21.01.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
İNANILMAZ BİR UFO HİKAYESİ  

İnanılmaz Bir Ufo Hikayesi

“Passeport Pour Magonia" adlı eserinde Jacques Vallée Birinci Dünya Savaşı sıralarında meydana gelen garip bir macerayı aktarıyor. 1915 yılının yaz mevsimi boyunca İngiliz savaş müfrezesi birlikleri, Gelibolu Yarımadası'nda Türklerle yapılan zorlu çarpışmalarda yenik düşüyorlardı. Savaş alanının stratejik noktalarından biri de bölgenin en yüksek yeri olan "60 rakımlı tepe" idi. 28 Ağustos günü İngiliz komutanlığı, birkaç yüz kişilik güçlü bir alay olan First Fourth Norfolk'a bu tepeyi ele geçirmelerini ve orada siperlenmelerini emretti. Hava mükemmeldi, sadece rüzgara rağmen, tepenin üstünde birkaç bulut kümesi kımıldamadan duruyordu. Norfolk'un askerleri bayırı tırmandılar, bulutların arasından, onları seyredenlerin gözleri önünde kayboldular. Onları bir daha gören olmadı. Alay tamamen yok olmuştu!
Bu olay hakkında kesin bir yargı ileri sürmekten sakınan Jacques Vallée, olayı aktarmak için, 1955 Sonbaharında Yeni Zelanda'da basılan ve özellikle uzay serüvenlerine yer veren ama ufolojiyle ilgisi olan her şeyi araştırmadan önemsemeyen Spaceview adlı dergide yayınlanan bir incelemeden destek aldı. Bu olay bir ufoloji klasiği oldu ve biz birçok kez bundan söz ettik. Spaceview tarafından yayınlanan dosya, Avusturalya-Yeni Zelanda savaş müfrezesi ANZAK'ın emekli askeri Frederich Reichard'ın tanıklığına dayanıyordu ve diğer eski askerler tarafından imzalanmıştı. Tanıklar olayı şöyle dile getirmişlerdi: 
" Gün ağarmıştı, hava açıktı, bununla birlikte ekmek şeklinde birbirlerine tıpatıp benzeyen altı, sekiz kadar bulut '60 rakımlı tepe'nin üstünde asılı gibiydiler. Saatteki hızı 6-8 kilometre olan ve güneyden esen rüzgara rağmen, bu bulutlar ne şekil ne de yer değiştiriyorlardı. Rüzgar onları sürükleyemedi ve oldukları yerde, bizim bulunduğumuz ve tahminen araziden 152 m daha yüksekte bulunan gözlem noktasından 60 derecelik bir yükseklikte bulunuyordu. Diğerlerine benzeyen hareketsiz başka bir bulut da, bu bulut kümesinin altında duruyordu. Yaklaşık olarak 250 m uzunluğunda, 70 m yüksekliğinde ve 60 m genişliğindeydi.
Katı bir madde zannedilecek kadar yoğundu ve İngilizlerin işgal ettiği araziden 3 veya 4 km uzaklıktaydı.Tüm bunlar, benim de aralarında bulunduğum Yeni Zelandalı 1. İstihkam Bölüğünün 3. takımındaki yirmi iki kişi tarafından, yere konan bulutun güney batısındaki 2500 m'den daha yakın bir mesafeden, Rhododendron Spur'un üstündeki siperlerimizden gözlendi. Bulunduğumuz yer '60 rakımlı tepe'den aşağı yukarı 90 m daha yüksekti. Bu bulutun kurumuş bir sel yatağının üstünde olduğunu daha sonra öğrendik. Bulut yere değdiği halde biz onu bütün olarak görüyorduk. Rengi, üstünde duran bulutlar gibi açık griydi. 
O zaman, yüzlerce kişiden meydana gelen bir İngiliz alayı olan 1/4 Norfolk'u '60 rakımlı tepe'ye doğru, adı geçen sel yatağı yolunu çıkarken gördük. Bulutun hizasına gelince hiç tereddüt etmeden içine girdiler ve bir daha hiç kimse oradan çıkmadı. Tahminen bir saat sonra bulut yavaşça yükseldi ve bulunduğu yeri terk ederken, herhangi bir buluttan veya sisten farklı bir şey yapmadan daha önce sözü geçen bulutlara katılmak için havalandı. Bunlar olurken diğer bulut kümesi yerinden hiç oynamadı, ama yerden yükselenle birleşince hep birlikte kuzeye, yani Trakya'ya doğru uzaklaştılar. Kırk beş dakika sonra gözden kaybolmuşlardı."
Yukarıda adı geçen alay başka yere götürülmüş, "kaçırılmış" veya "yok edilmişti" ve 1918'deki Türkiye'nin yenilgisi ve ağır Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra İngiltere onların iadesini istedi. Türkiye bu alayla hiçbir bağlantısı olmadığını bildirdi, hatta alayın varlığından bile haberi yoktu. 1914-1918 yılları arasında bir alay sekiz yüz ile dört bin kişiden oluşuyordu. Bu olayın şahitleri Tükler'in hiçbir zaman onları yakalamadıklarını, hatta alayı görmediklerini belirtiyorlardı.
" Aşağıda imzası olan bizler, geç de olsa ANZAK birliğinin karaya çıkışının 50. yıldönümü nedeniyle şunu açıkça bildiriyoruz ki, üstte anlatılan olay tamamıyla gerçektir. İmzalayanlar 4/165 sicil numaralı istihkam eri F. Reichardt, 13/416 sicil numaralı istihkam eri R. Newnes ve J. L. Newman."
Geçtiğimiz yıllarda Fransa'da "Gelibolu" adıyla bir film gösterime girdi. Film bu inanılmaz serüveni açıkça yeniden gözler önüne seriyor. Bu nedenle Science et Vie adlı halkın anlayabileceği bir dille yazılan bu bilimsel dergi, Haziran sayısında, 28 Ağustos 1915'de "60 rakımlı tepe"de hiçbir olayın meydana gelmediğini belirtti ve bunun dayanağı olmayan kuru gürültüden başka bir şey olmadığını göstermeyi amaçlayan bir makale yayınladı. Meslektaşımız aynı zamanda, birkaç yıldır kendini usçuluğun şampiyonu addettiği (saydığı) için, yarışırcasına, ufolojiye de, bilimsel olarak açıklanmayan her şeye ve parapsikolojiye yaptığı gibi dil uzatıyor ve bu olayın "aptallara yönelik bir tür berbat, saçma sapan hikaye" olduğunu ekliyordu.
Bu makalenin yazarı, yukarıda anlatılanların aksini iddia eden Yeni Zellandalı tarihçi l. C. McGibbon'un araştırmalarından söz ediyordu. McGibbon'un üstüne basa basa 28 Ağustos günü bölgede şiddetli çarpışmaların olmadığını, "60 rakımlı tepe"ye yapılan kanlı saldırının birkaç gün önce meydana geldiğini ileri sürüyordu. Üstelik bu saldırının söylendiği gibi az bulutlu açık bir havada değil, yoğun sisli bir havada meydana gelmiş olabileceğini söylüyordu. Üstelik beklenmedik bir delil daha açıklamış, 28 Ağustos günü şahitlerin "60 rakımlı tepe"nin bulunduğu bölgede olmamaları gerektiğini ileri sürmüş, sebep olarak da, birinin dizanteriye yakalandığından dolayı başka bir yere nakledildiğini, diğerinin daha uzak bir yerde konakladığını, üçüncüsünün de 20 Ağustos’ta bölgeyi terk eden başka bir birliğe mensup olduğunu göstermişti. 
McGibbon'un dosyasının tümüne sahip olamadığımızdan ve bugün iddiaları çürütecek ne karşı bir araştırma, ne de ANZAK arşivlerinde tarama yapamayacağımızdan, bu davayı bir neticeye bağlayamıyoruz. Yine de üstünde durulması gereken iki önemli husus var. Emekli askerlerin tutanaklarında, sadece eski istihkam eri Frederick Reichardt olayın görgü tanığı olduğunu kesin olarak söylüyor.
Öte yandan, bu olay, Science et Vie dergisinin dediği gibi "berbat, saçma sapan bir hikaye" de olabilir, eğer böyleyse biz de seve seve kabulleniriz. Ufolojiyi ilgilendiren böyle birçok hikaye var, bunlar kafadan uydurulmuş öyküler veya hileli resimlerdir. Bunlar işinin ehli ufologlar ve bizler tarafından kolayca saptanıyor. Nostra olayında bunu yapmaktan çekinmedik. Bu tür olaylar, genelde ufolojiyi eleştiri konusu kılmazlar. 
Fransız asıllı, ABD'de yaşayan Jacques Vallée, Stanford Üniversitesi'nin bilgisayar laboratuarına araştırmacı olarak girmeden önce North Western Üniversitesi'nden doktorasını aldı. Astronomiye uyarlanmış bilgisayar programcılığı üzerine yaptığı dikkati çeken çalışmaları, onun NASA tarafından Mars'ın haritalanması projesi için danışman olarak seçilmesini sağladı. Ama ilk ufologlardan biri olan Jacques Vallée, aynı zamanda en çok satan kitaplar olan Passeport pour Magonia (Magonia İçin Pasaport), Anatomie d'un phénomène (Bir Olayın Anatomisi), Les phénomènes insolites de l'espace (Alışılmış Uzay Olayları), Chroniques des apparitions extraterrestres (Uzaylıların Ortaya Çıkışlarının Tarihçesi) ve de Collège İnvisible (Görülmeyen Kurul) adlı eserlerin yazarıdır. Jacques Vallée ufoloji çalışmalarında iki yol izliyor. Bir yandan, muhtemelen uzay yolcularına ait olabilecek ama kesin bir doğruluk araştırmasının zor olduğu eski olayları, diğer yandan, çok sıkı bir eleştiri süzgecinden geçen günümüzün kanıtlarını kaydediyor. Birinci şıkka ait olan Gelibolu olayı hileli gibi gözükse de, yine de eserinin ciddiyetini bozmuyor. 1975' te J. Allen Hynek ile işbirliği yaparak yazdığı Aux limites de la réalité (Gerçeğin Sınırlarında) adlı eserini okumak, gerçek olup olmadıkları belli olmayan "kanıtları" nasıl tedbirle karşıladığını görmek için zaten yeterlidir. Jacques Vallée bu isme layık ufologlar gibi, tüm yalanlara inanmıyor, bu arada UFO'ların açıklanamayan ama gerçek olaylar olduğunu da kabulleniyor.

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru