19.06.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
METAPSİŞİK TERİMLER SÖZLÜĞÜ  
AHLÂK - AHLÂKBİLİM 

La : Moralis.
Al : Moral, ethik.
İn : Morale, ethics.
Fr : Morale, ethique.
Os : Ahlâk-İlmî ahlâk. Ahlâkiyat.
Tr : Ahlâk-Törebilim, etik. 

Amacı iyilik olmak ve kurala bağlı şekil altında anlaşılmak üzere insan faaliyetlerine ait bir varsayımdır. Bu durumda: Genellikle hattı hareket ve hattı hareketin tekâmülünden söz eder. Bu, soyut ahlâksallığı oluşturur. Somut, uygulamalı ahlâkiyatta ise, iyi ve kötü hattı hareket ve bunlar hakkında hüküm vardır.
Ahlâk, İlâhî Yasaların, insanların şuurunda bir prensip, yaşama tarzını düzenleyen bir kurallar bütünü olarak belirmesidir. Ahlâkın temelinde kutsal metinlerin emirleri vardır. Bu emirler de Kozmik İlâhî Yasalar'ın dünya gerçeklerine uyarlanmış birer ifadesidir.
Ahlâkî hükümlerin izafî oluşu, insan şuurlarının İlâhî Yasalar'ı anlayışı, kabul ve uygulamasındaki değişiklikten doğmaktadır. Herkes için aynı olan ve bir realiteyi hükmü altında tutan "hakikat" vardır. Hakikatın bilgisi vicdan ve şuurlarda derin bir etki yaratır ve ahlâk olarak belirir. Bu sebepten herkes kendi vicdan ve şuur düzeyine göre bir ahlâk davranışı ve anlayışı içinde bulunmaktadır. Bu yüzden değişik ahlâk anlayışları vardır.
Ahlâk Felsefesi (Etik):
Belirli bir devirde ve toplumda kabul edilmiş emirlerin toplamıdır. Bunlara uymak, uygun olmak için sarf edilmiş çaba, bunların takip edilebilmesini teşvik, ahlâk felsefesinin amacıdır. Genellikle canlı varlıkların hattı hareketinden ibaret olan olguların bilimidir. Burada insanların hattı hareket hakkında verdikleri değer hükümleri göz önünde tutulmaz.

AKAŞA

Sanskrit : Akasha.

Akaşik Kayıt:
"Dünya hafızası" anlamına gelir, çünki bu akışkan, Dünya'nın oluşumundan beri, yeryüzündeki bütün olayların yansımalarını kaydetmiştir. “Görücü” dediğimiz kimselerin bir kısmı, akaşaya özgü "dalga boyu"nu yakalayabilirse, akaşik kayıtları inceleme imkânı bulabilir. Geçmiş uygarlıklarda, özellikle dinî liderler böyle bir süreci kullanarak, mistik-dinsel gelenekleri inceleyebilirlerdi. Ruhçulukta; akaşik kayıtları okuyabilen bazı medyomlar, geçmiş ve gelecek olayları, olguları öğrenebilirler. Kehanet ya da geleceğin bilinmesinde zaman-mekân birliğinin sürekliliği ilkesi, bir bakıma dünya hafızasına benzemektedir.
Mevcut olan her şeyin son ilke ve cevheri olarak beliriyor. Her şey onun kombinasyonuyla meydana gelir. Hava olur, sıvı olur, katı madde ve ateş olur. Güneşi, gezegenleri, yıldızları, tüm kozmosu meydana getirir. Yaradılışın başlangıcında sadece o vardı; bulunduğumuz devrenin sonunda her şey onun tarafından, gelecek devrenin tezahürlerini hazırlamak için yutulacaktır.
Evrenin akışkan cevheridir.
Ruhçuluğa göre akaşik kayıt sistemi: Ruhsal varlığın aşkın şuuruna ya da üstün şuuruna işlenen deneyden, gözlemden, eylemden ve yaşanılan ruh hâllerinden meydana gelen etkilerin yoğunlaştırıldığı yerdir. Meksefe de denir. Bireysel, toplumsal ve dünyasal nitelikte meksefeler mevcuttur. "Saklı kitap" anlamına gelen levhi mahfuz, Dünyasal Meksefe demektir. Dünyanın geçmiş-gelecek tüm macerası burada kayıtlıdır. Bütün bilgiler orada bulunur.

AKTARICI (İstasyon) VARLIK

La : Esse transportaris.
Al : Übertrager, transportierende Existenz, transportierende Seele.
İn : Spirit transporter.
Fr : Existence transporteure, esprit transporteur.
Os : Münakil ruh.
Tr : Taşıyıcı, istasyon, aktarıcı varlık.

Medyomluk çalışmalarında, kişisel ilhamlarda, ruhsal yönetimde geçerli olan sistem, her varlığa ve ortama göre etkilerin uyumunu sağlamaktır. Medyom aldığı etkileri her zaman belirli bir varlıktan doğrudan doğruya almaz veya alamaz. Çünki kendisine gelen ruhsal etkinin titreşimsel gücü, genliği, kozmik voltajı onun manyetik ve elektriksel yeteneklerinin üzerinde olabilir. Zaten genellikle böyledir. Bedene bağlı olmanın bir gereği olarak, ruhsal bir etkiyi ilk hâlinde almamıza ve aynen ifade etmemize imkân yoktur.
Kim olursa olsun, resuller de dahil olmak üzere, bedenli varlıklar ruhsal etkileri bir aktarıcı varlıktan, istasyon ödevini gören bir varlıktan alırlar. Kaynağından yola çıkan etkinin, türlü varlık plânlarından geçerken özünden bir şey kaybolmamakla beraber, anlatım gücü ve açıklığı gitgide kaybolur. Bunun telâfisi için, elektrik akımının voltajını ayarlarken kullanılan usulde olduğu gibi, ruhsal etki bir kontrole ve güce kavuşturulur. Yani, gelen etkiler çeşitli varlıkların aracılığıyla kuvvetlendirilir, titreşimsel özelliği onu alacak varlığın düzeyine indirilir.
Fakat bu istasyon, aktarıcı varlık plânları, genellikle kendilerini asla ayrı bir kişilik olarak ortaya koymazlar. Aktarıcılık görevlerini kişilik (ruhsal bir kimlik) olmadan yerine getirirler ve bunun ne maksada dayandığı bilinmez. İstasyon varlıklar her zaman yüksek seviyeli, gelişmiş varlıklar olmayabilir. Ruhsal enerjiden yararlanılmak için, bir ya da birçok ruhsal varlık vazife alabilir. Resullere tebliği ileten varlık (Haberci Melek) bu tebliği, resulün ruhsal ve fiziksel bünyesine göre ayarlamıştır. Kutsal kitapların ilgili ayetleri, dinsel gelenek ve hadisler bize bunu ifade etmektedirler. 
Ayrıca bütün büyük Doğu ve Batı mistikleri kendilerini ulûhiyetle irtibata geçiren "kutsal aracı"dan bahsederler.
Ruhsal celselerde birçok rehber varlıklar, bilgi bakımından o an için yetersiz kalınca, kendini kontrol eden varlığa dönebilir. Böylece, asıl aktarıcı varlıktan bilgi alınmış olacaktır.

AKUPRESÜR

La : Acuspremere.
Al : Akupressur.
İn : Acupressure.
Fr : Acupressure.
Jp : Shi ve Atsu: Shiatsu.
Tr : Akupresür: Basarak tedavi.

Akupresür, Japonca adı ile "Shiatsu", Japonlar tarafından geliştirilen, Çin'de ve diğer birçok ülkede daha değişik yöntemlerle uygulanan bir tedavi şeklidir.
Japonca parmak anlamına gelen SHİ ve basmak anlamına gelen ATSU kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Baş parmak ve el ayaları kullanılarak, bedende görünmeyen fakat çok büyük önem taşıyan gerekli noktalara basılır.
İnsan bedeninde bulunan 660 nokta, beden organlarının çalışmasıyla ilgilidir. Bu noktalara Japonca Tsubo denir. Tsubolara adale, kemik, sinir, kan damarları, lenf damarları, endokrin sistemi bezeleri dahildir.
Yorgunluk, sinir vb. hâllerde, kaslarda laktik asit denilen bir tortu oluşur ve bu durumun istirahatle giderilmediği hâllerde şekere dönüşemediğinden, kasların sertleşip esnekliğini yitirmesine neden olur. Dolayısıyla iskelette düzensizlik; lenf yollarında, sinirlerde, kan damarlarında anormal bir basınç sonucu bozukluklar meydana gelir.
Shiatsu basışları, bedende birikmiş laktik asidi % 80 yaymak suretiyle şekere dönüşmesini sağlar. Böylece, bedendeki her türlü düzensizlikleri düzenli kılar, giderir.

AKUPUNKTUR

La : Acus: Nokta.
Pungere: Batırma.
Al : Akupunktur.
İn : Acupuncture.
Fr : Acupuncture.
Tr : Akupunktur: İğne tedavisi.

Akupunktur, Çince adıyla "Tschen Tschiu", 5000 yıllık bir Çin tıp yöntemidir.
Çinlilere göre, evrende karşıt güçler olarak bilinen "Yin ve Yang", birliği sağlamak için aralarında denge kurmak zorundadırlar.
İnsan vücudundaki bazı belirli noktalar ile iç organların fonksiyonları arasında bir ilişki mevcut olduğunu ve tüm hastalıkların sebebinin, Yin ve Yang enerjileri arasındaki dengenin bozulmasıyla meydana geldiği benimsenmiştir.
"Yin" enerji akımı soğuk, pasif, dişi ve karanlık prensiplerini, "Yang" ise sıcak, aktif, erkek ve aydınlık prensiplerini temsil etmektedir.
İnsan vücudu üzerinde simetrik olarak dizilmiş hatlar tespit edilmiştir. Bu hatlara "meridyenler" denir. Bedende 12 merkez, 12 yan, 8 özel meridyen bulunmaktadır ve bu meridyenler üzerinde 1054 nokta yer almaktadır. Noktalardan birine batırılan iğne, noktanın üzerinde bulunduğu meridyenle bağıntılı olan organın işleyişini etkiler. Böylece, vücudun normal enerji dolaşımı yeniden sağlanır sağlanmaz hastalık ortadan kalkar. Hastalıkların türüne göre, gümüş, altın, bakır, çelik, plâtin iğneler kullanılır.

ALFA DALGASI (Ritmi)

Al : Alpha Welle.
İn : Alpha wave.
Fr : Ondes alpha.
Tr : Alfa dalgası.

Alman psikiyatri doktoru Hans Berger, 1924 yılında, telepatik olayları incelerken, kendisi de birçok normal ötesi olayları yaşayan bir insan olarak, bunlara sebep olan düşünce dalgalarını ortaya çıkarmaya karar vermişti.
Kafatasının bir kısmı zedelenen kazazedelerin beyin elektriği faaliyetini ölçtü. Çalışmasının sonucunda beyin hücrelerindeki faaliyetin anarşik olmayıp, dalgalar ya da beyinsel ritmler hâlinde düzenlendiğini saptadı. İlk olay, alfa ismini verdiği dalga oldu. Bu dalga, saniyede ortalama 8-14 devirlik bir frekanstaydı. Genliği ise 100 mikrovolttu. Ritm çok düzenliydi.
1934'de, İngiliz Lord Edgar Adrian ve B.C.H. Matthews, Berger'in haklı olduğunu gördüler. Şuurlu bir süjede üniform bir faaliyet meydana gelebiliyordu. Bu ritm "uyku ile uyanıklık arası" bir hâle rastlıyordu. Genellikle tam bir duyumsal ve zihinsel dinlenme, sükûnet hâlidir.
Sadece alfa dalgası değil, 14 hertz'den büyük beta, 4-7 hertz'lik teta, 3 hertz'den küçük delta dalgaları da keşfedildi. Tıpta, parapsikolojide, eğitimde bu dalgalarla ilgili geniş araştırmalar yapılmaktadır.
Metapsişik çalışmalarda iyi telepatlar, kendilerini “tamamen gevşek ama dikkatli bir hâlde tutarlar. “Gevşek bir dikkat, mevcut olmayan bir nokta üzerine konsantre olmak” hâlinde bulunarak alfa ritmini düzenli olarak üretirler. Telepati ile alfa ritmi arasında esaslı bir ilişki vardır. DDA olaylarında alfa ritmi önemli bir yer tutar. Alfa ritmini meydana getirmek pek kolay değildir.
Zihin kontrolü yapmak, hiçbir şey düşünmeden sakin bir şekilde dalgalara bakmak, derin gevşeme hâline girmek, gözleri alnın ortasındaki bir noktaya yönelterek bakmak (yogi şaşılığı), aynı kelimeyi durmadan tekrarlamak, aynı ritm ve tonda bir sesi dinlemek, alfa dalgalarının meydana gelmesine sebep olurlar. Bir gürültü ve duyusal uyaran karşısında E.E.G. cihazında "durma reaksiyonu" saptanır: Alfa birden durur, yerini betaya bırakır ve sonra yavaş yavaş tekrar belirir. Bu uyaran düzenli olursa alışkanlık daha çabuk kazanılır ve alfa ritmi hiç bozulmadan sürüp gidebilir, "durma reaksiyonu" gözükmez. Monoton sesler, davul sesi, mantralar bu alışkanlığa yardım eden öğelerdir.
Zihinde alfa dalgalarını kolayca meydana getirebilenler olağanüstü kişiler değillerdir. Derin gevşeme hâlini meydana getirenlerde alfa dalgaları daha kolay yayınlanır. Alfa seviyesinde zihinsel tasavvurlar, hayaller ortaya çıkar. "Yaratıcı trans", imajların birbirini art arda davet etmesini kolaylaştırır.

ALTEROSKOPİ ya da ALLOSKOPİ

Yn : Allos: Başkası, diğer.
Skopien: Görmek.
La : Alter: Başkası, diğer.
Scobus: Görme, görünüş.
Al : Alteroskopie, Alloskopie.
İn : Alteroskopy, alloscopy.
Fr : Alteroscopie, alloscopie.
Os : Basiretigayr.
Tr : Başkasınıgörü.

Bu psişik yetenek, esas itibarıyla süjenin, diğer bir kimsenin bedeninde olup biten şeyleri görmesi ve anlamasını ifade eder. Süje, bu olay esnasında diğer kimsedeki yerel ve genel direnmeleri tahmin ve takdir eder; bozuk bölgeleri, harabiyetleri tespit ederek bunları açıklar.
Hastalığın gelişme şeklini, süresini ve sonucunu bildirir. Bu türlü tanılar, geçen yüzyılda, özellikle manyetizm yoluyla elde edilen yapay uykulardan faydalanmak suretiyle sağlanmıştır. Uyurgezer devresine gelen bazı süjelerde ve nadiren histerik kimselerde ortaya çıkmaktadır. Bu hâl, manyetizör şifacıların özellikle aradıkları psişik bir yetenektir.
Süjeleri manyetize ettikten sonra, onu gizligörür (lüsit) hâle getirmeye çalışmak ve bu suretle de ondaki ruhsal görüyü geliştirmek gerekir.
Alteroskop, bazı anlarda, kendiliğinden bir bilgiyle, hastalıklara uygun gelen tedavi ve şifa yollarını gösterebilir. Fakat bu da nadirdir.
Birçok lüsit uyurgezelerin, organizmanın derinliklerini açıkça gördükleri bilinen olaylardandır. Medyomlar da bu yeteneği gösterirler; çokluk, trans hâline geçtikten sonra, karşılarındaki insanın tanısını yapabilirler. Alteroskopiye psikometr ve radyestezistlerde de rastlanır. Çeşitli şekillerde çalışırlar.

ANİMİZM

La : Animismus. Anima: Soluk, nefes, hayat başlangıcı, ruh vs.
Al : Animismus.
İn : Animism.
Fr : Animisme.
Os : Ervahiye, ruhaniyet.
Tr : Canlıcılık.

Felsefe ve Tıpta:
Bu hem mekanik görüşe, hem de hayatçılığa karşıt bir inançtır. Gerek ruhsal olayları ve gerek hayatsal olayları bir tek sebebe, ruha dayandırır. Bu hâlde, ruh bedeni canlandıran, ona hayat veren bir kuvvettir. Organlar da onun kullandığı, harekete geçirdiği aletlerdir. 17. yüzyılda Stahl, geçen yüzyılda Ravaisson ve Bouiller tarafından öne sürülen bu teorinin ana fikri Aristo'ya kadar iner.
Stahl'e göre, akla sahip olan ruh, organları yapar, tamir eder ve yaşayışının düzenli hareketlerini idare eder. Ölümsüz ruh, doğrudan doğruya etkendir. Bedenin serpilmesi ve gelişmesi, ruhun her şeye can veren hayatsal bir ilke olmasından ileri gelir.
Kısaca, bu doktrin her hastalığı açıklamak için, cansız ve hareketsiz kabul edilen organik varlıkların içinde, ilk sebep ve aksiyon olarak, canlandırıcı öğe olarak ruhu kabul etmiştir. Hastalık, bazı sınırları aşan ve koruyucu ruhun ihmal ettiği zamanlarda meydana çıkar.
Demek ki, organik vazifelerle zihnî vazifeler arasında, gözlemin ortaya koyduğu sıkı ilişkiyi açıklar.
Sosyoloji ve Din Tarihinde:
Bu teori, Frazer ve Taylor gibi sosyologlar tarafından ileri sürülmüştür. Bunlara göre, insanlara kutsal-haram fikrini veren; doğaya, eşyaya inançlardan aktarılarak geçen ruhtur. Kanıtları şunlardır: İlk insan, bedeninde maddî varlığından ayrı bir eş (duble) veya ruh bulunduğuna inanır. Bu duyulan, fakat maddî varlığı olmayan bir şeydir. Ölüm zamanında bu eş, ağızdan çıkan bir nefes gibi, kesin olarak vücudu terk edip gider.
İlkel Dinlerde:
Doğanın bütün varlıklarında, insanlarınkine benzer ruhların varlığına, onların, insan iradesine benzer ruhlar tarafından idare edildiğine inanmaktadır.
Psişizmde:
Terim, Prof. Alexander Aksakof tarafından özel bir anlamda kullanılmıştır. Bu terimde ruh fikri yoktur. Aslında psişizm anlamına gelen bu kelimeyi, Lâtince köklü olan “Spiritisme”e benzemesi için kullanmıştır.
Aksakof, animizm kelimesiyle şunu anlatmaktadır: Medyomluk tezahürlerinin içinde sırf medyomun kişisel yeteneği ve şuuraltı gücünden doğanları vardır. Medyomun beden dışına yansıyan bu yetenekleri, çeşitli tezahürleri, muhakkak bedensiz bir varlığın işi değildir. İşte bu tip olayları spiritizmden ayırmak için, animizm olarak tarif ediyoruz. (Animisme et Spiritisme isimli eserinden.)
Medyomsal olayların bir kısmı -araştırma ve deneyle- medyomun kişisel yeteneğinin şuuraltı etkinliğiyle desteklenmesinden ileri gelebilir. Medyomlar kişisel yetenekleriyle birtakım tezahürler gösterebilirler ve bunlar, şuuraltı yeteneklerine göre de çeşitli yönler alırlar.
Aksakof, bedensiz varlığı ve etkilerini kabul eden inançlı bir ruhçuydu. Fakat, medyomların da birtakım kişisel güçlerinin bulunduğunu ve bir bedensizin müdahalesi olmadan kendi ruhsal kuvvetleriyle medyomsal tezahürler gösterebileceklerini savunurdu.
Aksakof, ileride spiritizm kelimesini açıklarken sıralayacağımız gibi, en kesin spiritizm kanıtlarını ortaya çıkararak pek büyük hizmetlerde bulunmuştur.

APOR

La : Apportation.
Al : Apport.
İn : Apport.
Fr : Apport. (Genel olarak: Hyloclastie)
Os : Celbi eşya.
Tr : Apor.

Fiziksel medyomluk deneylerinde, deney yapılan yerde var olmayan eşyanın birden peydah olmasıdır. Medyomların apor olayı ile, iradî ve şuurlu olarak bir ilgileri yoktur. Kendiliğinden meydana gelirler. Medyomun rehber varlığı böyle bir imkânı yaratabilir. Eşyanın başka bir yerden gelmesi tam olarak açıklanamamıştır. Muhtemelen, eşyanın yüksek bir enerji altında atomize olması, üç boyutun dışına çıkarak manialardan kolayca geçebilmesi ve tekrar yoğunlaşıp eski şeklini alması tarzında oluşmaktadır. Medyomlarda, mistiklerde, yogi ve fakirlerde, sihirbaz ve şamanlarda tarih boyunca görülmüştür.

ARKAN

La : Arcanum.
Al : Arkan.
İn : Arcane.
Fr : Arcane.
Tr : Gizli çalışma, sırlı ilâç.

Orta Çağ'da kullanılan bir kelime olup, alşimide (ilmi simya) gizli çalışmaları anlatmak için kullanılmıştır. Geniş anlamıyla: Büyük bir üstadın veya talebelerinden birinin sırrı olan, her derde deva ve "kesin tesirli" ilâç.
Arkanlara özgü konuya gelince: Metal ve minarellerdir. Pek nadir ve sırları olan bu Orta Çağ ilâç ve maddelerinden birkaç örnek verelim:
1 - İlk madde: İnsanı gençleştiren ve ona yeni bir hayat veren ilâç.
2 - Hayat civası (mercur de vie): Kıymetleri yenileyen, saflaştıran, kötü tesirleri yok eden madde.
3 - Felsefe taşı (haceri felsefî): Hayat civası ile aynı etkiye sahiptir.
4 - Tentür: Vücudu her türlü pislikten temizleyen, ömrü uzatan.
Gizlibilimlerin kabul ettiği anlamda sırlara karşılıktır; herkese söylenmez. Doğanın yalnız inisiyelerce (bilgi veren üstatlar) bilinen gizli prensipleri anlamına da gelir.

ARŞETİP

Yn : Arc etypos, archetyp.
La : Archetypus, archetypum. Al: Archetyp.
İn : Archetype.
Fr : Archétype.
Os : Enmuzeci evvel, âyanı
sabite, mebdei aslî.
Tr : İlkörnek, ilkşekil, ilktip.

Eşyanın yüksek ve üstün örneği, ilk numunesi. Sokrat'a göre: Bütün varlıkların iştirak ettiği örnektir. Madde değildir. Başkalaşım ve değişimden uzaktır. Eşya bunların kopyalarıdır. Tanrı eşyaya bu ilkörneklerine göre şekil vermiştir. Yaratılıştan önce Tanrı'nın biliminde var olan bütün eşyanın imajları, Eflâtun'un İdeleri de böyledir. Saint Augustin "pek yüksek idareci fikirler" demiştir.
Modern Psikolojide:
C.G. Jung kendi psikolojisini izah ederken, şuurdışına, pek büyük bir ölçüde makbul "psişik süreçler", insanlığın esaslı deneyimlerini içeren kolektif şuurdışı terimini uyguladı. Bizi çevreleyen ve dış dünya dediğimiz koca âlem kolektif şuurdışını karşılar. Bu kolektif şuurdışı "ilk derin imajlar" ismiyle anıldı ki, bunlar şuur içinde rüya ve rüyetler yoluyla zorlanarak imaj şekli altında ortaya çıkan olaylardı. Daha sonra Jung “arşetip imajlar”dan veya "arşetipler"den söz eder.
Arşetiplerden ancak bir tanım olarak söz edilebilmektedir. Jung şöyle demektedir:
"Kolektif şuur özellikle, derin ilkel imajlarla doludur. Arşetipler, kuvvetler ve şuura yakın olmalarına rağmen sadece açık ve etkin imajlar şeklinde beliren psişik görevlerdir."
"Arşetipler dünyanın tasarımlarını, dinamik görünümlerini emerler. Ve böylece görünebilir hâlde ruhsallaşırlar."
Jung, bu arşetipleri, sadece, esas anlamıyla psişik kuvvetler gibi değil, psişik kuvvetlere yakın veya benzer olan içgüdülere karşıt olan "psişik kuvvetler" gibi de dikkate almaktadır. Buna psikoid (ruhumsu, ruha benzer) diyor.
Hiç şüphesiz arşetipler, insanlığın saklı ve yoğun esaslı deneylerini içermektedir.
"Arşetipte insanlığın her devirde yaptığı bütün deneyler; serpilip gelişme, tedricî büyüme, mutluluk ve tehlike, doğa kuvvetleri, insan ve hayvanlarla karşılaşma, çeşitli olaylar sembolik bir şekilde ifade edilmişlerdir."
"Arşetip geleneksel imajları, kaybolmuş imajları, yukarıdan ve aşağıdan gelen kuvvetlerle ilgili imajları da içerir. Böylece kendinde, büyük dinsel sembolleri taşır."
"Arşetipsel sembollerin sayısı sınırlıdır, fakat onlar gerçek enerji merkezleridir ve her şahısta doğuştan vardır. Hayatının ilk anından beri hazır hâldedir. Biz onu bilmeyiz, fakat o faaliyetimizi düzenler. Aksine bizim faaliyetimiz onu düzenlerse, biz iyi bir yoldayız demektir."
"Arşetipler, eski bir mühürle yeni bir hayat yaratırlar."
"Arşetipler son derece eski elemanlardır, ebedî varoluşlardır ve böyle hareket ederler."
İçgüdüye yakınlığından dolayı bellidir ki, arşetip, ruhun gerçek bir unsuru, insan aklıyla aynı kimlikte olmayan, fakat "sevk edici" olan, ruhun gerçek bir öğesi olabilir. Şuurdışı aracılığıyla her insanın gerçek ruhsal yönünü meydana getirirler.
"Arşetip bizi geçmişe bağlar, bizi "şimdi" içinde belirler, şuur bakımından kudret hâlinde bütün geleceği içerir."

ASTRAL

Yn : Astron'dan.
La : Astralis.
Al : Astral.
İn : Astral.
Fr : Astral.
Os : Nücumî.
Tr : Yıldızsal.

Bu kelime Türkçemizde de, bilhassa konumuza ait teknik bir kelime olarak oldukça sık kullanılır. Gizlicilikte (okültizm) ve teozofide pek özel anlamda kullanılmıştır. Bunların en önemli ikisi, Astral Plân ve Astral Beden terimleridir. Bunlardan başka, Astral His ve Astral Seyyale terimlerinin de okültizm üstatları tarafından özel anlamlarda kullanıldığını görmekteyiz. Şimdi, Astral Plân teriminden okültistlerin ne anladıklarını kısaca açıklamaya çalışalım:
Okültizmde "üçlü birlikler" önemli yer tutar. Bu kimselere göre Kâinat üç tür âlemden oluşmuştur:
1 - İlâhî Âlem (Ruh Plânı).
2 - Astral Âlem (Astral Plân).
3 - Fizik Âlem (Fizik Plân).
Astral Âlem: Okültistlere göre, negatif bir plândır. Burada, fizik âlemde bulunan her şeyin negatif bir kalıbı ve klişesi vardır. Bu tıpkı, fotoğraf çekerken elimizde bulunan negatif klişe gibidir: Fotoğraf çekerken önce hakikî bir manzara; sonra negatif klişe, nihayet bu klişe vasıtasıyla elde ettiğimiz resim. Elimizdeki negatif klişeden istediğimiz kadar pozitif kartlar çıkarabiliriz.
Şimdi, esas itibarıyla bu astral klişeler cansız ve ruhsuzdurlar. Fakat, bunlar da daha üstün bir plâna (ruhsal plâna) aksettiklerinden, gelip geçici bir hayattan çok, varlıkları devam ediyor gibidir. Düşüncelerimiz yoluyla astral klişeler imal edebiliriz. İlâhî Plândan veya madde plânından gelen her şeyin astral bir aksi vardır. Astral Plân, heyecanlar ve tutkular plânıdır.
Astral Beden: İnsan varlığı, okültistlere göre üç prensipten meydana gelmiştir:
1 - Fizik beden.
2 - Astral beden.
3 - Ruh (Espiri).
Bu türlü üçlü ayrım sadece okültizmde yoktur. Spiritüalizmde de astral yerine, fakat çok değişik anlamda, "perispiri" prensibi mevcuttur.
Okültizmde astral bedenin, en azından ilk safhalarda ve bilhassa bedenle ilgisi varken aşağı yukarı vücudun şeklinde olduğu inancı vardır. Astral beden, ruh ile maddesel beden arasında aracı rolünü oynar. Şu hâlde astralin fonksiyonu, ruhun maddeye etkisini sağlamak için biyoelektrik, sinirsel kuvvet ve seyyale sağlamaktır. Şu hâlde insan astrali, organik bakımdan, ruh tarafından olduğu kadar beden tarafından da kullanılan evrensel bir alet ve araçtır.
İnsan, fizik bedende enkarne olmasına rağmen, "giyinmiş olduğu" astral elbisesi vasıtasıyla yıldızlar âlemi ile de ilgilidir. Ruhun emrinde bulunan bu evrensel prensip genişleyip yayılabilir. Vücudu terk edebilir ve bu şekilde iki türlü etki alır:
1 - Yukarıdan gelen "ilâhî aşk" (üstün etkiler) denilebilecek ve astralin parlak bölgelerini oluşturarak "yükselme eğilimi"ni taşıyan etkiler.
2 - Aşağıdan gelen ihtiras, kin, egoizm kelimeleriyle ifade edilebilen geri etkiler. Bu geri etkiler de, bizim astral bedenimizin aşağı ve bizi maddeye yaklaştırıcı kısmıdır. Böylece astral beden yayılır, yoğunlaşır ve insanı tüm tabiatla irtibata geçirir. Astral beden “arzu” bedenidir. Her türlü hisleri fizik bedene aktarır. (Bkz. Duble)
Astral Projeksiyon (Dedublüman): Astral bedenin şuurlu ve kendiliğinden olarak dışarılaşmasıdır. Astral dublenin bedenden ayrılması ve astralde seyahati mümkündür. (Bkz. Bilokasyon)

ASTROLOJİ

Yn : Astrologia. Astron: Yıldız. 
Logos: Kelâm, bilgi.
Al : Astrologie.
İn : Astrology.
Fr : Astrologie.
Os : İlmi nücum.
Tr : Yıldız bilimi.

Astrolojinin asıl temeli, yıldızların, Güneş'in ve Ay'ın insanlar üzerinde bir etkiye sahip oldukları fikrine dayanır. Ay'ın ruhsal dengemize, Güneş'in ise zihinsel faaliyetimize etki ettiğine öteden beri ihtimal verilmektedir. Astroloji, yıldızların durumuna bakarak gelecek hakkında birtakım kehanetlerde de bulunabilir. Dikkat çekici olan diğer bir yön de, kâinat ile insanlar arasındaki benzerliktir. Atom yapısının derinliklerine indikçe bu benzerlik daha çok artmaktadır.
İnsan vücudunun da, gök cisimleri gibi, kendine has ışınları vardır. Sempati ile antipati bu yüzden oluşabilir. Astroloji bilimini, Aristo doğal bilimler koluna; Farabî ve İbni Haldun matematik bilimlerden olan astronomiye sokarlar. Astrolojide esas olan, Dünya'nın Güneş etrafında dönerken dolaştığı kuşağın karşısında bulunan 12 takımyıldızdır (burç). Bu burçlardan her birinin insanlar üzerinde değişik etkileri vardır. Herhangi bir burçta doğan kişinin, doğduğu burcun etkisi altında kaldığına inanılır. Yıldız falına bakan "müneccim" de, burçları ve sabit parlak yıldızları göz önüne alarak, bilinmesi istenen olayın geçtiği anda, o yerdeki gök parçasında bulunan yıldızların şeklini çizer, bunlar arasındaki ilişkilere bakarak gelecek hakkında birtakım kehanetler yürütür.

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru