır. Her iki ırk da dünyanızda mevcut aynı göz ve saç rengi çeşitliliğine ve aynı sayıda el ve ayak parmağına sahiptir. Görünüş olarak alışık olduğunuz insan tipinden daha ince ama daha uzun boyludurlar.


Soru- İradi imgeleme deyimini açıklar mısınız? Bu zihnin madde üzerindeki gücünü mü ifade ediyor?

Washta- Artık dünya insanları hücresel yapının büyük ölçüde zihnin iradesine bağlı olduğunu keşfetmeye başlıyorlar. Dünyanızdaki insanlar bir şey yapma konusunda ancak güçlü bir irade ya da niyete sahiplerse arzularının gerçekleşebileceğini idrak etmelidirler. Eğer arzu yeterli yoğunluktaysa ağır bir hastalığı yenmek ya da olanaksız görünen şeyleri bile gerçekleştirmek mümkündür. Şu halinizde bile zihniniz vasıtasıyla hücre yapısında değişiklikler yapma ve yeni hücreler yaratma yeteneğine sahipsiniz. Ancak insanların bu gücü yıkıcı değil, yapıcı biçimde kullanmaları için yeni bir ahlakın oluşması gerekiyor.


Soru- Yönsüz dalgalar konusunda söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Washta- Yönsüz dalga elektromanyetik olmayan bir frekanstır. Boyutlar arası girişler yoluyla yayılır ve yaratılışın tüm değişik enerjilerini meydana getiren temeli oluşturur. Işık yönsüz dalgalardan gelir. Yaratılış, Galaktik Federasyonun yaratılış mitolojilerinde “zamanın nabız atışı” olarak adlandırılan nabız atışına dayanır, çünkü yönsüz dalgalar zaman ötesi bir enerjidir. Evrensel yaşam gücü ya da ışık dediğiniz şey aslında yönsüz dalgadır, kullandığınız bu isimlerin bilimsel temeli odur.


Soru- Ben 18 soluklu bir yükseliş meditasyonuna katılıyorum. 18’inci son soluk dünyalı bir öğretmen tarafından verilemiyor, onun insanın ruhundan gelmesi gerekiyor. Bu meditasyon, bedene şifa verme ve ilk 8 hücreye ( insan bedeninde gelişen ilk hücreler) kadar temizlenme konusunda sandığım kadar etkili mi?

Washta- İnsanoğlundaki tüm değişimler yüksek benlikten kaynaklanır. Eğer yüksek benlik süreçle ittifak halindeyse belirli hücre yapılarında inanılmaz değişiklikler meydana gelebilir. Böylece çekirdeğe, yani hücresel gelişimin en temeline inmek mümkün olur. Bir kez bu gerçekleştirildiğinde gezegeninizde mucize gibi görünen şeyler yaratılabilir, çünkü insan türünün temeli bu ilk hücrelerde yatar, onlar yaşamın ilk hücreleridir, bedeninizde taşıdığınız hayat planıdır, yani mavi kopyadır. Bu çekirdek, yaşam formunun koruyucu enerjileri olan yüksek benlik ve meleksi güçlerin izni olmadan değiştirilemez, onların izni olmadan bedende mucizevi bir değişim meydana getirilemez. Ölümle birlikte bu temel hücreler de diğerleri gibi dağılırlar, ama taşıdıkları bilgi varlığın spiritüel özüyle birlikte gider.


Soru- Bu ilk 8 sekiz hücre tüm insanlarda aynı mıdır?

Washta- Bu hücreler tüm insanlarda mevcuttur, ama aralarında önemsiz farklılıklar vardır. İnsanlar çiftleştiklerinde bu ruh enerjisi modeli yumurta ve sperme geçer. Hamilelik başladığında ilk hücre ikiye bölünür, iki dörde bölünür ve dört sekize bölünür. Sekiz hücre yaratıldığında insanın mavi kopyası meydana gelmiş olur. Sonra insan bedenini yaratacak olan beden koruyucuları (semavi devalar) bu sekiz hücreyi alıp ruh gücünün ve semavi (meleksi) yargıçların arzu ettikleri bedeni oluşturmada kullanırlar.


Soru- Beden koruyucuları insan bedenini nasıl oluştururlar, genetik kodunu nasıl yaratırlar?

Washta- Beden koruyucuları tüm bireylerin karmik kalıplarını fizik bedenin yapısına dönüştürme yeteneğine sahiptirler. Bu karmik kalıba, ruh dünyada enkarne olmadan önce semavi (meleksi) yargıçlar tarafından karar verilir. Beden koruyucuları, döllenme anında kişinin genetik kodunu yaratmak için karmik enerji kalıbını bedenin ilk sekiz hücresini geliştirmede kullanırlar. Sekiz hücrenin oluşturduğu genetik kalıp daha sonra tüm insan bedenini yaratmada kullanılır. Bu inşa işlemini gerçekleştiren varlıklar, fizik bedeni oluşturmak ve bireysel ruhu hamilelik sürecinde cenine bağlamak için spiritüel manyetizmanın ileri yasalarını ve biyokimyasal süreçleri kullanırlar.


Soru- Örneğin göz rengi, göz şekli türünden aile genetiği nasıl meydana gelir?

Washta- Sekiz hücre meydana geldikten sonra beden koruyucuları insan bedenini oluşturmak için bir genetik kod yaratırlar, ki bu sorunuzda sözü edilen özellikleri belirler. Böylece boy, beden biçimi, saç rengi, göz rengi, cilt rengi ve bedenin nihai görünümünü içeren temel model ruh gücünün, semavi yargıçların ve bedenin koruyucularının arzularına göre oluşturulur. Bu nihai genetik kodlar, babanın spermi ve annenin yumurtası tarafından sunulan parametreler içinde formüle edilir. Bu yüzden şifa bulduğunuz ya da bir değişim yarattığınızda ailenizin eski kuşaklarının genetik kod havuzunu da değiştirmiş olursunuz. (Sayfa: 74-98)

DÜNYANIN UNUTULMUŞ TARİHİ

Yaklaşık 35 milyon yıl önce, Zamanın Efendileri ve güneş sisteminizin Spiritüel Hiyerarşisi dünyayı ve güneş sistemini koruyacak eterik bir yaşam formu yaratmaya karar verdi. Bu melek benzeri yaşam formu, fiziksel yönden gelişmiş akıllı ve duygulu bir primat evrimleşip ortaya çıkana kadar görev yapacak, evrimleşen primat ise gezegeninin karada yaşayan koruyucusu olacaktı. Gerçekten de 8 milyon yıl içinde dünyada primat bazlı bir yaşam formu gelişti.
Dünyadaki ilk yaşam Yaradan tarafından planlandı ve Zamanın Efendileri tarafından çeşitlilik içerecek şekilde yerine getirildi. Birden fazla kara yaratığının eninde sonunda yüksek akıl ve duygu düzeyine ulaşarak gezegene sahip çıkacağına inanılıyordu. Sonunda, yaklaşık 26 milyon yıl önce iki insan olmayan uzay uygarlığı dünyaya geldi ve koloniler kurdu. İnsan olmayan bu zeki uygarlıklardan biri Sagittarius (yay ) takımyıldızındaki az bilinen yıldızlardan gelen sürüngenimsi bir ırk, diğeri ise Orion takımyıldızındaki Bellatrix sisteminden gelen dinozorumsu bir ırktı.
Bu iki uygarlık, güneş sisteminizi kendi mülkleri gibi gören bir manda yönetimi kurdular. O sırada dünyada bulunan eterik uygarlık ve onların meleksi rehberleri, düşman tavırlı bu iki uygarlığa katlanma kararı aldılar, mandacıların tavrında er geç bir yumuşama olacağını umuyorlardı. Nitekim 8 milyon yıl boyunca onlara daha fazla sevgi enerjisi yolladıkça bu iki uygarlık dünyanızdaki memeli hayvanların akıl ve duygu kazanıp bilinçlenmelerine izin verdi. Bu tür ilk yaratık, şimdiki yunus ve balinaların atası olan bir kara memelisiydi. İlkel bir tarım toplumu oluşturdular ve diğer iki uygarlığı da besleyecek gıda ürünleri yetiştirmeye başladılar. Dinozorumsu ve sürüngenimsi uygarlıklardan teknolojik yardım almakla birlikte, onlarla pasif bir ilişki içindeydiler.
Bu üç uygarlık uzun süre birlikte yaşadı. 10 milyon yıl kadar önce üç uygarlık da boyutlar arası yolculuk yapmak için teknoloji geliştirmekle meşguldü. Bu arada farklı yıldızlardan varlıklar alışveriş yapmak için dünyaya gelmeye başladılar. Zamanla dünyadaki yaşam formu çeşitliliğinin varlığı tüm yıldız sistemlerine yayıldı ve Orion’daki çeşitli dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak gruplarının dünyanızı ziyaret etmelerine yol açtı. Yeni gelenler, dünyada koloniler kuran ırkdaşlarının kendilerinden izin almaksızın kara memelileriyle ilişkiye girmesini hoş karşılamıyorlardı, çünkü Yaradan’ın tüm dinozorumsu ve sürüngenimsi uygarlıkları kendi suretinde yarattığına, galaksideki yaşamı istedikleri gibi idare etmelerine izin verdiğine inanıyorlardı. Bu üstünlük fermanını kullanan dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak, 16 milyon yıl boyunca dünyanın her yanında şiddet ve terör uyguladı.
Orion’dan gelen dinozorumsu grup, dünyada koloni kurmuş dinozorumsu gruba baskı yapmaya ve ordusunda özel olarak eğitilmiş silahlı bir birlik oluşturması için onu zorlamaya başladı. Amaçları memeli dünyalı varlıkları yok etmekti. Memeli deniz yaratığı öncellerinin liderleri, psişik yeteneklerini kullanarak Orionlu ve dünyalı dinozorumsu gruplar arasında tehlikeli bir birliğin meydana geldiğini anladılar. Kahinlerini görevlendirerek dinozorumsu ve sürüngenimsi varlıkların kendilerine bir komplo hazırlayıp hazırlamadığını öğrenmeye çalıştılar. Danıştıkları Spiritüel Hiyerarşi de komployu doğruladı.
Sonunda Orionlu gruplar memelilerin hepsini yok edecek, ama uygarlıklarına zarar vermeyecek psikolojik bir silah geliştirdiler. Memeli grubun yaşlıları, düşmanın niyetini anlayınca onlardan evvel davranıp anayurtlarının ortasına yerleştirilmiş füzyon jeneratörlerini kullanmaya karar verdiler. Bu anayurt orta Asya’dan doğu Avrupa’nın ortalarına dek uzanıyordu. Füzyon jeneratörlerini havaya uçurarak dünya çapında bir felaket yaratmaya, böylece diğer iki uygarlığı yok etmeye karar verdiler. Dünyanın Spiritüel Hiyerarşisi ve Leydi Gaia (Dünya Ana) memeli grubunun planını onayladı. Memeliler toplumlarını ikiye bölerek savaş stratejilerini uygulamaya koydular. Buna göre, uygarlıklarının yarısı dünyadan tahliye edilerek güneş sisteminin dışına götürülecek, geri kalanlar da karaları terk edip okyanuslara sığınacaklardı. Plan gerçekleştirildi ve jeneratörler patlatıldı. Dinozorumsu ve sürüngenimsi grupların % 98’i yok edildi, geri kalan azınlık Mars ve Jüpiter arasındaki Maldek gezegenine kaçtı. Memeli grubun yaklaşık yarısı ( 30 milyonu) okyanuslara sığındı. Bilinçlerini kullanarak 4 milyon yıl içinde kendilerini yavaş yavaş suda yaşayabilen yaratıklara dönüştürdüler. Uygarlığın geri kalanları Pegasus ve Cetus takımyıldızına kaçtılar ve güneş sistemine tekrar dönecekleri kehanet edilen zamanı beklemeye başladılar.
Böylece dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak yaklaşık 8 ila 10 milyon yıl önce yok edilmiş oldu. Bir kısmının Maldek’e kaçmasından sonra dünyanın Spiritüel Hiyerarşisi gezegenin koruyuculuğunu gezegende kalan memeli deniz yaratıklarına bıraktı. Memeli deniz yaratıkları ve uzak takımyıldızlara giden kardeşleri boş kalan karaların koruyuculuğunu üstlenecek bir grup bulmaya karar verdiler. Dünyanın Spiritüel Hiyerarşisinin de yardımıyla bir aday bulabilmek için güneşten 80 ışık yılı uzaklıktaki bir bölgeyi taramaya başladılar. Bu araştırma 2 ila 3 milyon yıl sürdü. Sonunda Vega yıldız sisteminin dördüncü gezegeninde okyanuslardan yeni çıkmaya başlayan bir primat keşfettiler. Bu primatlar mitler yaratmak, dil oluşturmak, avlanma ve devşirme kültürü geliştirmek türünden uygarlığın ilk adımlarını henüz atıyorlardı. Memeliler primatların gelişimlerinin hızlandırılması için Vega yıldız sisteminin Spiritüel Hiyerarşisinden izin istediler, böylece primatlar çok kısa bir süre içinde kara koruyuculuğu yapabileceklerdi.
Genetik değişim konusunda anlaşmaya varıldı ve işe başlandı. Suda yaşayan primatlardan Vegalı insanlara dönüşme süreci hızlandırıldı. Bundan 4,5 milyon yıl önce dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifakın ileri keşif kolları dünyaya tekrar müdahale ettilerse de Leydi Gaia ve memeli deniz yaratıklarının azimle karşı koymaları yüzünden başarı sağlayamadılar. Vega’dan başlayan göç 2,5 milyon yıl boyunca sürdü. Sonunda insanlar güneş sisteminizin uçlarına kadar yayılıp bir federasyon çatısı altında birleştiler. Federasyon güneş sisteminizde koloniler oluşturmaya karar verdi. Leydi Gaia (Dünya Ana) planı onayladı, böylece Hiborniya (Hiperborea olarak da bilinir) adlı ilk dünya kolonisi kuruldu. Hiborniya aşağı yukarı 1 milyon yıl sürdü ve tam bir Lyra/Sirius tipi uygarlık oldu. Yaklaşık 1 milyon yıl önce dinozorumsu grup yenik düşmüş kardeşlerine yardım etmek için güneş sistemine geri döndüğünde, artık sistemin büyük bir kısmına insanların egemen olduğunu gördü. Kendilerine kala kala Maldek’deki koloni ve güneş sisteminin kenarına dağılmış küçük bir ileri karakol personeli kalmıştı.
Dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak yine de güneş sistemine ve komşu yıldız sistemlerine saldırmaktan vazgeçmedi, Maldek’deki koloni de kendilerine yardım ediyordu. Galaktik Federasyonun Mars, Venüs ve Dünyada yarattığı insan kolonilerini sürekli taciz ediyorlardı. Bu saldırlar Mars’ın atmosferini ve hidrosferinin (okyanus ve nehirler) büyük kısmını yok etti. Venüs keskin gaza dönüşen atmosferin neden olduğu ısınmadan dolayı sera etkisi içinde hapsoldu. Dünya’daki Hiborniya kolonisi ise tüm uygarlığı mahveden bir saldırıyla yok edildi. Sonunda dinozorumsu ve sürüngenimsi ittifak tüm güneş sisteminizin kontrolünü yeniden ele geçirdi. Yaklaşık 80 bin yıl boyunca güneş sisteminiz bu grupların ileri karakolu oldu. Sonunda Galaktik Federasyon bu ittifakı güneş sisteminden uzaklaştırmak için bölgeye büyük bir savaş gezegeni getirdi. Bu gezegenin amacı, ittifakın yönetim merkezi olan Maldek gezegenini yok etmekti. Maldek yok edildikten sonra ittifakın dünyadaki güçlerini yenmenin daha kolay olacağı düşünülüyordu. Bu acımasız plan çabucak gerçekleştirildi ve dünyanız 900 bin yıl önce yeniden insanların kontrolü altına girdi.
Dünya insanları bu kez yeni kolonilerinin Lemurya denen kıtada kurulmasına karar verdiler. Burada, hayatın her düzeyinde demokratik ilkelerin geçerli olduğu bir Lyra/Sirius uygarlığı yarattılar. Sonraki 850 bin yıl boyunca Lemuryalılar şimdi Pasifik Okyanusunun bulunduğu yerdeki ana kıtadan tüm gezegene yayıldılar. Bir dizi yavru imparatorluklar kurdular. Bu imparatorlukların en önemlisi Atlantik Okyanusunun ortasında büyük bir ada olan Atlantis’ti. Bir diğer önemli koloni bugün Çin ve Tibet denen bölgede kurulan Yü İmparatorluğuydu. Uygarlıklarını geliştirirken kültürlerinin eşsiz olduğu duygusuna kapılan Atlantisliler, kendilerini Lemurya’nın diğer yavru imparatorluklarından üstün görüyorlardı. Ana imparatorluk olduklarına inanıyor, Lemuryayı ve onlara sadık kalan diğer küçük imparatorlukları yok etmeyi tasarlıyorlardı.
Sonunda Atlantisliler, aslen Alpha Centauri ve Pleiades’deki uygarlıklar tarafından oluşturulmuş çeşitli asi savunma kumandanlıklarında bazı müttefikler buldular. Sonraki 25 bin yıl boyunca bu savunma kumandanlıkları ve çeşitli yıldız sistemlerinin ileri karakollarıyla ittifaklar geliştirdiler. Bu gruplar Lemurya’nın yok edilmesini ve Atlantis’in egemenliğini amaçlayan planlar geliştirmeye başladılar. Uygun fırsat kollayan Atlantisliler yaklaşık 25 bin yıl önce Alpha Centauri ve Pleiadesli asilerle Lemurya’yı yok etmeye karar verdiler. Yaptıkları plan başarılı oldu, ama bu arada dünyanın aylarından birini de yok etti.
O zamanlar dünya bir değil iki aya sahipti, her biri şimdiki ayınızın dörtte üçü büyüklüğündeydi. Asilerin yapmaya niyetlendikleri şey, güç alanlarını kullanarak aylardan birini aşağı doğru spiral çizen bir yörüngeye sokmak ve ay dünyayla kritik kütle konumuna (Lagranj Noktası) erişmeden havaya uçurmaktı, böylece muazzam bir meteor sağanağı Lemurya kıtasını yok edecekti.
Planı gerçekleştirdiler, ay parçalarının büyüklüğü tektonik tabakalarda bir dizi felakete yol açtı. Lemurya kıtasının altındaki büyük gaz odaları çöktü ve koca kıta sulara gömüldü. Yaklaşık 25 bin yıl önce Atlantisliler ve asi müttefikleri büyük Lemurya kıtasını işte böyle yok ettiler. Sonunda Lemurya gözden kayboldu ve bir efsaneye dönüştü. Yakınlarda bilim adamlarınızın Pasifikte yaptığı okyanus sondajları deniz dibinde geniş vadiler ve dağ yükseltileri bulunduğunu ortaya koydu ve bir zamanlar dünya harikası olan batık kıtanın bir kısmının haritası çıkarıldı. Lemurya uygarlığının yok edilmesinden sonra hiçbir şey güç açlığı içindeki Atlantis’in yükselişini ve her yere nüfuz edişini önleyemedi.

SORU VE YANITLAR

Soru- Dünyada yaşayan üç insan olmayan uygarlık hakkında daha fazla bilgi verir misiniz? Dünyaya nereden geldiler, fizik görünümleri nasıldı?

Washta- Memeli deniz yaratıkları öncelleri, gezegeninizde şu anda mevcut çeşitli memeli hayvanlardan önce burada doğal biçimde evrim geçirip gelişti. Bu olgu, kemik ve fosil olarak geride bırakılmış kanıta aykırı görünebilir. Jeologlarınız şunu bilmelidir ki, sürüngenimsi ve dinozorumsu grupların yok edilişi fosil kayıtlarındaki çoğu kanıtı da yok etmiş, sadece memeli deniz yaratıkları öncelleri gezegeninizde bir miras olarak bırakılmıştır.
Şimdi bu üç farklı türün tarifini yapalım. Şu anda dünyanızda bulunmayan iki grupla, yani sürüngenimsi ve dinozorumsu gruplarla başlayacağız. Dinozorumsu ırk kolayca tarif edilemeyecek kadar çeşitliliğe sahip olduğu için sadece iki büyük grubunu tarif edeceğiz. Birinci grup işçi ya da asker tipidir ve yaklaşık 7-10 kadem (1 kadem= 28 cm.) boyundadır. İki ayaklı bir yapıya sahiptir, ayak parmakları üçer tanedir, pençeye çok benzer, her elinde dörder parmak vardır. Bu grup çok küçük, nerdeyse hiç belli olmayan bir kuyruğa sahiptir, beden yapıları bugünkü insanlara çok benzer. Kırmızıdan yeşile, kahverenginden maviye ve mavinin nerdeyse siyahı andıran tonlarına kadar değişen pullu derilere sahiptir. İri patlak siyah gözleri vardır, burunları yok gibidir, burnun olduğu yerde iki delik bulunur. Çok ince, nerdeyse yok gibi duran ağızları ve köpek balığına benzer dişleri vardır, kulakları hiç görünmez.
Bir de lider dinozorumsu tip vardır. Bu lider tipi dünya insanlarına hiç de yabancı değildir, çünkü bugün iblis ya da gargoyle (çirkin bir insan veya hayvan başına benzeyen su oluğu ağzı) denen şeyin nerdeyse kopyasıdır. Bu varlıklar pullu, sürüngen benzeri deriye sahiptir, altışar tane olan el ve ayak parmaklarının arası perdelidir. Gözleri siyahla, kem görünüşlü kırmızımsı renk arasında değişir. İnsana benzer bir iskelet yapısına sahiptirler. Kısaca, onlara baktığınızda şeytanı görmüş gibi olursunuz!
Sürüngenimsi grup dinozorumsu işçi grubuyla aşağı yukarı aynı boydadır, yalnızca bunların denge için kullandıkları büyük bir kuyrukları vardır. Dinozorumsu gruplardan daha kaslıdırlar, bir timsahınki gibi çıkıntılı bir yüze ve dünyanızdaki sürüngenlerin dişlerine benzeyen dişlere sahiptirler. Gözleri insan gözüne daha çok benzer, dinozorumsulardan temel farkları budur. Daha çok geyiğinkine benzeyen, oynatabildikleri kulakları vardır.
Memeli deniz yaratıkları önceli varlıklar diğerleri kadar uzun boylu değildi, yaklaşık 7 kadem boyundaydılar. Yapı olarak iki ayaklıydılar ve kolları bacaklarından biraz daha iriydi. El ve ayaklarında beşer parmak vardı, kalın bir kürkle kaplıydılar. At gibi iri ve uzun bir burna, diğer gruplardan daha yuvarlak şekilli dişlere sahiptiler. Gözleri insan gözüne daha çok benziyordu ve bir kuyruk köküne sahiptiler, çok zeki ve bilinçliydiler.


Soru- Dinozorumsu ve sürüngenimsi gruplar hangi zeka düzeyindeydiler?

Washta- Bugünkü dünya insanlarıyla kıyaslandıklarında her biri birer Einstein sayılır. Her şey bir yana, uzak mesafelere uzay gemileriyle yolculuk yapabiliyorlardı. Bazıları bir noktadan diğerine ışık bedenini kullanarak gidebiliyordu. Çok bilinçli varlıklardı. Gelişmiş tarayıcı donanımları sayesinde güneş sisteminde koloniler kurabileceklerini anlamışlardı.


Soru- Dinozorumsu ve sürüngenimsi gruplar geldiklerinde gezegende hangi gruplar evrimleşiyordu?

Washta- Şimdi nesli tükenmiş, insanlarla doğrudan ilişkili olmayan bir primat vardı, doğal evrim sürecinin parçasıydılar, dinozorumsu ve sürüngenimsi grup tarafından yok edildiler. Sadece memeli deniz yaratıkları önceli grup Ural Dağlarındaki geniş mağaralara saklanarak hayatta kalabildi. Bu yüzden, gezegenin evrimleşme süreci dünyalı jeolog, antropolog ve paleontologların sandığından çok farklıdır.


Soru- Dünyadaki eterik yaratılışın sebep olduğu doğal evrimin, Vega’dan gelen insanlarla ilişkisi olmayan primatlar yarattığını mı söylüyorsunuz? Darwin’in kuramı yanlış mıdır?

Washta- Vega yıldız sisteminden getirilen insanlar farklı bir türdür, onlar dünyadaki doğal evrimin ürünü değildir. Darwin’in evrim kuramı yanlıştır, önümüzdeki yıllarda ortadan kalkacak tamamen yanlış bir varsayımdır. Dünyada mevcut hayvan ve bitkilerin çoğunun başka yıldızlardan getirildiğini öğreneceksiniz. Birçok korkunç savaş dünyanızda büyük yıkım yaratmış, yaşamın yeniden başlatılması gerekmiştir.


Soru- Memeliler kara yaratığından deniz yaratığına nasıl dönüştüler?

Washta- Memeliler tam bilinçli varlıklar oldukları için dönüşümü başarabildiler. Ama evrim sürecini tam anlamıyla tersine çevirebilmeleri yaklaşık 2 milyon yıl aldı. Başlangıçta varlıklarını eterik biçimde sürdürdüler, daha sonra fiziksel formlara dönüştüler. Bu fiziksel formu da, dünyanızın fosil kayıtlarında gezegenin ilk balinaları ve yunusları olan memeli deniz yaratıklarına evrimleştirdiler.


Soru- Balinalar ve yunuslar biyosferi nasıl koruyor?

Washta- Balina ve yunusların farklı büyüklükte olması, okyanustaki her konumun, her oyuğun farklı büyüklükte bir koruyucu, farklı bir yaşam fazı gerektirmesinden kaynaklanmaktadır, yani her türe biyosferi koruması için uygun bir form verilmişti. Yaşama kapsamlı başlangıçlar sağlamak için iri bir yaratığa ihtiyaç olduğuna karar verilmiş, kambur balina ve mavi balina gibi iri yaratıklar bu görev için seçilmiştir. Onların işi biyosferin sürekli var olmasını sağlayan ses enerjisi modelini yaratmak, yani biyosferi birarada tutan ses titreşimleri yaymaktır. Yunuslar ise kendilerini okyanusun doğal beslenme zinciriyle etkileşime adamışlar, bunu daha küçük türler haline gelerek yapmışlardır. Kambur balina gibi büyük balinalar, gezegendeki tüm yaşamın büyük tablosu için zeminin (arka planın) taslağını yaparlar. Yunuslar da büyük zemin taslağına tabloyu tamamlayan parçaları koyarlar. İnsanlar yeniden tam bilinçli hale geldiklerinde karadaki yaşamı koruma görevini üstleneceklerdir.


Soru- Maldek’i yok eden savaş gezegenine ne oldu? Bugün hala varlığını koruyor mu?

Washta- Bu savaş gezegeni 29 bin mil çapındaydı, yani dünyanın çapının yaklaşık dört katı büyüklükteydi. Bugün de varlığını sürdürmektedir. Güneşten yaklaşık 6.8 milyar mil uzaklığa varan bir yörüngeye oturtuldu. 3600 yılda bir gelir, Merkür’ün yörüngesini nerdeyse bir uçtan bir uca geçtikten sonra geri dönüşe başlar. Mars ve Venüsteki kolonilerinizi tamamen yok eden dinozorumsu grupların geçmişteki kanlı istilalarından dünyanızı ve güneş sisteminizi korumak için devreye sokulmuştu, bir güvenlik aygıtıydı. Bu savaş gezegeni, potansiyel katillere güneş sisteminizin korunduğunu ihtar eden bir unsur olarak sürekli devriye gezer.


Soru- Kutsal kitap Artemisia’dan söz eder. Bazıları da 12. gezegen hakkında bir şeyler yazmışlardır. Bunların ikisi de aynı gezegen mi? 3600 yılda bir gelen bu gezegenin dünyaya çok zarar verdiği söyleniyor.

Washta- Evet ikisi de aynı gezegendir. Dünya’ya verdiği zarar yerçekimi modelinden ve Atlantis’in yok oluşundan beri bazı Pleiadesli grupların dünyanın sorumluluğunu üstlenmelerinden kaynaklanıyordu. Ancak dünyanız şimdi Sirius’un yetki alanına girdiğinden durum değişmiştir, artık aynı zorlukları yaşamayacaksınız. Onu şimdi özellikle değiştirilmiş bir yörüngede seyrettiriyoruz, bu gezegen güneş sisteminizin iç kısmına girdiğinde Mars, Dünya, Venüs ve Merkürü artık fazla etkilemeyecektir.


Soru- Bir rivayete göre Mars gezegeninin üzerinde yer alan piramit galaktik insanlar tarafından yapılmış, bu doğru mu?

Washta- Sözünü ettiğiniz piramit, yaklaşık bir milyon yıl önce yok edilene dek kesintisiz var olan Mars uygarlığından kalma bir tapınağın parçasıdır. Bu uygarlık dinozorumsu gruplar tarafından yok edildi, Neptün’den Merkür’e kadar güneş sisteminizi işgal edip tüm uygarlıkları yok ettiler. Söz konusu tapınak insanlar için bir enerji merkezi ve ibadethaneydi. O bir bakıma, dinozorumsu işgalcilerin sebep olduğu büyük felakette yaşamını yitiren insanların anısını yad eden bir anıttır. (Sayfa: 100-126)

ATLANTİS’TEN BÜYÜK TUFANA KADAR

Lemurya’nın sulara gömülmesinden sonra Atlantisliler ve onlara yardım eden asiler, kendi hiyerarşik yorumlarının Galaktik Federasyonun daha demokratik yorumundan üstün olduğunu ileri sürdüler. Lemurya’yı ana imparatorluk gibi gören diğer yavru imparatorluklar şok olmuş, yarınların ne getireceği konusunda endişeye kapılmışlardı. Kuzey Afrikadaki Libya- Mısır İmparatorluğu, Atlantis’e kendi toprakları üzerinde bir dereceye kadar yetki veren bir anlaşma yapmayı başardı, ama varlığını koruyabilmek için Atlantislilerin istediği değişiklikleri kabul etmek zorundaydı. Asyadaki Yü imparatorluğu ve kolonileri Atlantislilere boyun eğmeyi reddettiler. Birkaç emir yayınlayarak Atlantislilerin yavru imparatorluklardan özür dilemesini ve şiddet eylemlerine son vermesini istediler.
Atlantisliler, Libya-Mısır İmparatorluğunun da desteğiyle Yü’den bu emirleri derhal kaldırmasını talep ettiler, karşı taraf bunu da reddetti. Sonunda Atlantis’in ve asi müttefiklerinin silahlı güçleri Yü İmparatorluğuna saldırıp yıkıma giriştiler. Yülüler yer altına inmek zorunda kaldılar ve bugün hala varlığını sürdüren Agarta ve Şambala uygarlıklarını kurdular. Onların bu şevk dolu eylemleri, Lemurya’nın şanlı mirasının, yani gerçek Lyra/Sirius uygarlığının yeniden oluşturulma zamanı gelene dek devam edecektir.
Atlantis’in yükselişi ve çöküşü arasında üç imparatorluk tarih sahnesine çıkmıştır. İlk imparatorluğa Eski İmparatorluk denir. MÖ. 400 binden MÖ. 25 bine kadar uzanan bu imparatorluk Lemurya ile aynı dönemde var oldu ve Lemurya’nın yıkımını planladı. İkinci imparatorluğa Orta İmparatorluk denir. MÖ. 25 binden MÖ. 15 bin yılına kadar uzanan bu imparatorluk dünyanın ilk hiyerarşik yönetimine sahne olmuştur. Üçüncü imparatorluğa ise Yeni İmparatorluk denir. Atlantis tarihinin son 5 bin yılını kapsayan bu dönem çatışmaların ve yıkımın öyküsünü içermektedir. MÖ. 15 binden MÖ. 10 bine dek uzanan son dönem, dünya insanlarını bugün hala acısını çektiğiniz genetik mutasyona uğratma dönemidir. Ama bu genetik mutasyon bizlerin de yardımıyla yakında düzeltilecek geçici bir durumdur.
Şimdi Orta İmparatorluk dönemine bir göz atalım. Lemurya battıktan sonra Atlantis’in seçkin sınıfı imparatorluğun yeniden nasıl inşa edileceği sorunuyla karşı karşıya kalmıştı. Hem tam hakimiyet kurmak, hem de diğer imparatorlukları bünyeleri içinde tutmak istiyorlardı. İlk girişimleri, Lemurya klan yapısını değiştirerek Lemurya’nın geleneksel kavramlarını seçkin sınıfın hakim olacağı bir devlet şekline dönüştürmek oldu. Bu değişiklikler başlangıçta hiç de başarılı olmadı ve gezegenin her yanında bir dizi çetin iç savaşın yaşanmasına yol açtı. Atlantisliler, daha önce dünyayı fizik anlamda dengelemek için kullandıkları yapay bir Maldek ayı getirmişlerdi. Askeri üstünlük elde etmek, iç savaş ve isyanları sona erdirmek için bu ayı kullanmaya kalkıştılar. Ama isyanlar 10 bin yıllık Orta İmparatorluk boyunca devam etti. İleri karakollardaki bazı kurnaz asiler, Atlantisli seçkin sınıfın yeni oluşturduğu klanların yönetim konseylerine sızıp yönetimi ele geçirmeleri için adamlarını yolladılar. Yönetimlere sızan asiler, Lemurya yanlısı hizbe karşı sert tedbirler alınmasında ısrar ediyorlardı. Sonunda bu ısrar Atlantisli seçkinlerin bir terör ve işkence dönemi başlatmasına yol açtı, bu da toplumsal bölünmelere sebep oldu.
Atlantisin nasıl düzene sokulacağı, gezegenin nasıl yönetileceği sorusu hala geçerliliğini koruyordu. Devleti egemen kılmak için birçok talihsiz girişimde bulunuldu. Kullanılan en başarılı yöntemlerden biri, Tanrı gücü dedikleri şeye inanç yaratmaktı. Atlantis’in asil yönetim konseyi, yetkilerini Tanrıdan alan bir hükümet modeline şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Oysa bu yönetim şekli, ülkenin 10 özerk yönetime bölündüğü Eski İmparatorluk dönemindeki uygulamaya ters düşüyordu, çünkü 10 bölgenin kralları Atlantis’in yönetim konseyini oluşturuyorlardı. Yeni düzenleme bu krallardan birini en yüce hükümdar olarak seçmeyi öngörüyor, diğer dokuz kralın da hükümdarın kabinesini oluşturması isteniyordu.
Otokrasi yükselişteydi. Orta İmparatorluğun sona erişiyle birlikte sıkıyönetim Atlantis’e tam anlamıyla egemen olmuştu. Öte yandan, Orta İmparatorlukta yetişen yeni kuşaktan birçok insan ülkeyi yöneten seçkin sınıftan memnun değildi. Yönetimin başarısız olduğuna inananlar Lemurya sistemine dönülmesini talep ederek büyük bir isyan başlattılar. Yönetim sert tedbirler alarak isyancıları İyonya ve güney Avrupa’ya sürdü. İsyancı liderler Atlantisli egemenlere boyun eğene dek İyonya’da kalmaya mahkum edildiler. İsyancılar sadece seçkin sınıfın üyelerinden değil, aynı zamanda gayrı memnun bilim adamlarından ve diğer yöneticilerden oluşuyordu. Sonunda bir yer altı direniş örgütü oluşturarak hareketi Atlantis’e taşımaya başladılar. Bu yer altı hareketi, Lemurya’ya uygarlığı getiren Siriusluların onuruna Osiris (Osirius) mezhebi denen bir mezhep yarattı.
Osiris hareketinin etkin hale gelebilmesi için Yeni İmparatorluk boyunca 3-4 bin yılın geçmesi gerekti. Sonunda Atlantisli yöneticiler İyonya’yı yok ederek bu mezhebin kökünü kazımaya karar verdiler. Pleiadesli ve Centauruslu asilerin de yardımını almaya çalışan seçkin sınıfın yaptığı hazırlık İyonyalı isyancıların gözünden kaçmadı. Bilimsel birikimleri sayesinde kendilerini yok etmek için kullanılabilecek herhangi bir ay’ın devinimlerini saptayan bir erken uyarı sistemi geliştirdiler. Bir saldırıya hemen karşı koyacak durumdaydılar.
Atlantis yıkımdan evvel Atlas adlı bir kralın yönetimindeydi. Seçkin sınıf, İyonya’ya yapılacak saldırının yer altı hareketine son verip vermeyeceği konusunda endişeliydi. Bu hazırlıklar, İyonya saldırıya uğrarsa neler olacağı konusunda endişelenmeye başlayan Libya-Mısır İmparatorluğunun seçkin sınıflarını da alarma geçirmişti. Kral Atlas Lemurya uygarlığının yeniden ihya edilmesinin gizli taraftarıydı. Hatta Kralın İyonya’daki yer altı hareketinin onuruna Osirius ya da Osiris adını verdiği bir oğlu bile vardı. Yıkımdan hemen önce Atlas kendini öldürmek isteyen komplocuları atlatmak için karısı Kraliçe Mu’yu ve oğlu Osirius’u iki farklı yöne yolladı. Kraliçe Mu ve kraliçenin kardeşi Prens Mayam’ı Atlantis ordusunun çoğunluğuyla Orta Amerika’ya gönderdi. Osirius ile rahiplerin ve kayıt tutucuların çoğunu ise Libya-Mısır İmparatorluğuna yolladı.
Atlas, Atlantis’in yıkımından sonra Lemurya İmparatorluğunu yeniden kuracak imparatorluk bölgeleri yaratmayı düşünüyordu. Ne yazık ki Osirius’un erkek kardeşi Seth’in eylemleri bu umudu boşa çıkaracaktı. Seth, Libya-Mısır İmparatorluğunun atanmış yöneticisi olarak gerçek Atlantis İmparatorluğunu yeniden kurmaya karar vermişti. İki zıt inanç Osirius ve kardeşi Seth arasında büyük bir çatışmaya yol açtı. Prens Osirius’un ordularının başında ilerdeLibya-Mısır İmparatorluğunun başına geçecek olan büyük oğlu Horus vardı. Horus amcası Seth’in niyetini sezdi ve babasını uyardı. Ama Osirius kardeşi Seth’in olumlu bir insan olduğuna ve babaları Atlas’ın vasiyetine sadık kalacağına inanıyordu, bu yüzden oğlunun uyarılarına kulak asmadı. Nitekim Seth, kardeşi Mısır’a geldiğinde onun Libya-Mısır İmparatorluğunun yeni kralı olmasına izin verdi, çünkü yasaya göre büyük oğlun kral olması gerekiyordu. Kendi krallığını kuramayacağını anlayan Seth sonunda Osirius’a saldırmaya karar verdi. Silahlı güçlerini Nil Nehrinin ötesine, bugün Ortadoğu (Sümer toprakları) denen yere götürdü.
Horus ise ordusunu Sina Yarımadasında konumlandırdı. Bu arada yeni bir oyuncu önemli bir güç olarak oyuna katılmıştı. Şambala ya da Agarta İmparatorluğu, otoritesini yeniden kurmak için Hindistan’da Agarta Kralının oğlunun yönetimi altında bir yüzey imparatorluğu kurmaya karar vermişti. Bu Agarta Prensinin adı Rama idi, imparatorluğu bugüne kadar onun adıyla anıldı. Rama İmparatorluğu başlangıçta İndus Nehri vadisinde yerleşmişti. Agartalılar, yeni imparatorluğun Seth’e ve Sümer ordusuna karşı savaşması gerektiğine karar verdiler. Agarta uygarlığı hava kuvvetleriyle Horus’u korudu, Sina Yarımadasında ileri karakollar kurmasına ve Seth’in ordusuna saldırmasına olanak sağladı. Sonunda Horus Sina Yarımadasının doğu ucunda yapılan zorlu bir savaşta Seth’i yendi ve onu öldürdü. Seth’in oğulları kutsal topraklardan geçerek bugün Ortadoğu denen bölgeye kaçtılar ve orada Sümer uygarlığının temellerini attılar.
Seth’in oğulları ve Sümerler, Mısırda yeniden egemenlik kurmaya azmetmiş, kendilerini Lemurya’dan kalan her türlü mirası tamamen yok etmeye adamışlardı. Horus’u yenebilmek için ustaca bir plan geliştirmeye başladılar. Bu tehlike, Horus’u Rama İmparatorluğuyla yeni anlaşmalar yapmaya yöneltti. Seth’in oğullarının Rama İmparatorluğuna yaptığı bir dizi saldırı, Horus güçlerinin Sümerlere karşı saldırıda bulunmalarına yol açtı. Bu yıkıcı saldırılar Avrupa, Afrika ve Asyanın, yani uygar dünyanın büyük bir kısmını mahvedecek gibi görünüyordu.
Sonunda savaşan imparatorlukların yöneticileri, kristal tapınaklara saldırmaya karar verdiler. Tapınaklar, gökkubbeyi (donmuş kristalize su tabakası) yerinde tutan kristal ağını barındırıyordu. Bu donmuş kristalize su savaşan taraflarca son çare olarak düşünülüyordu. Dahası, üç imparatorluk da sadece düşman bölgesinin sular altında kalacağına, kendi bölgelerine bir şey olmayacağına inanıyordu. Ne yazık ki kristal tapınaklara saldırılar aynı zamanda yapıldı ve gökkubbeyi çatlatacak ölçüde kristal ağ yok edildi. Böylece gökkubbe parçalandı ve milyonlarca galon suyun gökten yere inmesine sebep oldu. Kutsal metinlerinizde bu olaydan Büyük Tufan (Nuh Tufanı) diye söz edilir.
Şimdi kısaca bu gökkubbenin neden oluştuğuna bir göz atalım. Gökkubbe, biri dünyadan yaklaşık 15 bin ila 18 bin kadem, diğeri ise yaklaşık 35 bin ila 38 bin kadem yükseklikte iki katmandan oluşan dev bir kristalize su kalkanıydı. Katmanlar çok iyi inşa edilmişlerdi, gezegene yaşam bahşeden bir atmosfer sağlıyorlardı. Gökkubbe çöktüğünde atmosfer açılacak, bu da tehlikeli radyasyonların dünyaya nüfuz etmesine sebep olacaktı, sonra da kaçınılmaz olarak iklim değişiklikleri meydana gelecekti. Oysa gökkubbe varken yağmur yoktu, rüzgar çok azdı ve mevsim değişiklikleri yaşanmazdı. Savaşanlar aynı anda kristal tapınaklara saldırınca kristal ağın büyük bölümü yok oldu, bu da gökkubbede muazzam büyüklükte bir deliğin açılmasına yol açtı. Delik gökkubbenin dengesini bozunca şiddetli yağmurlar başladı. Bu ani tufan sonucunda Rama, Mısır ve Sümer uygarlıkları yok oldular, sonra tufan dünya çapında yayılarak Amerika kıtalarını, Asya, Avrupa ve Afrika’nın diğer kısımlarını ve okyanus havzalarını da kapladı.
Kırk gün süren şiddetli yağmurlardan sonra dünya tamamen değişti. İnsanlığın tüm tarihi kayıtları tufan sırasında yok oldu, geriye ağızdan ağıza aktarılan öykü ve efsanelerden başka bir şey kalmadı. Dünya insanları bu efsanelerin ne anlama geldiği konusunda düşünmelidir. Tufandan sonra şimdi üzerinde yaşadığınız dünya ortaya çıktı. Bu kadim zamanın halkları ve hükümdarları, sizin tanrı ve tanrıçalarınız haline geldiler. Sonuç olarak onların çağı sizin efsanevi Altın Çağınızı oluşturdu. Yapmanız gereken şey, anlattığımız olayların yakında gezegeninizde meydana gelecek olaylarla bağlantısını ortaya koymaktan ibarettir.

SORULAR VE YANITLAR

Soru- Bugün dünyada Atlantisten kalma herhangi bir fiziksel kanıt var mı?

Washta- Atlantik Okyanusunda, Kanarya Adaları çevresinde ve İspanya’nın güneybatı kıyısı açıklarında geniş Atlantis bölgeleri vardır. Ayrıca Bahama Adalarında ve Antil Adalarının batısındaki ve güneyindeki bölgede, yani bugünkü Küba ve Porto Riko’da böyle yerler vardır. Birleşik Devletlerin Carolina kıyılarının açıklarında keşfedilmiş, ama kamuoyuna açıklanmamış başka bölgeler de vardır. Henüz su üstüne çıkmamış çeşitli tapınaklar dünyaya indiğimiz zaman su yüzeyine çıkıyor olacaklar. Birçok devlet tarif ettiğimiz yerlerde pek çok kazı yapmış ve söylediklerimizi kanıtlayan birçok kitabe ve nesne bulmuştur. Zamanı geldiğinde Atlantis’in yeniden ortaya çıkacağından emin olabilirsiniz!


Soru- Asyadaki Yü İmparatorluğuyla ilgili jeolojik ve antropolojik kanıtlar bulabilir miyiz? Bu imparatorluğa kanıt oluşturacak bulunmuş kalıntılar var mı?

Washta- Çin’in kuzeybatı bölgelerinde bazı kalıntılar bulunmuştur. Bu imparatorluk hakkında verebileceğimiz en önemli bilgi şudur: Atlantis saldırısından sonra hayatta kalanlar Yü topraklarını terk edip Himalaya Dağlarına sığındılar ve orada efsanevi Şambala ya da Agarta uygarlığını oluşturdular. Bu alem, dünya üzerinde ve yer altında yaşayan insanları birbirine bağlayacak anahtardır. Yer altında yaşayanlar gezegeninize inişimizle birlikte ortaya çıkacak ve vaat edilen büyük buluşma gerçekleşecektir. Agartalılar, Kuzey ve Güney Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa’daki yer altı bölgelerinde yaşayan Lemurya kolonilerinin yeryüzüne çıkarak eski uygarlığı sizinle birlikte yeniden kuracağı günü bekliyorlar. Yaklaşık olarak 25 milyonluk bir nüfusa sahipler. Şimdiye dek bu koloniler güvenlik gerekçesiyle gizli tutuldu ya da son derece belirsiz bir realite olarak bilinegeldi.


Soru- Sözünü ettiğiniz Afrika’daki bölge kıtanın neresinde?

Washta- Bu yerlerden biri Lemurya’nın kayıtlarının saklandığı Mısır’daki Büyük Piramittir. Kayıtlar piramidin tabanına yakın özel ve gizli bir odada bulunmaktadır. Bu oda, tek amaçları kayıtları korumak olan devasal güçlerin yardımıyla gizli tutulabilmektedir.


Soru- Bir din ya da felsefe olarak Rama İmparatorluğuyla günümüz Hinduizmi hakkında bir yorumda bulunabilir misiniz?

Washta- Rama, Hindistan’da yüksek bir uygarlık kurmak için Agarta’dan çıkıp gelmişti. Ne yazık ki bu proje Pleiadesli ve Centauruslu asiler yüzünden uygulanamadı. Bu olay mistik Mahabbarata ve Ramayana destanlarında anlatılmaktadır. Rama İmparatorluğunun mirası çeşitli tapınaklarda saklanmaktadır, bunların bir kısmı 2-3 bin yıl öncesine, modern Hinduizmin yükselişine dek varlığını sürdürmüştür. Söz konusu tapınak kay

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru