23.06.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
NASIL MEDİTASYON YAPMALI  

NASIL MEDİTASYON YAPMALI?


Sogyal Rinpoche
Sogyal Rinpoche Buda’nın aydınlandığı yerde : Hindistanda Bodhgayada 

Meditasyon - Zihni Evine Getirmek

Yaşamlarımız şiddetli ve sıkıntılı bir koşturmacayla, girdap gibi hızlı ve saldırganlık içinde geçiyor rekabetle, hırsla, bir şeylere sahip olmaya ve başarmaya çalışarak, kendimizi gereksiz faaliyetler ve zihin meşguliyetleri ile sıkıntıya sokuyoruz. Meditasyon bunun tam tersidir. Meditasyon yapmak normalde" nasıl işliyorsak ona tam anlamıyla bir ara vermektir, tüm endişe ve kaygılardan arınmış olma halidir; o durumda rekabet yoktur, herhangi bir şeye sahip olmak arzusu yoktur, şiddetli ve endişeli koşuşturmalar ve başarma hırsı yoktur. Bu, içinde hiçbir hırs barındırmayan bir durumdur ki. orada ne kabul ne reddediş, ne umut ne korku vardır O durumda bizi esaret altında tutan tüm bu duygulardan ve kavramlardan yavaş yavaş doğal sadeliğe doğru sıyrılmaya başlarız.

Budist meditasyon ustaları zihnin ne kadar esnek ve işlenebilir olduğunu bilirler Eğer zihni eğitirsek her şey olasıdır. Aslında olduğumuz gibi. samsara tarafından ve samsara için mükemmel bir şekilde eğitilmiş durumdayız; kıskanç olmak, sahip olmaya çalışmak, sinirli, üzüntülü, umutsuz ve hırslı olmak üzere, bizi kışkırtacak herhangi bir şeye kızgınlıkla tepki vermek üzere eğitilmiş durumdayız. Aslında öyle bir dereceye kadar eğitilmiş durumdayız ki, bu olumsuz duygular kendiliklerinden öyle ansızın yükselirler ve bizim onları oluşturmaya çalışmamıza bile gerek kalmaz. Bu nedenle de her şey, bir eğitim ve alışkanlıkların gücü sorunudur. Eğer zihninizi karışıklığa ve düzensizliğe adarsanız, dürüstçe söylemek gerekirse çok iyi bildiğimiz gibi, o, karmaşanın karanlık bir ustası, onun alışkanlıklarının uzmanı olur. onun esaretine kurnaz ve ahlaksızca bir uyumla teslim olur. Eğer zihni meditasyon yaparak kendisini yanılsamadan kurtarma görevine adarsanız, zaman içinde sabır, disiplin ve doğru eğitimle zihnimizin kendini açmaya, düğümü çözmeye başladığını ve kendi gerçek mutluluk ve açıklığına kavuştuğunu görürüz.

Zihni "eğitmek" hiçbir biçimde ona zorla boyun eğdirmek ya da beyin yıkamak demek değildir. Zihni eğitmek demek öncelikle zihnin doğrudan ve somut olarak nasıl çalıştığını anlamak demektir. Bu öyle bir bilgidir ki, ruhsal öğretilerden ve meditasyon uygulamaları sırasındaki kişisel deneyimlerden edinilebilir Daha sonra bu anlayışı, zihni, onu daha da uyumlu hale getirmek adına eğitmek ve onunla birlikte ustalıkla çalışmak için kullanabilirsiniz ve böylelikle kendi zihninizin ustası olur ve onu size en büyük yararı sağlayacak şekilde işletebilirsiniz.

Sekizinci yüzyılda yaşamış Budist Usta Shantideva şöyle der

Eğer bu zihnin fil'i her tarafından farkındalık içeisinde ise, 
Tüm korkular kaybolur ve tam anlamıyla mutluluk ortaya çıkar 
Tüm düşmanlar bütün kaplanlar, aslanlar, filler, ayılar, yılanlar [tum duygularımız] 
Ve cehennemin tüm bekçileri, şeytanlar ve korkular, 
Tüm bunlar zihninizin ustalığı tarafından bağlanırlar, 
Ve bu bir tek zihni eğitmek suretiyle, 
onların hepsine boyun eğdirilir. 
Çünkü aslında tüm korkuların ve tarifsiz 
üzüntülerin kaynağı zıhındir...

Nasıl sadece bir yazar, ifadelerin kendiliğinden olarak ortaya çıkan özgürlüğünü yıllarca süren çok yorucu çalışmalar sonucu ögrenmişse. nasıl bir dansçı yalın zarafetine büyük ölçüde sabırlı çabalarla ulaşmışsa, siz de meditasyonun sizi ulaştıracağı noktayı anlamaya başladığınız zaman, meditasyona yaşamınızın en derin azmi, gayreti, zeka ve disiplinini gerektiren en büyük emeğini harcayacaksınız.

Meditasyonun özü 
Meditasyonun amacı içimizdeki gökyüzü kadar engin zihnin doğasını uyandırmak ve bize gerçekte ne olduğumuzu göstermektir ki bu. tüm yaşam ve ölümün temelini teşkil eden değişmez saf farkındalıktır.

Meditasyonun sükunet ve sessizliği içinde, zihinlerimizin karmaşası ve meşguliyeti arasında uzun zaman önce kaybettigimiz o derinlerdeki doğamızı görür ve oraya geri döneriz İlgimizi dağıtacak bir şey ortaya çıktığında, zihinlerimizin birkaç dakikadan uzun süre dinginlik İçinde kalamaması sizce sıradışı bir şey değil midir; zihinlerimiz öyle yerinde duramaz ve meşguliyet içindedirler ki, zaman zaman çağdaş dünyada bir kentte yaşamamız yüzünden, şu anda, ölümden sonra aradaki seviyede olacak olan, söylenildiğine göre bilinçlerinin ıstırap verecek şekildeki karmaşasından ötürü devamlı olarak acı çeken varlıklar gibiyiz Yetkililerin söylediğine göre Birleşik Devletlerde insanların % 13'üne yakın bir kısmı zihinsel hastalıklar çekmektedirler. Bu açıklama yaşam biçimimizle ilgili size ne anlatıyor?

Hepimiz birçok değişik kimliklere bölünmüş durumdayız. Gerçekten kim olduğumuzu ya da kendimize ait hangi görüntü nün gerçek olduğunu, bunlardan hangisinin bizi tanımlayacağını, hangisine inanacağımızı bilmiyoruz. Öyle çok aykırı ses, emir ve duygu üzerimizdeki denetimi ele almak için savaşıyor ki, kendimizi her tarafa dağılmış, evde kimse yokmuş gibi hissediyoruz.
işte o zaman meditasyon. zihni eve getirmektir.

Buda'nın öğretisinde, meditasyonun yalnızca geçici bir rahatlama, huzur ve mutluluk ya da sizin ve diğerlerinin aydınlanması yolunda güçlü bir amaç olması dışında, değişimi yaratan üç şey olduğuna inanırız. Bu üç şeyi şöyle adlandırırız: "Başlangıçtaki İyi, Ortadaki İyi ve Sondaki İyi."

Başlangıçtaki İyi. biz ve tüm sezgi sahibi varlıkların aslında en derindeki özümüz olan buda doğasına sahip olduğumuzun farkmdalıgı ve bu anlayışa sahip olmakla bilgisizlikten kurtuluş ve en sonunda acı çekmeye bir son verişten oluşur Böylelikle her seferinde meditasyon uygulamasına başladığımızda bu düşünce bize esin verir ve bu motivasyonla meditasyon uygulamamızı ve yaşamımızı, geçmişteki tüm Buda'lann kullandığı aşağıdaki dua yoluyla tüm varlıkların aydınlanmasına adarız :

Bu meditasyonun gerçeği ve gücü yoluyla 
Tüm varlıklar mutluluğa ve kendilerine 
mutluluk getirecek amaçlara sahip olsun; 
Herkes kederden ve üzüntü getirecek 
nedenlerden özgürleşsin, 
Hiç kimse kedersiz olan kutsal mutluluktan ayrı kalmasın, 
Ve herkes çok fazla bağımlılık ve çok fazla nefret içermeyen 
bir dinginlik içinde yaşasın, 
Ve tüm yaşamların eşit olduğuna inanarak yaşasın.

Ortadaki İyi, bizi uygulamanın özüne götürür ve zihnin çatısını oluşturur. Zihnin doğasının farkındalığına erişmek yoluyla esin sağlar, hiçbir şeye sıkı sıkıya bağlanmamak, bütün kavramsal anlayışlardan özgürleşmek, her şeyin doğal olarak "boş", aldatıcı ve rüya gibi olduğunun anlayışı olarak ortaya çıkan bir haldir.

Sondaki İyi öyle bir yoldur ki orada, meditasyonumuzu, sağlayabileceği tüm erdemlere adarız ve gerçek bir arzu ile şöyle dua ederiz: "Bu meditasyon uygulaması yoluyla kazanılacak her türlü (ayda. tüm insanların aydınlanmasına katkıda bulunsun; bütün varlıkların özgürleşmesi yolunda yorulmaksızın çalışan tüm Buda'ların yaptıkları işler okyanusunda bir damla olsun." Erdem olumlu güç ve faydadır, meditasyon uygulamanız yoluyla yayılan dinginlik ve mutluluktur Siz bu ödülü uzun vadede, tüm insanların en büyük yararına, onların aydınlanmalarına adarsınız. Daha küresel bir düzeyde ise bunu tüm dünyada barışın hüküm sürmesi ve böylece herkesin yoksunluk ve hastalıktan özgürleşmesi ile tam anlamıyla refah ve sürekli mutluluğu deneyimlemesine adarsınız. Böylelikle gerçeğin doğasının dışında her şeyin asılsız ve rüyaya benzer niteliğinin farkına varmış olarak, meditasyonu adayan kişi olarak siz. bu uygulamayı adadığınız insanlar, hatta adama işleminin kendisinin bile doğalarından gelen bir şekilde "bos" ve aldatıcı olduğunu içinizin en derinlerinde hissedersiniz. Bu, meditasyonu onaylamak ve onun saf gücünün hiçbir kısmının kaybolmadığından emin olmak ve böylece uygulamanızın getireceği yararlılığın hiçbir parçasının boşa gitmediğinden emin olmak için öğretilerde açıklanıp söylenmiş bir yöntemdir.

Bu üç kutsal ilke ustalıklı motivasyon, uygulamayı koruyan hiçbir şeye sıkı sıkıya bağlanmama hali ve onu onaylayan adanmışlık meditasyonunuzu tam anlamıyla güçlü ve aydınlanmaya ulaştıncı kılar. Bu ilkeler büyük Tibet'li usta Longchenpa tarafından "gerçek meditasyon uygulamasının kalbi, gözü ve yaşamsal gücü" olarak çok güzel bir biçimde betimlenmiştir. Nyoshul Khenpo'nun dediği gibi "Tam bir aydınlanmaya ulaşmak için bundan fazlası gerekli değildir: fakat bundan azı da eksik olur."

Farkındalık Uygulaması

Meditasyon zihni yuvasına geri getirir ve bu öncelikle farkındalık uygulaması yoluyla başarılabilir.

Bir zamanlar yaşlı bir kadın Buda'ya gelerek nasıl meditasyon yapması gerektiğini sordu. Buda ona kuyudan su çekerken ellerinin yaptığı her hareketin farkındalığı içinde kalmasını söyledi, kadın eğer bunu yaparsa kısa bir süre içinde kendini uyanıklık ve engin bir dinginlik hali içinde bulacaktı ve bu meditasyondu.

Farkındalık uygulaması, dağılmış, parçalanmış zihni evine getirmek ve böylece varlığımızın değişik durumlarına odaklanmak, "Dinginlik içinde Kalmak" veya "Sükunetle Durmak" olarak adlandırılır. "Dinginlik içinde Kalmak" ile üç şey başarılın Birincisi, varlığımıza ait tüm dağılmış ve birbirleriyle savaş içinde olan kimliklerimiz sakinleşir, çözülür ve arkadaş olurlar. Bu duruma geldiğimizde kendi kendimizi daha iyi tanıyıp anlamaya başlarız ve bazen asıl doğamızın yaydığı ışıltıları kısa bir süre için bile olsa görebiliriz.

Farkındalık uygulaması ikinci olarak olumsuzluğumuzu, saldırganlığımızı ve birçok yaşamlar boyunca üzerimizde güç kazanmış olan çalkantılı duygularımızı dinginleştirir. Bu duygulan bastırmak ya da onlara teslim olmaktansa burada onları gözlemlemek, düşüncelerinizi ve içinizden ne yükselirse yükselsin bunları olabildiğince büyük bir açıklık ve cömertlikle kabullenmek önemlidir. Tibet'li ustalar bu bilge cömertliğin sınırsız enginlikte bir tadı olduğunu söylerler, bu öyle sıcak ve rahatlatıcı bir duygudur ki kendinizi, sanki günışığından yapılmış bir battaniyeye sarınmışsınız gibi onunla sarmalanmış ve korunmuş hissedersiniz.

Farkında ve açık olarak kalmaya devam ettiğiniz sürece ve zihninize giderek daha fazla odaklanmanız için ileride açıklayacağım tekniklerden birini kullandıkça olumsuz duygularınız gitgide azalır; kendinizi varlığınızın içinde iyi hissetmeye başlarsınız ya da Fransızların söylediği gibi, etre bien dans sa peau (kendinizi teninizin içinde iyi hissetmek). Rahatlama ve sonsuz huzur buradan gelir. Ben bu uygulamanın en yararlı terapi ve kendi kendine şifa verme biçimi olduğunu düşünüyorum.

Üçüncü olarak, bu uygulama içinizdeki İyi Kalbi gözler önüne serer, çünkü bu uygulama sayesinde içinizdeki şefkatsizlik ve kötülük yokolup ortadan kalkar. Yalnızca içimizdeki kötülüğü yok ettiğimizde başkalarına gerçek anlamda yararlı olabiliriz. Böylelikle, uygulamalar yoluyla yavaş yavaş içimizdeki şefkatsizlik ve kötülüğü yok ederek gerçek doğamızda varolan asıl iyilik ve nezaketin, yani İyi Kalbimizin ortaya çıkmasına ve onun ışıklar saçarak yarattığı bu sıcak iklimde gerçek varlığımızın, asıl biz'in çiçek açmasına izin veririz.

Şimdi, meditasyonu niçin gerçek bir huzur, şiddetsizlik uygulaması ve en gerçek ve en büyük silahsızlanma olarak adlandırdığımı anlamış olmalısınız.

Büyük Doğal Sükunet

Meditasyon konusunda ders verirken söze genellikle şöyle başlarım: "Zihninizi yuvasına götürün. Ve serbest bırakın. Ve rahatlayıp gevşeyin."

Meditasyon uygulamasının tamamı bu üç çok önemli nokta ile açıklanabilir: Zihninizi yuvasına götürmek, serbest bırakmak ve rahatlamak. Bu üç anlatım da birçok düzeyde yankılanan anlamlar taşır.

Zihni yuvasına götürmek demek, onun farkındalık uygulaması yoluyla "Sükunetle Durmak" halinde olması demektir. Zihni yuvasına götürmek en derindeki anlamıyla, zihninizi içinize çevirmek ve zihnin doğasında kalmak demektir. Bunun kendisi en yüksek meditasyondur.

Serbest bırakmak, tüm acı, korku ve kederin, hırs içindeki zihninizin şiddetli arzularından kaynaklandığını kabullendiğiniz sürece, onu bir şeylere sıkı sıkıya bağlı olmanın yaratmış olduğu hapishane hücresinden kurtarmak anlamındadır. Daha derin bir düzeyde, zihnin doğası hakkında giderek artan anlayışınızdan doğan farkındalık ve güven duygusu, engin ve doğal cömertliğe esin verir ve bu da sizin tüm hırslarınızı kalbinizden söküp atmanızı sağlar, kendisinden özgürleşip meditasyonun esinlemesi sayesinde yokolmasına yol açar.

Son olarak, rahatlamanın anlamı genişlemiş olmak ve zihni gerilimlerinden kurtarıp gevşemek demektir. Daha derinden söylemek gerekirse, zihninizin gerçek doğası içinde, Rigpa halinde, rahatlarsınız. Bu uygulamayı Tibetlilerin sözleriyle "Rigpa'nın üzerinde rahatlamak" olarak tanımlayabiliriz. Bu duygu, sanki düz bir yüzeyin üzerine bir avuç kumu yavaş yavaş akıtmak gibidir; her bir kum tanesi kendi ahengi içinde yüzeye düşer. Bu sizin de zihninizin gerçek doğası içinde nasıl rahatlamanız gerektiğini gösterir, tüm duygu ve düşüncelerin doğal bir şekilde sakinleşip zihninizin gerçek doğası içinde erimesine izin vermektir.

Ben meditasyon yaparken Nyoshul Khenpo'nun aşağıdaki şiirinden esinlenirim:

Büyük doğal sükunet içinde rahatla
Nörotik düşünce ve karmaya çaresizce yenilmiş
Bu bitkin zihin,
Samsaranın sonsuz okyanusu içindeki
Çılgın dalgaların amansız hiddeti gibidir.

Büyük doğal sükunet içinde rahatlayın.

Kutsal Dalai Lama Hepsinden ziyade, rahat olun, olabildiğiniz kadar doğal ve genişlemiş olun. Alışkanlık haline getirmiş olduğunuz sinirli halinizden yavaşça sıyrılın, tüm hırslarınızdan kurtulun ve gerçek doğanızın içinde rahatlayın. Sıradan, duygusal, düşünce hastası kişiliğinizi güneşte bırakılmış bir buz kütlesi ya da bir kalıp tereyağı gibi düşünün. Eğer kendinizi kötü ve soğuk hissediyorsanız, bu saldırganlık hissinin meditasyonunuzun günışıgında eriyip gitmesine izin verin. Sükunetin sizinle birlikte çalışmasına ve parçalanmış zihninizi toplayarak, Sükunetle Durmak farkındalık düzeyine ulaştırmasına ve Duru Görü anlayışının getireceği farkındalığın içinizde uyanmasına izin verin. Ve tüm olumsuzluğunuzun kaybolduğunu, saldırganlığınızın eriyip gittiğini ve karmaşanızın, gerçek doğanızın kusursuz ve engin gökyüzünün içindeki sis gibi yavaş yavaş buhar olup uçtuğunu hissedeceksiniz.
(Dinginlik içinde Kalmak ve Berrak Görüş, Budist meditasyonun iki temil uygulamasıdır. Sanstkrit dilinde Samatha ve Vipashyana, Tibet dilinde ise Shyine ve Lhaktong olarak adlandırılırlar. Derinleştirici ve geliştirici etkileri temel meditasyon uygulamaları ile Mahamudra ve Dzogchen'in daha ileri düzey meditasyonları arasıdaki bağlantıyı sağlar. )

Bedeniniz ve zihniniz dingin, sessizlik içinde sakince oturarak içinizden yükselen duygu ve düşüncelerin hiçbirine sıkı sıkıya tutunmaya çalışmadan, sadece gelmelerine ve gitmelerine izin vermek...

Bu durumda iken neler hissedersiniz? Dudjom Rinpoche sık sık şöyle derdi, bütün gün boyunca tarlada çalışıp zor bir gün geçirdikten sonra eve dönen bir adam hayal edin, adam evine geldikten sonra ateşin önünde duran en sevdiği koltuğuna gömülür. Bütün gün boyunca çalışmıştır ve başarmak istediği her şeyi başardığını bilmektedir; kaygılanacak başka bir şey yoktur, geride bitirilmemiş birşey kalmamıştır ve o tüm kaygı ve endişelerinin akıp gitmesine izin verebilecek durumdadır, yalın olarak halinden hoşnuttur.

Yani meditasyon yaptığınız zaman zihninizin içsel şartlarını doğru olarak yaratmanız çok önemlidir. Tüm efor ve çabalamalar genişlemiş olamamaktan kaynaklanır, yani bu doğru şartları yaratmak meditasyonunuzun gerçek anlamda başarılı olması için yaşamsal önem taşır. Keyif ve açıklık duygusu içinde olduğunuz zaman meditasyon çaba göstermenize gerek kalmadan ortaya çıkar.

Ben bazen meditasyon yaparken özel bir yöntem uygulamam. Sadece zihnimin rahatlamasına izin veririm ve özellikle esinlenmiş bir durumda isem zihnimi çok kısa bir sürede evine getirdiğimi ve rahatladığımı hissederim. Zihnimin doğası içinde sessizce oturur, rahatlarım; "doğru" durumda olup olmadığım hakkında şüphelenip durumumu sorgulamam. Bu durumda hiçbir çaba yoktur, sadece zengin bir anlayış, uyanıklık ve sarsılmaz bir emin oluş vardır. Zihnimin doğası içinde olduğum zaman, sıradan zihnim artık orada değildir. Olmak duygusunu kanıtlamak veya doğrulamak ihtiyacı yoktur: Varlığımı yalın olarak hissederim. Temel güven duygusu oradadır. Özellikle yapılması gereken hiçbir şey yoktur.

Meditasyonda Yöntemler

Eğer zihniniz doğal olarak kendi uyumu içine yerleşebiliyorsa ve siz de onun saf farkındalığı içinde olmaktan esin alabiliyorsanız özel bir meditasyon yöntemine gereksinim duymazsınız. Aslında siz böyle bir durumda iken bir yöntem kullanmaya çalışmanız sadece ustalıksız bir davranış olur. Yine de, büyük bir çoğunluğumuz bu durumu hemen, kolaylıkla deneyimlemekte zorlanır. Sadece onu nasıl uyandıracağımızı bilmiyoruz ve zihinlerimiz o kadar güvenilmez ve şaşkın ki, hünerli bir araca, onu uyandıracak bir yönteme ihtiyacımız var.

"Hünerli" demekten kastım sizin zihninizin gerçek doğası hakkındaki anlayışınızı, kendi değişken ruh durumlarınız hakkındaki bilginizi ve her dakika kendinizle nasıl çalışacağınıza dair meditasyon uygulamanız yoluyla geliştirdiğiniz anlayışınızı biraraya getirmenizdir. Tüm bunları bir araya getirmek yoluyla özel bir durum veya sorun karşısında, zihninizin içinde bulunduğu şartları değiştirmek için uygun yöntemi uygulama sanatını öğrenmiş olursunuz.

Fakat şunu unutmamalısınız: Yöntem sadece bir araçtır, meditasyonun kendisi değildir. Yöntemi hünerli bir şekilde uygulamak yoluyla ulaşacağınız o mükemmel, saf tam varoluş durumu gerçek meditasyondur.

Bu konuya açıklık getirici bir Tibet deyişi vardır "Gompa ma yin, kompa yin", anlamı kelimesi kelimesine şöyledir: "meditasyon değil, ona alışmak" Bu cümle, "meditasyon, meditasyon uygulamasına alışmaktan başka bir şey değildir" olarak açıklanabilir. Söylendiği gibi "Meditasyon çabalamak değil, doğal olarak onun tarafından özümsenmek demektir" Seçtiğiniz yöntemi sabırla uygulamaya devam ederseniz, meditasyon yavaşça ortaya çıkar. Meditasyon, "yapabileceğiniz" bir şey değildir; o, yalnızca biz çalışmamızı mükemmelleştirdiğimizde kendiliğinden olacak bir şeydir.

Bununla birlikte, meditasyonun gerçekleşebilmesi için, dingin ve uygun koşulların yaratılması gerekmektedir. Zihnimiz üzerinde ustalık kazanmadan önce, önce zihnin doğal çevrenizi sakinleştirmemiz gerekmektedir. Şu anda zihin tıpkı bir mumun alevi gibidir: titreşmekte, sürekli olarak değişmekte, düşüncelerimizin ve duygularımızın neden olduğu rüzgârlarla dalgalanıp durmaktadır. Mumun alevi, yalnızca biz çevresel koşulları sakinleştirdiğimizde sakin bir şekilde yanacaktır; böylece zihnimizin ve duygularımızın şiddetli rüzgârlarını durdurduğumuzda zihnin gerçek doğasını görebilir ve bu doğanın içinde huzur bulabiliriz. Diğer yandan, meditasyonumuzda bir kez sağlamlığı yakaladık mı, sesler ve diğer her tür rahatsız edici koşulun üzerimizdeki etkileri de azalmaya başlayacaktır.

Batı'da, benim "meditasyon teknolojisi" dediğim şeyin içinde kaybolup gitmiş durumdalardır. Her şey bir yana modern dünya mekanizmalardan ve makinelerden son derece etkilenmektedir ve saf anlamıyla pratik formüllerin bağımlısı haline gelmiş durumdadır. Ancak meditasyonun en önemli özelliği teknik değil, ruhtur: uygulamamızın başarılı, esin verici ve yaratıcı yolu ya da başka bir deyişle "duruş"tur.

Duruş

Usta şöyle der: "Eğer bedeninizde ve çevrenizde uygun şartları yaratırsanız, bu durumda meditasyon ve farkındalık kendiliğinden ortaya çıkacaktır." Duruş hakkında konuşmak, ezoterik bir ukalalık değildir; doğru duruşta durmanın tüm amacı, meditasyon ve Rigpa'nın uyandırılması için daha esinlendirici bir ortam yaratmaktır. Bedenin duruşları ile zihnin durumu arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Beden ve zihin birbirleri ile ayrılmaz bir ilişki içindedirler ve bu nedenle de duruşlarınız ve tavırlarınız esin verici olduğunda medtasyonunuz doğal bir şekilde açığa çıkar.

Eğer oturuyorsanız ve zihniniz bedeninizle kesin bir uyum içinde değilse, örneğin endişeli ve bir şeyleri düşünüp duruyorsanız, o zaman bedeniniz fiziksel rahatsızlıklar hissedecektir ve zorluklar açığa çıkmaya başlayacaktır. Oysa, zihniniz dingin, esinlenmiş bir durumda ise tüm duruşunuzu etkileyecek, daha çabasız ve doğal bir şekilde durmanızı sağlayacaktır. Bu nedenle, bedeninizin duruşu ile zihnin doğasının farkındalığından doğan güveni birleştirmek son derece önemlidir.

Size açıklayacağım duruş, alışkın olduğunuz duruşlardan biraz farklı olabilir. Kadim Dzogchen öğretisinden gelmekte olan ve ustalarımdan birinden öğrendiğim bu duruşun son derece etkili olduğuna inanıyorum. 
Dzogchan öğretisinde, duşurunuzun ve bakışınızın bir dağ gibi olması gerektiğinden bahsedilir. Bakışınız, meditasyonunuza taşıdığınız zihnin doğası ile ilgili tüm anlayışınızın ve içgörülerinizin bir özetidir. Böylece, bakışınız, oturuş biçiminizde varoluşunuzun özünü açığa vurarak duruşunuzu anlamlandırır ve etkiler.

Öyleyse, bir dağın sarsılmaz ve sağlam varlığıyla tıpkı bir dağ gibi oturun. Bir dağ, onu döven rüzgârlar ne kadar sert ve zirvelerinde dolaşıp duran kara bulutlar ne kadar kalın olurlarsa olsunlar tümüyle doğal, rahat ve kendisiyle barışıktır. Tıpkı bir dağ gibi oturarak, zihninizin doğmasına, uçmasına ve yükseklere süzülmesine izin verin.

Bu duruşun en önemli, en can alıcı noktası, sırtı bir "ok" ya da "altın paralardan oluşmuş bir yığın" gibi dik tutmaktır. Bu şekilde "İçsel enerji" veya prana, bedenin kanallarında rahatça akacak ve zihniniz rahatlaması için gereken doğru durumu bulacaktır. Hiçbir şeyi zorlamayın. Omurganın alt kısmının doğal bir kıvrımı vardır, bu kısım rahatlamış fakat dik bir durumda olmalıdır. Başınız boynunuzun üstünde rahatça dengede durmalıdır. Duruşunuzun gücünü ve zarafetini taşıyan, omuzlarınız ve bedeninizin üst kısmıdır ve onlar hiçbir gerilim altında olmadan güçlü bir denge içinde olmalıdır.

Bağdaş kurarak oturun. Daha ileri yoga uygulamalarında, üzerinde önemle durulan tam lotus duruşunda oturmanız şart değildir. Çaprazlanmış bacaklar ikilikten arınmışlığın mizahını, yaşam ve ölümün, iyi ve kötünün, ustalıklı araçlar ve bilgeliğin, eril ve dişil ilkelerin, samsara ve nirvana'nın birliğini ifade eder. Bir sandalye üzerinde bacaklarınız gevşemiş bir şekilde oturmayı da tercih edebilirsiniz, fakat sırtınızın dik olduğundan her zaman emin olun.

Benim meditasyon geleneğimde gözler açık tutulmalıdır: bu çok önemli bir noktadır. Eğer dışarıdan gelecek etkilere karşı çok duyarlıysanız, uygulamaya başladığınızda bir süre için gözlerinizi kapalı tutmayı ve sessizce içinize dönmeyi rahatlatıcı bulabilirsiniz.

Dinginliği bir kez sağladıktan sonra yavaşça gözlerinizi açın, bakışlarınızın çok daha dingin ve huzur dolu olduğunu fark edeceksiniz. Şimdi aşağıya doğru, önünüzde yaklaşık 45 derecelik bir açı oluşturan burun çizginize doğru bakın. Ne zaman zihninizin karmaşa içinde olduğunu hissederseniz bakışlarınızı aşağıya doğru kaydırmak, durgun ve uykulu hissettiğiniz zamanlarda ise bakışlarınızı yukarı yöneltmek her zaman kullanabileceğiniz en iyi çözümdür.

Zihniniz bir kez dinginliğe ulaştığında ve anlayışınızdaki açıklık artmaya başladığında bakışlarınızı yukarı yöneltmekte ve gözlerinizi daha çok açarak doğrudan doğruya önünüzde uzayıp giden alana bakmakta özgürsünüz. Bu, Dzogchen uygulamasında önerilen bakıştır.

Dzogchen öğretilerinde, meditasyonunuz ve bakışlarınız büyük bir okyanusun sınırsız genişliğini taşımalıdır denir: bütüne yayılan, açık ve sınırsız. Nasıl ki görünüşünüz ve duruşunuz birbirinden ayrılamazlarsa, meditasyonunuz da bakışlarınıza öyle esin verir ki, onlar da bir olup bütünleşirler.

İşte o halde iken özellikle belli bir şeye odaklanmayın; bunun yerine hafifçe kendi içinize geri dönün ve bakışlarınızın genişleyip giderek daha sınırsız ve bütüne yayılmış hale gelmesine olanak tanıyın. Bu halde iken görüşünüzün kendisinin çok daha genişlemiş olduğunu, bakışlarınızda daha çok dinginlik ve şefkat bulunduğunu, denge ve huzur içinde olduğunuzu keşfedeceksiniz.

Şefkatin budasının Tibetçe adı Chenrezigtir. Chen göz, re gözün ucu (kenarı) ve zig ise görmek anlamındadır. Bu, Chenrezig'in şefkatli gözleriyle tüm varlıkların gereksinimlerini gördüğünü ifade eder. Öyleyse, meditasyonunuzdan ışıyan şefkati gözleriniz aracılığıyla, yumuşakça ve nazikçe yöneltin, böylelikle bakışlarınız şefkatin kendisinin, okyanus gibi engin bakışları olsun.

Gözleri kapamak yerine açık tutmanın birkaç nedeni vardır. Yaşamı dışarıda bırakmak yerine, açık ve her şeyle barış içinde kalırsınız. Duyularınızı duymak, görmek, dokunmak onların algılarına sıkı sıkıya bağlı kalmaksızın, doğal olarak sadece oldukları gibi açık tutarsınız. Dudjom Rinpoche'nin söylediği gibi: "Her ne kadar değişik formlar algılansa da, onların hepsi özünde boştur; yine de boşlukta da formlar algılanır. Her ne kadar değişik sesler duyulsa da, onlar aslında boştur; yine de boşlukta sesler duyulur. Her ne kadar birçok değişik düşünceler doğsa da; onlar boştur, yine de boşlukta düşünceler algılanır." Ne görürseniz görün ya da ne duyarsanız duyun, hiçbirine sıkı sıkıya sarılmadan onları öylece oldukları gibi bırakın. Duymayı duymakta, görmeyi görmekte bırakın ve bağımlılığınızın algılamanıza girmesine izin vermeyin.

Dzogchen'in özel parlaklık uygulamasına göre, bilgelik enerjimizin tamamı kalp merkezimizde bulunur ve bu merkez "bilgelik kanalları" yoluyla gözlerimizle bağlantı halindedir. Gözler parlaklığın "kapılarıdır", öyleyse bu bilgelik kanallarının yolunu kesmemek için onları açık tutun. (Bu çalışmayı şu an uygulamıyor olabilirsiniz ama gözlerinizi açık tutmak ilerideki çalışmalarınız için gerekli koşulların yaratılmasına yardımcı olacaktır. -Tibetin Yaşam ve Ölüm Kitabı 10. Bölüm'e bakınız.)

Meditasyon yaparken ağzınızı sanki derin ve rahatlatıcı bir "Aaaah" sesi çıkarmak üzereymişsiniz gibi hafifçe açık tutun. Ağzınızı hafifçe açık tutarak ve esas itibarıyla ağzınızdan nefes alıp vermek yoluyla, tutarsız düşünceler yaratan "karmik rüzgârların" ortaya çıkma ve zihninizde ve meditasyonunuzda engeller yaratma olasılığı daha azdır.

Ellerinizi rahatça dizkapaklarınızın üzerinde tutun. Bu duruş "rahat ve refah içindeki zihin" duruşu olarak da adlandırılır.
Sogyal Rinpoche
Bu duruşla ilgili olarak, hepimizde buda doğası olduğuna dair gizli anlayışın ardında yatan bir umut kıvılcımı, şakacı bir mizah var. Öyleyse bu duruşu uyguladığınızda, sizin kendi buda doğanızın ortaya çıkmasına gerçekten cesaret vererek ve bunu onaylayarak, oyuncu bir şekilde bir budayı taklit edersiniz. Aslında potansiyel bir buda olarak kendinize saygı duymaya başlarsınız. Aynı zamanda göreli durumunuzun da hâlâ farkındasınızdır. Ama kendinize, kendi gerçek buda doğanızdaki neşeli güven tarafından esinlenmek üzere izin verdiğiniz için, negatif yönlerinizi çok daha kolaylıkla kabullenir ve onlarla çok daha nazikçe ve daha büyük bir mizahla ilgilenebilirsiniz. O halde, meditasyon yaptığınızda kendinizi, kendi özsaygınızı, değerinizi ve kişiliğinde olduğunuz budanın büyük alçakgönüllülüğünü hissetmeye davet edin. Sadece bu neşeli güven yoluyla esinlenmenize izin vermenin yeterli olduğunu sık sık söylerim: bu anlayış ve güven duygusunun dışında, meditasyon doğal olarak ortaya çıkacaktır.

Meditasyon Yapmak İçin Üç Yöntem

Buda, zihni denetim altına almak ve olumsuz duyguları etkinsizleştirmek için 84,000 değişik yol öğretmiştir ve Budizm'de meditasyon yapmak için sayısız yöntem vardır. Ben çağdaş dünyada meditasyon yapmak için özellikle etkili, herkesin kullanıp yarar sağlayabileceği üç meditasyon tekniği buldum. Bunlar nefesinizi "gözlemlemek", bir obje kullanmak ve bir mantra tekrarlamak.

  1. Nefesi "Gözlemlemek"

Bu ilk yöntem Budizm'in tüm okullarında bulunan çok eski bir yöntemdir. Yöntemin özü, dikkatinizi hafifçe ve tam bir bilinçlilikle nefesiniz üzerinde yoğunlaştırmaktır.

Nefes yaşamdır, yaşamımızın yalın ve en önemli ifadesidir. Musevilikte ruh, nefes, Tanrı'nın evrene (yaradılışa) aşıladığı (akıttığı) ruhu, özüdür; Hıristiyanlıkta da nefes ile Ruhulkudüs (Kutsal Ruh) arasında engin bir ilişki vardır, öyle ki nefes olmadan hiçbir şekilde yaşam olamaz. Buda'nın öğretisinde nefes ya da Sanskrit adıyla prana, "zihnin aracı" olarak adlandırılır, çünkü zihnimizin işlevini yapmasını sağlayan pranadır. Öyleyse, ustalıkla nefesiniz üzerinde çalışmak yoluyla zihninizi dinginliğe kavuşturduğunuzda, aynı zamanda ve otomatik olarak zihni denetim altına alıyor ve çalıştırıyor olursunuz. Hepimiz yaşamın çok gerilim dolu olduğu anlarda, birkaç dakika için yalnız kalıp sessizlik içinde derin derin nefes alıp vermenin ne denli rahatlatıcı olduğunu deneyimlemişizdir. Bu kadar basit bir egzersizin bile çok büyük yararı olabilir.

Öyleyse, meditasyon sırasında her zaman yaptığınız şekilde doğal olarak nefes alıp verin. Farkındalığınızı hafifçe nefes verişinize odaklayın. İçinize çektiğiniz nefesi verirken sadece o nefes verişle akın. Her nefes verişinizde tüm hırslarınızdan kurtulur ve onların gitmelerine izin verirsiniz. Nefesinizin, gerçeğin her tarafa yayılan enginliği içinde eridiğini hayal edin. Her nefes verişinizle tekrar nefes alışınız arasında, hırsların yokolduğu doğal bir ara olduğunu farkedeceksiniz.

İşte bu arada, o açıklıkta kalın. Ve doğal olarak, yeniden nefes aldığınızda özellikle nefes alışınıza odaklanmayın, zihninizi o açılmış arada tutmaya devam edin.

Alıştırma yaptığınız zaman, zihninizin konuşmalarından, analizlerinden veya içsel gevezeliklerinden etkilenmemek çok önemlidir. Farkındalık adına zihninizin yaptığı anlatımlara ("Şimdi nefes alıyorum, şimdi nefes veriyorum") dikkat etme yanlışlığını yapmayın, asıl önemli olan saf olarak içinde bulunduğunuz durumdur.

Nefesinize çok fazla yoğunlaşmayın; dikkatinizin yaklaşık yüzde 25'ini buna ayırın, diğer yüzde 75 ile de dingin bir şekilde genişlemiş olarak rahatlayın. Nefes alış verişinizle ilgili olarak daha farkında oldukça, kendinizi giderek artan şekilde içinde bulunduğunuz anda hissetmeye başlayacaksınız, parçalanmış tüm benliklerinizi kendinizde toplayacak ve bütün olacaksınız.

Nefesinizi "gözlemlemekten" ziyade, giderek onun ile bir olmaya, sanki nefesin kendisi siz oluyormuşsunuz gibi hissetmeye izin verin. Yavaşça nefes, nefes alan ve nefesin kendisi birleşir ve bir olur; ikilikler ve ayrılıklar eriyip yok olur.

Bu, son derece yalın farkındalık sürecinin duygu ve düşüncelerinizi süzdüğünü göreceksiniz. İşte o zaman sanki eski bir deriden sıyrılırcasına, bir şey yüzeye çıkar ve özgürlesin

Yine de bazı insanlar nefesi gözlemleme tekniğini uygularken rahatlayıp gevşeyemezler; bu yöntemi neredeyse kleostrofobik bulabilirler. Onlar için bir sonraki teknik çok daha yararlı olabilir.

  1. Bir Obje Kullanmak

Birçok insanın yararlı bulduğu ikinci yöntem, zihni bir dereceye kadar bir obje üzerinde odaklamaktır. Bir çiçek veya bir kristal gibi doğal güzelliği yansıtan ve içinizde esinlenmenin o özel duygusunu uyandıracak bir obje kullanabilirsiniz. Fakat Buda'nın, İsa'nın veya özellikle kendi ustanızın resmi gibi gerçeğin cisimlenmiş halini ifade eden bir obje çok daha etkili olabilir. Ustanız sizinle gerçek arasındaki yaşayan bağlantıdır ve ustanızla olan kişisel bağlantınız yüzünden, sadece onun yüzünü görmek size esin verir ve kendi doğanızın gerçeğiyle birleştirir.

Birçok kişi Padmasambhava'nın "Bana Benziyor" adlı heykelinin resmi ile aralarında özel bir bağ hissederler. Bu heykel yaşamdan yapılmış ve Tibet'te sekizinci yüzyılda Padmasambhava tarafından kutsanmıştır. Padmasambhava ruhsal kişiliğinin müthiş gücü ile Buda'nın öğretisini Tibet'e getiren kişidir. "İkinci Buda" olarak bilinir ve Tibet'li insanlar ondan bahsederken sevgi ile "Değerli Usta" anlamında "Guru Rinpoche" deyimini kullanırlar. Dilgo Khyentse Rinpoche şöyle der: "Soylu topraklar ülkesi Hindistan ve Karlar ülkesi Tibet'te bugüne dek birçok inanılmaz ve eşsiz usta yaşamıştır, fakat onların içinde bir tanesi vardır ki, içinde bulunduğumuz bu zor çağda, tüm varlıklara karşı büyük şefkatle yaklaşıp onları kutsamıştır, tüm budaların şefkat ve bilgeliğini kendinde toplamış olan bu kişi Padmasambhava'dır. Onun niteliklerinden biri, kendisine dua eden kişiye, bu her kim olursa olsun, hayır duasını hemen gönderme gücüdür ve biz her ne için dua edersek edelim, dileğimizi hemen yerine getirme gücü vardır."

Bundan esinlenerek, bu resmin bir kopyasını çıkartıp göz hizanızda tutun ve dikkatinizi yavaşça onun yüzünde, özellikle gözlerindeki bakışta odaklayın. Bakışlarındaki yakınlıkta, neredeyse fotoğraftan çıkıp sizi hiçbir şeye sıkıca sarılmadan farkındalık düzeyine, meditasyon durumuna taşıyacak derin bir dinginlik vardır. Daha sonra da zihninizi sakince, dinginlik içinde Padmasambhava ile başbaşa bırakın.

  1. Bir Mantra Tekrarlamak

Tibet Budizmi'nde bir hayli kullanılan üçüncü teknik, (ayrıca Sufizm, Ortodoks Hristiyanlığı ve Hinduizm'de de kullanılır) zihni ve bir mantranın sesini birleştirmektir. Mantranın tanımı "zihni koruyan şey"dir. Zihni olumsuzluktan koruyan veya sizi kendi zihninizden koruyan şey mantra olarak tanımlanır.

Sinirli, zihniniz karışık ya da duygusal olarak kırılgan olduğunuz zamanlarda bir mantra tekrarlamak esinlenme yoluyla, kendi enerji ve atmosferini dönüştürerek, zihninizin içinde bulunduğu durumu tamamen değiştirir. Bu nasıl mümkün olabilir? Mantra sesin özüdür ve gerçeğin ses formunda cisimlenmiş halidir. Her bir hece ruhsal güçle doludur, ruhsal gerçeğin yoğunlaşmış halidir ve budaların konuşmalarındaki kutsama ile titreşir. Ayrıca zihnin, nefesin gizli enerjisi, prana ile çalıştığı ve bu enerjinin bedenin tüm gizli kanallarında dolaşarak bedeni arındırdığı söylenir. Yani ne zaman bir mantra tekrarlarsanız, enerjinizi ve nefesinizi mantranın enerjisi ile doldurursunuz ve böylece doğrudan doğruya eterik bedeniniz ve zihniniz üzerinde çalışırsınız.

Öğrencilerime önerdiğim mantra OM AH HUM VAJRA GURU PADMA SIDDHI HUM (Tibetlilerin söylediği şekliyle: Om Ah Hung Benza Guru Pema Siddhi Hung), Padmasambhava'nın mantrası, tüm budaların mantrası, tüm ustaların, farkındalığa ulaşmış tüm insanların mantrasıdır ve dinginlik, şifa bulmak, bu kaos içindeki zorlu devrede değişim yaratmak ve korunmak için özellikle çok güçlüdür.6 Yavaşça ve derin bir dikkatle mantrayı tekrarlayın ve nefesinizin, mantranın ve farkındalığınızın yavaşça bir olmasına izin verin. Veya mantrayı size esin verecek bir şekilde yüksek sesle tekrarlayın ve zaman zaman bunun ardından ortaya çıkan engin sessizliğin içinde bir süre kalın.

Tüm yaşamım boyunca bu uygulamayı bildiğim ve kullandığım halde ben bile bazen mantranın gücü karşısında hâlâ şaşkınlığa düşerim. Birkaç yıl önce Lyon, Fransa'da çoğunluğu ev hanımları ve terapistlerin oluşturduğu üçyüz kişilik bir semineri yönetiyordum. Tüm gün buyunca ders vermiştim, fakat katılımcılar benimle birlikte geçirdikleri bu zamanlarını olabildiğince en iyi şekilde değerlendirmek istiyorlar ve durmaksızın, birbiri ardına sorular sormaya devam ediyorlardı. Akşam olduğunda tamamıyla bitkin haldeydim ve içinde bulunduğumuz salona kasvetli, ağır bir hava hâkim olmuştu. Bu yüzden yüksek sesle, yukarıda sözünü ettiğim mantrayı tekrarlamaya başladım. Bunun oluşturduğu etki karşısında hayrete düşmüştüm: Bir kaç dakika içinde tüm enerjimin geri geldiğini, içinde bulunduğumuz salondaki havanın değiştiğini hissettim ve tüm katılımcılar da kaybettikleri enerjiyi kazanmış ve yenilenmiş görünüyorlardı. Buna benzer deneyimleri daha sonraki zamanlarda da yaşadım, böylece bunun sadece ara sıra meydana gelen bir "mucize" olmadığını biliyorum!

Meditasyon Durumunda Zihin

O zaman meditasyon sırasında zihnimizle ne "yapmalıyız?" Kesinlikle hiçbir şey. Sadece zihninizi olduğu gibi bırakın. Bir usta, meditasyonu "boşluğun içinde, hiçbir yerde, geçici olarak durdurulmuş zihin" olarak tanımlar.

Ünlü bir deyiş: "Eğer zihin bilinçli olarak kurulmamış haldeyse, yani kendi halindeyse, mutlu ve neşe doludur; tıpkı su gibi, kışkırtılmadığı zamanlarda doğasından gelen şekilde şeffaf ve durudur," der. Sık sık, meditasyon halindeki zihinle bir sürahi bulanık suyu kıyaslarım: Suyu çalkalamadan ve karıştırmadan ne kadar uzun süre bırakırsak, onu bulandıran kir parçacıklarının dibe çökerek suyun doğal berraklığının ortaya çıkmasına izin vermesi de o kadar kolay olur. Zihnin doğası da tam olarak böyledir, eğer onu değiştirmeye çalışmadan kendi halinde bırakırsanız zihin de mutluluk ve açıklık olan gerçek doğasını bulacaktır.

Yani zihninize hiçbir şeyi zorla kabul ettirmemeye, ona yüklenmemeye dikkat edin. Meditasyon yaptığınız sırada onu denetim etmek için hiçbir çabanız ve sükunet içinde olmak için hiçbir teşebbüsünüz olmamalıdır. Gereğinden fazla ağır başlı olmayın veya özel bir ayine katılıyormuşsunuz gibi hisstemeyin; meditasyon yapmakta olduğunuz düşüncesinin bile gitmesine izin verin. Bedeninizin ve nefesinizin oldukları gibi kalmalarına izin verin. Kendinizi tüm evreni taşıyan gökyüzü olarak düşünün.

Hassas Denge

Meditasyon sırasında, uyanıklık ile gevşeyip rahatlamış olma arasında, diğer bütün sanat dallarında da olduğu gibi hassas bir denge olması şarttır. Bir keresinde Shrona adlı bir keşiş Buda'nın en yakın öğrencilerinden birinden meditasyon konusunda ders alıyormuş. Shrona'nın meditasyon sırasında doğru düşünüş tarzını bulmak konusunda sorunları varmış. Yaptığına konsantre olmayı o kadar büyük bir güçle denemiş ki, sonunda başı ağrımaya başlamış. Daha sonra da gevşeyip rahatlamayı denemiş ve bu sefer de o kadar gevşemiş ki, sonunda uykuya dalmış. En sonunda Buda'dan kendisine bu konuda yardım etmesini rica etmiş. Shrona'nın keşiş olmadan önce ünlü bir müzisyen olduğunu bilen Buda, kendisine sormuş: "Rahip sınıfına dahil olmadan önce vina çalıyordun değil mi?"

Shrona evet anlamında başını sallamış.

"Vina'ndan en iyi sesi çıkarmak için ne yapıyordun? Teller çok gergin olduğunda mı, yoksa çok gevşek olduğunda mı en iyi ses çıkıyordu?"

"İkisi de değil. Tellerin ne çok gergin ne de çok gevşek olduğu, tam olarak doğru gerilimde oldukları zaman."

"İşte, zihninde de bu durum aynen geçerlidir."

Tibet'in en büyük kadın ustalarından biri olan Ma Chik Lap Drön, "Uyanıklık uyanıklıkta; ama gevşeme gevşemededir. Bu, meditasyon sırasında Görünümün en can alıcı noktasıdır.'' Uyanıklığınızı uyandırın, ama aynı zamanda rahatlamış bir durumda olun, öyle ki zihninizin içinde rahatlamış olmak fikrinin bile bulunmasına izin vermeyin.

Düşünceler ve Duygular: Dalgalar ve Okyanus

Meditasyon İnsanlar meditasyon yapmaya başladıkları zaman, düşüncelerinin her zamankinden daha çılgın bir şekilde zihinlerine dolduğundan bahsediyorlar sık sık. Ama ben onları bunun iyi bir işaret olduğu konusunda ikna ediyorum. Bunu düşüncelerinizin çılgınca zihninizde dansetmesinin iyi bir şey olduğunu anlatmak amacıyla yapmıyorum, sadece bu sizin daha sakin olmaya başladığınız, en sonunda düşüncelerinizin ne kadar gürültülü bir şekilde kafanızda dolaştığını anladığınız anlamına geliyor. Sakın vazgeçmeyin ve cesaretinizin kırılmasına izin vermeyin. Zihninizde hangi düşünce doğarsa doğsun siz sadece an'm içinde kalın, zihninizin tüm karmaşasının ortasında bile nefesinize odaklanın.

Kadim meditasyon öğretilerinde, başlangıçta düşüncelerin birbiri ardına, kesintisizce, bir dağın dik yamacından akan şelale gibi üstüste aktığı söylenir. Giderek meditasyonunuzda en iyiye doğru ulaştıkça düşünceler önce dar bir vadinin ortasından akan bir dereye, sonra da denize doğru akan bir nehire dönüşürler ve en sonunda zihniniz, ara sıra küçük dalgacıklarla kabaran sakin ve durgun bir okyanusa benzer.

Bazen insanlar meditasyon sırasında zihinlerinde hiçbir duygu ve düşünce olmaması gerektiğini düşünürler; zihinlerinden duygu ve düşünceler yükseldiğinde sinirlenip kızarlar ve başaramadıklarını düşünürler. Bu yaklaşım gerçeğe çok uzaktır. Bir Tibet deyişi şöyle der: "Kemiği olmayan et ya da yaprağı olmayan çay istemek mantıksız bir arzudur." Bir zihniniz olduğu sürece orada duygu ve düşünceler olacaktır.

Nasıl ki okyanusun dalgalan, güneşin ışınları varsa zihnin ışıltısı da onun duygu ve düşünceleridir. Okyanusun dalgaları vardır fakat o, bu dalgalardan özellikle rahatsız olmaz. Dalgalar okyanusun doğasında vardır. Dalgalar yükselecektir fakat onlar nereye giderler? Okyanusa geri dönerler. Peki dalgalar nereden gelirler? Okyanustan. Aynı yaklaşımla, duygu ve düşünceler de zihnin kendi doğasını ifade etme şekilleridir. Zihinden kaynaklanırlar ve ona geri dönerler. Zihninizden ne yükselirse yükselsin, onu özellikle bir sorun olarak görmeyin. Ani tepkiler göstermeyip sabırlı olursanız, duygu ya da düşünceniz kendi asıl doğasına dönecek ve sakinleşecektir.

Bu anlayışa sahip olduğunuz zaman, yükselen düşünceler sadece uygulamanızı zenginleştirecektir. Fakat onların gerçekten ne olduklarını zihninizin doğasının ışıltısı olan duygu ve düşünceler anlamadığınız taktirde, düşünceleriniz karmaşanın tohumları olacaktır. Öyleyse duygu ve düşüncelerinize karşı açık ve şefkatli bir tutum içinde olun, çünkü aslında düşünceleriniz sizin ailenizdir, zihninizin ailesidir. Onlardan önce, Dudjom Rinpoche'nin sık sık söylediği gibi "Bir çocuk oyununu izleyen yaşlı ve bilge bir adam gibi olun."

Sık sık, bize sıkıntı veren duygularımızla ve olumsuz düşüncelerimizle nasıl başa çıkmamız gerektiğini düşünürüz. Meditasyonun enginliği içinde, duygu ve düşüncelerinize tamamen tarafsız bir yaklaşımla bakabilirsiniz. Yaklaşımınız değiştiği zaman, zihninizin tüm atmosferi, hatta duygu ve düşüncelerinizin doğası bile değişir. Siz daha uyumlu olursanız, onlar da öyle olurlar; eğer onlarla bir sorununuz olmazsa, onların da sizinle bir sorunu olmayacaktır.

Öyleyse zihninizde hangi düşünce ya da duygu belirirse belirsin onların, okyanustaki dalgalar gibi, yükselip yokolmalarına izin verin. Ne zaman kendinizi düşünürken bulursanız, o düşüncenin, hiçbir zorlama olmaksızın doğmasına ve yokolmasına izin verin. O düşünceye sarılmayın, onu desteklemeyin ya da ona teslim olmayın; ona sıkıca bağlanmaya kalkmayın ve onu kuvvetlendirmeyin. Ne düşüncelerinizi takip edin ne de onları davet edin; kendi dalgalarını seyreden okyanus gibi ya da içinden geçip giden bulutlara bakan gökyüzü gibi olun.

Kısa süre içinde düşüncelerin rüzgâr gibi olduklarını anlayacaksınız; gelirler ve giderler. İşin sırrı düşünceleriniz hakkında "düşünmemek", siz zihninizi sonradan aklınıza gelen fikirlerden özgürleştirirken, onların zihninizin içinden geçip gitmelerine izin vermektir.

Sıradan zihnimizle baktığımızda düşünce ırmağının kesintisiz olduğunu zannederiz; falfet gerçekte bu doğru değildir. Eğer dikkatle bakarsanız her bir düşüncenin arasında bir boşluk dilimi olduğunu keşfedeceksiniz. Geçmiş düşünce geçmişte kaldığında ve bir sonraki düşünce henüz doğmadan önce, Rigpa'da, yani zihninizin doğasında, her zaman bir ara ortaya çıktığını göreceksiniz. Yani meditasyon uygulaması, düşüncelerin yavaşlamasına izin vermek ve o arayı giderek daha kolay farkedilebilir hale getirmektir.

Ustamın Apa Pant adında, nazik bir diplomat ve yazar olan, Hindistan Büyükelçisi olarak dünyanın birçok başkentinde görev yapmış bir öğrencisi vardı. Bu kişi ayrıca Lhasa, Tibet'te Hindistan Hükümetinin temsilciliği görevini de yapmıştı, size aktaracağım olay sırasında da Hint hükümetinin Sıkkım temsilcisiydi. Kendisi aynı zamanda bir meditasyon ve yoga uygulayıcısıydı ve ne zaman ustamla karşılaşsa ona "nasıl meditasyon yapması gerektiğini" sorardı. O, ustayla karşılaşan öğrencinin, ustaya defalarca yalın bir tek soru sormayı tekrarlaması esasına dayanan bir Doğu geleneğini izliyordu.

Bu öyküyü bana Apa Pant anlatı. Bir gün ustamız Jamyang Khyense Sıkkım'ım başkenti Gangtok'taki Tapınak Saray'ın önünde bir "Lama Dansı" seyredip, danslar arasında bir parça hoşluk sağlayan palyaço atsara'nın maskaralıklarına gülüyormuş. Apa Pant kendisini nasıl meditasyon yapması gerektiği sorusuyla usandırmaya devam etmiş. Bu kez ustam bu soruya son olarak yanıt verdiğini belirtir şekilde ona dönmüş ve şöyle demiş: "Bak, yapman gereken şey şu: Bir önceki düşüncen geçmişte kaldığında ve bir sonraki düşüncen henüz doğmamışken o arada bir açıklık yok mu?"

"Evet," diye yanıtlamış Apa Pant.

"İşte o süreyi uzatmalısın: 0, meditasyondur."

Deneyimler

Uygulamalarınıza devam ettiğiniz sürece hem iyi hem kötü birçok deneyim yaşarsınız. Havanın değişik yönlerden içeri girebilmesi için birçok kapısı ve penceresi olan bir oda gibi, zihniniz de açık olduğu müddetçe birçok farklı deneyimin yaşanması doğaldır. Birçok mutluluk hallerini, açıklık ve berraklığı veya düşüncelerinizin olmadığı bir aşamayı deneyimleyebilirsiniz. Bir yönden bakıldığında bunlar meditasyon uygulamanızı geliştirdiğinizi gösteren iyi işaretlerdir. Mutluluğu deneyimlediğinizde bu arzuların bir süre için kaybolduğunu gösteren bir işarettir. Gerçek berraklık ve açıklığı deneyimlediğinizde bu saldırganlığınızın bir süreliğine yok olduğunun işaretidir. Düşüncelerinizin yokolduğu bir durumu deneyimliyorsanız bu da bilgisizliğinizin bir süreliğine kaybolduğunun işaretidir. Bunlar kendi başlarına iyi deneyimlerdir, fakat eğer onlara bağlanırsanız onlar da engeller yaratmaya başlarlar. Deneyimler kendi başlarına farkındalık anlamı taşımazlar, fakat eğer onlara bağlanmadan kalabilirsek, her ne iseler o olarak kalırlar, yani farkındalığa erişmek için kullanılan araçlar olarak.

Olumsuz deneyimler çok sık olarak yanlış anlaşılırlar çünkü onları kötü bir işaret olarak değerlendiririz. Ama aslında uygulamamızdaki olumsuz deneyimler kılık değiştirmiş lütuflardır. Onlara normalde yapacağınız gibi hoşnutsuzlukla yaklaşmamayı deneyin, bunun yerine onları gerçekte ne iseler öyle algılayın, sadece deneyimler, rüyagibi ve yanıltıcı. Deneyimin gerçek doğasının farkına varmanız sizi deneyimin kendisinin size verebileceği zarardan ve tehlikeden özgürleştirir ve sonuç olarak olumsuz bir deneyim bile büyük bir şükran duygusu ve başarının kaynağı haline gelebilir. Ustaların böyle olumsuz deneyimler üzerine çalışıp, onları farkındalığa ulaşma yolunda katalizör gibi kullanmalarını konu alan sayısız öykü vardır.

Geleneksel olarak, gerçek bir uygulayıcı için olumsuz deneyimlerin değil, iyi deneyimlerin engeller yarattığı söylenir. Uygulamanızda her şey yolunda gittiği zamanlarda, gereğinden fazla kendinden emin veya kendini beğenmiş olmamanız için özellikle çok dikkatli ve düşünceli olmanız gerekir. Çok güçlü bir deneyimin ortasında Dudjom Rinpoche'nin bana söylediklerini unutmayın: "Çok fazla heyecanlanma. Sonuç olarak bu ne çok iyi, ne de çok kötü." 0, deneyimin kendisine bağlılık göstermeye başladığımı anlamıştı ve işte o bağımlılığın, tıpkı diğerleri gibi, üstesinden gelinmesi şarttır. Öğrenmek zorunda olduğumuz şey, yaşamda ve meditasyonda, iyi deneyimlere bağlanmaktan özgürleşmek ve olumsuz olanlara da nefretle bakmamayı öğrenmektir.

Dudjom Rinpoche bizi bir diğer tuzağa karşı da uyarır: "Öte yandan, meditasyon sırasında bulanık, yarı bilinçli, amacından sapmış bir bilinç düzeyini deneyimleyebilirsiniz, başınızın üzerine bir kukuleta geçirilmiş gibi: rüyaya benzer bir kasvet. Bu durum aslında bulanıklaşmış haldeki dikkatsiz bir durgunluktan başka bir şey değildir. Bu durumdan nasıl kurtulursunuz? Dikkatinizi toplayın, sırtınızı dikleştirin, ciğerlerinizdeki durgun havayı boşaltın ve zihninizi tazlemek için farkındalığınızı berrak bir alana yönlendirin. Eğer bu durgunluk hali içinde kalmaya devam ederseniz, gelişemezsiniz; öyleyse ne zaman bu aksilik ortaya çıkarsa, onu tekrar tekrar arındırın. Olabildiğince tetikte ve uyanık kalmak önemlidir."

Doğal olarak uyanık, genişlemiş ve canlı, enerjik bir dinginliğe ulaştığınızı hissettiğinizde o anda hangi yöntemi uyguluyor olursanız olun bırakın ya da onun kendi içinde eriyip yok olmasına izin verin. Daha sonra sakince, dikkatiniz dağılmadan, kesinlikle özel bir yöntem uygulamadan o durumda kalmaya devam edin. Buraya dek yöntem işlevini tamamlamıştır zaten. Bununla beraber ne zaman doğru yolda olmadığınızı ya da dikkatinizin dağıldığını hissederseniz, o zaman sizi içinde bulunduğunuz duruma geri getirecek en uygun tekniğe geri dönün.

Meditasyonun gerçek muhteşemliği kullanılan yöntemlerde değil, onun devamlı olarak içinde bulunulan ânı, mutluluğu, açıklık ve dinginliği ve hepsinden önemlisi hırstan tamamen arınmış olma halini kesintisiz olarak deneyimlemeye olanak tanımasıdır. İçinizdeki hırsın azalması, giderek kendinizden özgürleşmeye başladığınızın işaretidir. Ve siz bu özgürlüğü daha çok deneyimledikçe, egonuzun ve onu canlı tutan umutlarınız ve korkularınızın azalarak yok olmaya başladığını ve sonsuz cömertlikteki "egosuzluğun bilgeliği"ne giderek yaklaştığınızı göreceksiniz. Bu bilgelik evinde yaşamaya başladığınız zaman, artık "ben" ile "sen", "bu" ile "o" veya "içerideki" ile "dışarıdaki" arasında ayırımcı bir sınır olmadığını farkedeceksiniz; en sonunda ikiliğin olmadığı gerçek yuvanıza ulaşacaksınız. (Burada çalışma ile ilgili tam bir açıklama yapmış olmama karşın, meditaşyonun gerçek anlamda bir kitaptan öğrenilemeyeceğini, yalnızca yetin bir öğretmenden öğrenilebileceğini aklınızda bulundurun.)

Ara Vermek

İnsanlar bana sık sık sorarlar: "Ne zaman ve ne kadar süreyle meditasyon yapmalıyım? Yirmi dakika sabah ve yirmi dakika akşam olmak üzere günde iki kez meditasyon yapmak mı uygun olur, yoksa gün içinde daha sık ve kısa süreli uygulamalar yapmak mı en iyi sonucu verir?" Evet, yirmi dakika meditasyon yapmak iyidir; ama bu yirmi dakikanın sınır olduğu anlamına da gelmez. Ben eski kutsal yazıların hiçbir yerinde yirmi dakika meditasyon yapılması gerektiğine dair bir ibareye rastlamadım; sanırım bu Batı'lılar tarafından icat edilmiş bir düşünce ve ben bunu "Batılı Standart Meditasyon Süresi" olarak adlandırıyorum. Önemli olan nokta ne kadar süreyle meditasyon yapacağınız değildir; önemli olan uygulamanın size belli bir bilinçlilik ve içinde bulunulan anda kalma deneyimini getirmesidir ki, orada biraz daha açık ve kalbinizin özüyle bağlantı içinde olursunuz. Ve uyanıklık içinde geçireceğiniz beş dakikalık bir oturumunuz yirmi dakikalık bir uyuklamadan çok daha değerlidir!

Dudjom Rinpoche her zaman, yeni başlayanların kısa süreli uygulamalar yapması gerektiğini söylerdi. Dört veya beş dakikalık bir uygulamanın arkasından sadece bir dakikalık kısa bir ara verin. Bu ara sırasında kullandığınız yöntemi bırakın ama tüm farkındalığınızm gitmesine izin vermeyin. Bazen, siz uygulama yapmak için çaba sarfederken, garip bir şekilde, ara verdiğiniz ve kullandığınız yöntemi bıraktığınız an eğer hâlâ bilinçli iseniz ve bulunduğunuz an içindeyseniz meditasyonun gerçekten gerçekleştiği andır. İşte bu yüzden ara vermek de meditasyonun kendisi kadar önemlidir. Zaman zaman uygulama konusunda sorunları olan öğrencilerime, ara verdiğiniz sırada uygulama yapmayı, uygulama yaptığınız sırada da ara vermeyi deneyin, derim!

Kısa bir süre için meditasyon yapmak üzere oturun; sonra otuz saniye veya bir dakikalık çok kısa bir ara verin. Fakat yaptığınız şeyin farkındalığı içinde kalın ve içinde bulunduğunuz ânı ve onun doğal rahatlığını kaybetmeyin. Daha sonra kendinizi uyandırın ve tekrar oturun. Eğer bu şekilde birçok oturum yaparsanız, verdiğiniz aralar meditasyonunuzun çok daha gerçek ve esin verici olmasını sağlayacaktır; verdiğiniz aralar beceriksizliğin, sıkıcı katılığın, gereğinden fazla ciddiyet ve yapaylığın meditasyon uygulamanızın dışında kalmasını sağlarlar ve sizin çok daha kolay odaklanmanıza ve rahat olmanıza olanak verirler. Giderek, bu uygulamalar ve verilen araların karşılıklı etkileşimi sayesinde meditasyon ve günlük yaşamınız arasındaki sınırlar çöker, aralarındaki kontrast kaybolur ve siz kendinizi giderek artan bir şekilde doğal saf farkındalığınızm içinde bulursunuz; hem de dikkatiniz dağılmadan. İşte o zaman, Dudjom Rinpoche'nin de söylediği gibi,

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru