23.01.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
RADYASTEZİ  

Radyestezi

Radyestezi bir “bilme sanatı” olarak tarif edilmektedir. Bu deyim; radyestezinin, geleneksel biçimde su bulmak olarak bilindiğini, su ve minerallerin yerini belirlemek için ticari önem taşıdığını yansıtmaktadır ama artık radyestezi tıbbi teşhisten tutun da kayıp nesnelerin yerini belirlemeye kadar, daha geniş çapta ve görünüşte bilinmeyen bilgiyi belirlemek için kullanılmaktadır. “içimizdeki bilim adamı”, radyesteziyle elde edilen bilgiye insanların hiç eleştirmeden inandıkları bazı vakaları protesto edebilir ama bu durum; büyüleyici, karmaşık ve bazı şartlar altında şaşırtıcı biçimde tekrar üretilebilen bu fenomenin altında yatan gerçeği maskelememelidir. 
Bu makalede radyestezi tarihini ve başlıca teorilerini, tartışmaları, araştırma ve referansları ele almak amacındayım.
Radyestezi hakkındaki anlayışımız, hangi parametrelerin ve sonuçların konuyla doğrudan ilgili olduğuna karar vermenin çok zor olduğu bir evrededir. 19. yüzyıldaki elektromanyetik araştırmaların ilk günlerini hatırlayalım: elektromanyetizmin, araştırma ve anlayış yoluyla karmaşanın, yanlış yorumlanan sonuçların, ilgisiz tesadüflerin ve hakiki fenomenin üstünü örten şarlatanların iddialarının arasından çekip çıkarmak zorunda olduğu dönemi andırıyor bu günler. Rapor edilen sonuçların ve teorilerin kafa karıştırıcı fazlalığını açıklamaya çalıştım ama istemeden kurunun yanında bazı yaşları da yakmış olacağım. 

Radyestezinin Gerçek Olduğunun Delili Nedir?

İlk olarak, radyestezistin ilgi alanı olan “mahalde” yürüdüğü ve o hedef üzerindeyken radyestezi çubuklarının tepki verdiği temel radyestezi delilini ele alacağım. Sonra uzaktan radyesteziye geçeceğim. “Mahalde” radyesteziyi özellikle ilginç buluyorum. Psi fenomeniyle daha çok ilgili görünen uzaktan radyesteziden farklı olarak, insan nüfusunun yüzde doksanı onu temel seviyede uygulayabilir ve sonuçlarını çoğaltmak daha kolaydır ama bu fenomen bilimsel çevreler tarafından çoğunlukla önemsenmemektedir. Ayrıca fenomenin, kullanılan radyestezi çubuklarıyla hiçbir ilgisi yoktur ve çubuk olmadan da gayet iyi işlemektedir. Bundan dolayı radyestezi, insanın bilinmeyen bir uyarana karşı verdiği temel nörofizyolojik bir cevap olarak görülmektedir. Radyestezi, mahalden daha uzak bir noktadan bilgi elde etmek üzere daha psişik olan tekniklere ek olarak daha geniş çapta kullanılabildiği için, bu uyaran dışsal ve “fiziksel” olduğu kadar şuuraltıyla ilgili ve içsel de olabilir. 

Radyestezinin Sekiz Bin Yılı

Mühendisler pragmatik bir grup olma eğilimindedirler. Eğer bir şey çalışmıyorsa onu uzun süre kullanmazlar. Bundan dolayı mühendislerin radyesteziyi en azından sekiz bin yıldır kullanıyor olmalarını önemli bulmaktayım.
İlk kaydedilmiş kullanımın, M.Ö. 6000 tarihli, Büyük Sahra’da Tassili N’Ajjer mağarasındaki bir mağara resmi olduğu düşünülmektedir. Virgula divinatorium‘un yani radyestezi çubuğunun, M.Ö. 3000’de Mısırlılar ve M.Ö. 2000’de İbranlar tarafından kullanıldığının kaydedildiği bazı referanslar, ayrıca İncil’de ve M.S. 50’de Çiçero’nun yazılarında bazı referanslar mevcuttur. 
Martin Luther, M.S. 1528’de radyesteziyi “şeytan işi” diye itham etmiştir. Yazar Agricola, radyestezi araçlarının kendi uyumuyla değil, sadece hassas kişilerin ellerinde hareket ettiğini belirtirken, 1956’da bir Alman metalürji metni, radyestezinin metalik maden cevherlerini belirlemek için ortak kullanımı üzerine yorum yapmıştır. Radyestezi üzerine çok dikkatli bir araştırma yapmış olan Beausoleil Baronesi, 1632 ve 1640’da, bu tekniğin Fransa mineral zenginliğinin bulunması ve kullanılması ile ilgili olduğuna dair raporlar yayımlanmıştır. Kısa süre sonra l665’te, tanınmış bilim adamı Boyle, kraliyet ailesine verilen bir makalede radyestezinin muhtemel geçerliliğine atıfta bulunmuştur. Daha yakın zamanlarda, Almanya’nın Harz Dağları üzerinden radyesteziyle kalay bulma tekniklerini öğretmek için radyestezistler geldiğinde, Corn’da kalay endüstrisi başlamıştır. Yüzyılın ortalarına kadar, Maby (1939) ve Tromp (1949) muhtemel fiziksel açıklamalara odaklanarak geniş çaplı bilimsel araştırmalar yürüttükleri sırada, radyestezi çubukları bir su mühendisliğinin alet kutusunun standart parçasıydılar ve kataloglarda, pompalar ve sübaplarla birlikte belirtilmekteydiler. Radyestezinin kullanımı alternatif tekniklerin gelişmesinden beri azalmıştır ama su idareleri, ordu, çiftçiler ve özel şirketler tarafından hala kullanılmaktadır.
Honda, Swindon’daki yeni fabrikaları için en iyi yeri belirlemek üzere Japonya’dan radyestezistler getirmiştir, ayrıca hem Walker’s Crisps hem de Roche eczacılık fabrikaları su kaynaklarını belirlemek için radyesteziyi kullanmaktadırlar. Radyestezinin nasıl çalıştığını bilemiyor olabiliriz ama bu teknik kesinlikle uzun zamandır kullanılıyor görünmektedir. 

Bilimsel Araştırma

Radyestezi araştırmalarının çoğu, ister çift kontrollü deney kavramının gelişmesinden önce, ister amatör hevesliler tarafından başarılmış olsun, o kişilerin teorilerini araştırma heyecanını içermektedir. Elbette ki, bu deneyler, deneyi yapan radyestezistin şuuraltı yoluyla arzulanır cevabı meydana getirdiğini söyleyen şüphecilerin iddiaları tarafından sarsılabilir fakat böyle şuuraltı kaynaklı deneyler çok az belgelenmiştir. Bununla birlikte, görüşüme göre, fenomenin gerçekliğine dair ikna edici kanıtlar öneren bazı mükemmel çalışmalar yapılmıştır. 

1- Acemi Radyestezistler Tekrarlanabilir Sonuçlar Elde Edebilirler.
1971’de Utah Eyalet Üniversitesinden Chadwick ve Jensen, acemi radyestezistlerin birbirlerinin sonuçlarını tekrar üretme yeteneklerini araştırdılar. Çoğu üniversitenin çalışanı ve öğrencisi olan 150 radyestezist, bir reaksiyon belirledikleri noktalara tuğlalar koyarak, dört test yolu boyunca ellerinde radyestezi çubuklarıyla yürüdüler. Blokların konumu ölçülmüş ve bir sonraki radyestezist deneye başlamadan önce ortadan kaldırılmıştı.
Başlangıçta şüpheci olan Chadwick ve Jensen’i şaşırtan bir şekilde, acemi radyestezistler yol boyunca aynı tepkileri alır göründüler. Chadwick ve Jensen elektrik mühendisiydiler ve sonuçlan, son denemeden sonra yaptıkları bir manyetik incelemeyle de karşılaştırdılar. Manyetik alan ölçüsünün hayli belirgin olduğu manyetik sahada daha çok radyestezi reaksiyonu meydana gelirken, sonuçlar arasında bazı karşılıklı ilişkilerin olması muhtemeldir ama sonuçlar, acemi radyestezistlerin aynı yerlerde tepkiler alma tarzındaki çarpıcı yeteneklerinin yanında sönük kalmaktadır. 
Tromp (1949) ve 1997’deki bir dizi çift kontrollü denemede p < %0,1-1 başarı elde eden İngiliz Radyestezistler Derneğinin araştırma grubu tarafından benzer sonuçlar elde edilmiştir. 
Bundan dolayı, ne olduğu tam net olmasa da, acemi radyestezistlerin bile belirli bir konumda bir şeyleri saptayabildikleri görülmektedir.

2- Su Belirlemede, Deneyimli Radyestezistler Geleneksel Jeoloji Tekniklerinden İki Kat Daha Başarılıdır. 
Son zamanlardaki en önemli çalışma Alman hükümeti tarafından finanse edildi; bu, kıraç bölgelerde su saptamak için radyestezinin uygulanması üzerine, 1980’lerde yürütülen on yıllık bir araştırma programıdır. Araştırma, Münih (Üniversitesinden Prof. Beli tarafından yürütülmüştü. 
Sonuçlar çarpıcıydı. Sri Lanka’daki 691 test kazısında, geleneksel tekn 1 klerle sadece %30-35’lik bir başarı oranı umulabilecekken, radyestezistler %96’lık bir başarı oranı elde etmişlerdi. Etkileyici olan sadece bu başarı oranı değildi; radyestezistler yüzlerce vakada, kaynağın derinliğini ve bolluğunu %10–20 oranında önceden başarıyla bilmişlerdi. Bu sonuçlar şans tahminlerinin çok ötesindedir. Radyestezistler bazı vakalarda 30 metre aşağıdaki kaynakları başarıyla belirlemişlerdi, bunlar o kadar dardılar ki, bir metrelik bir hata bile kaynağın kaybolmasına sebep olabilecekti.
Bu sonuçlar, radyestezistlerin Chelyabinsk’teki su kaynaklarını %91,5-94’lük başarı oranıyla belirledikleri ve Kazakistan, Karelia ve Tacikistan’daki mineral cevherlerini belirlemek için bir uçak ile bölge üstünde uçarken radyesteziyi başarıyla kullanan Sovyet jeologiarın 1960’lardaki ve 1970’lerdeki deneylerini desteklemektedir.

3- Deneyimli ve Hassas Radyestezistler Bazen Mahalde Bulunmaksızın, Bilgi İçin Radyesteziyi Başarıyla Kullanabilirler.
Radyestezi, mahalde olmadan bilgi elde etmek için de kullanılabilir. Harita radyestezisi daha az doğru olmasına rağmen, mahaldeki yapılacak bir teftişin öncesinde zaman kazandırdığından, deneyimli radyestezist tarafından oldukça sık kullanılmaktadır. Radyestezist bu teknikte mahallin bir haritasını kullanır ve haritanın kenarlarında Parmağını hareket ettirirken, aranılan Şeyin koordinatlarını çubuğa veya sarkaca “sorar”. İlgili teknikler, hastalıkları teşhis etmek için de kullanılmıştır.
Bununla birlikte, uzaktan radyestezi veya psi yeteneği gerektiren radyestezi üzerine çeşitli çalışmalar yapılmış fakat deneylerin çoğu ya negatif sonuçlar üretmiş ya da bir sonuca varılamamıştır. Yine de birçok paranormal fenomende olduğu gibi, tekil sonuçlar son derece etkileyici olabilirler.
İyi belgelenmiş bir örnekte, ünlü radyestezist Peter Stewart’tan, kaza yapmış bir uçağın yerinin bulunmasında yardım istenmişti. Peter haritayla radyesteziyi kullanarak denizde bir kaza mahalli belirledi. Bu, başlangıçta uygunsuz göründü çünkü önerdiği mahal araştırılmış ama bir şey bulunamamıştı. Bununla birlikte, üç ay sonra bir balıkçı teknesi, belirlenmiş bölgenin çok yakınından uçağın bir parçasını getirdi.
Bilgi elde etmek için uzaktan radyestezi kullanmak, genelde yakın mahalde radyesteziden daha zor ve daha az güvenilir bir süreç olarak kabul edilmektedir. Ancak yine de radyestezi, bilinmeyen bilgiyi bulmak için psi yeteneklerinin kullanılmaya çalışılmasından daha kolaydır. Bu muhtemelen, uzaktan radyestezinin yakın mahalde radyesteziden daha fazla psi yeteneği içerdiğini önermektedir. Ama radyestezi tepkisinin yapısı, onun, şuuraltına ait “psi” bilgisine girmesini, bilginin daha karmaşık bir durugörüsel imajla alınmağa çalışılmasından daha kolay kılmaktadır. 

Neler Saptanabilir?

Acemi radyestezistler, çelik ve diğer iletken maddeleri, yeraltı sularını özellikle akarsuları) belirlemeyi daha kolay bulmaktadırlar ancak sonuçlar sık sık birbirine karışmakta ve aralarındaki farkı saptamak zorlaşmaktadır. Deneyimli radyestezistler ise muhtemelen psi yeteneklerinden faydalanarak, herhangi bir mesafedeki hemen hemen her şeyi belirleyebilmektedir. Ancak mineraller, petrol, arkeolojik bölgeler ve mağaralar daha kolay belirlenebilmektedir. Islak kumlar ve killer radyestezi yeteneğinin toprağa “nüfuz edişini” azaltıyor gibidir.
Durum, ışınların sapıp kırılması modeline göre, toprağa gömülü yapıların (örneğin bir petrol hattı) benzer ama aynı olmayan bir dizi paralel radyestezi çizgisi yaratma eğiliminden dolayı acemi radyestezist için karmaşıklık oluşturur. Bununla birlikte, radyestezist deneyim kazandıkça “soruya odaklanmayı” öğrenmekte ve paralel çizgiler yüzünden aklı karışmadan, sadece merkez çizgi üstünde bir tepki alabilmektedir. İlginçtir ki, bu paralellerin aralıkları, bölgesel saatle öğleden sonra 3’te maksimuma ulaşan günlük devirle eş titreşimdedir. Böylece öğleden sonra saat 1–2 arasında dünyanın manyetik alanındaki minimuma ulaşan normal günlük değişimle muhtemel bir bağlantı önermektedir.
Yine ünlü bir radyestezist olan Lyons, bu paralelleri, nesneyi çevreleyen üç boyutlu uzun boğumlu yapıların parçaları olarak belirlemiştir (Bu, bir deneyde elektrik akımını taşıyan bir kabloydu). Lyons, kişi nesneden uzaklaştığında ardışık katmanlar arasındaki aralığın 0,891 oranında azaldığını rapor etmektedir ve bu durum, müzikteki diyatonik (içinde yabancı sesler bulunmayan) gamlar ve girdaplanma etkisi arasında bir paralellik çizmektedir.
Spiraller ve birbirine dolanmış çizgiler, bir akış yönü, pozitif ve negatif hatlar, ızgara deseni yaratan, kesişen yatay ve dikey hatlar (Hartmann, Curry) da dahil çok karmaşık çizgi modelleri tarif edilmiştir (Underwood,
1968).
Jeopatik gerilimlerle ilgilenen radyestezistler bazı bölgelerin insan sağlığına yararlı bazılarının ise zararlı olduğunu belirlediler. Bu alandaki bilimsel çalışmaların çoğu, 1922’deVan Pohl’un büyük çalışmasını takiben Orta Avrupa’da yapılmıştır. Van Pohl, kanserden kaynaklanan ölümlerin ulusal ortalamanın üzerinde olduğu Vilsburg kasabasını araştırması için davet edilmişti. Bir grup doktor ve radyestezist, şiddetli jeopatik rahatsızlığın görüldüğü bölgelerdeki 565 evin haritasını çıkardılar ve bunları kasabanın tıbbi ve ölüm kayıtlarıyla ilişkilendirdiler. Çalışma, radyestezistler tarafından belirlenen bu tipteki yeryüzü radyasyonunun en ciddi hastalıkların asli sebebi olduğu sonucuna vardı. 1989’da Avusturyalı araştırmacılar, hastalığa sebebiyet veren bir mahale on dakika maruz kaldıktan sonra kanlarında serotonin, çinko ve kalsiyum değerleri bakımından değişmeler gösteren 985 süje üzerinde yapılan iki yıllık bir çalışmayı tamamladılar. Riggs (1993) ve diğerleri bunun, bölgesel elektrik, manyetik ve radyo alanlarında bir değişikliğe yol açan radyestezi bölgesinin tesiri altında kalan hücrelerde temel enerjiyi açığa çıkaran etken olan ATP’nin eksilmesine ve böylece de bağışıklık sisteminin gerilimine yol açmasına bağlı olduğunu önermişlerdir. Radyestezinin geçerliliğini göstermek için yapılan girişimler, muhtemelen, bir maddenin toprağın derinliklerine doğru bir “radyestezi damgası” oluşturacak biçimde işlemesi için zamana ihtiyaç olduğunun farkına varmayan deneyciler yüzünden başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Örneğin, Utah deneyinde kullanıldığı gibi, iyice yerleşik hale gelmiş doğal bir radyestezi bölgesini belirlemek, suyla dolu bir hortum gibi kısa bir süredir mevcut olan bir şeyi belirlemekten daha kolaydır.
Sebep olan orjinal nesne çıkartıldıktan çok sonra bile radyestezi damgasının kalabilmesi de karışıklığa neden olmaktadır. Örneğin bu damga, birkaç ay boyunca topraktaki asıl yerinde bırakılan ve sonra çıkartılan bir çelik yapı iskelesinin olduğu yerde belirlenebilir. 
Neyin belirlenmekte olduğunu anlamak bazen çok zordur. Örneğin ben çok hassas bir radyestezist değilim ama geçen yaz kuzeybatı İrlanda’da ziyaret ettiğim taş çemberlerin hemen hemen hepsinde var olan bir dizi çok güçlü radyestezi çizgisinin haritasını çıkardım. Neyi saptamakta olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu ama bir bilim adamı olarak bir şey saptamakta olduğumun farkındaydım.
Dikilitaşların pozisyonları ve radyestezi çizgilerinin oluşturduğu desenlerin artık iyice kabul edilen örtüşmesini düşündüğümüzde, taş dikmelerin bulunduğu mahallerin önceden mevcut olan radyestezi.çizgilerine göre kasten mi inşa edildikleri, yoksa çizgilerin sonradan mı ortaya çıktıkları hakkında tartışmalar sürmektedir. Graves (1976), yarım kilometre yukarıya hareket ettirilen ve radyestezi çizgileri vasıtasıyla diğer taşlarla hala bağlantılı kalan taşların olduğu (bir örnek, St. Albans’taki Aziz Stephen’ın kilise bahçesidir) bir vakayı rapor etmektedir; bu ise taşların bir şekilde bu çizgileri ürettiğini ima eder. Bu özelliğin bir şekilde, kullanılan taşın manyetik özelliklerine bağlı olabileceği de önerilmiştir.
Bir keresinde, radyestezist Hanry Lovegrove’ın tasarladığı 60 watt’lık bir “kara kutu” tarafından sürekli bir radyestezi çizgisi yelpazesinin üretildiği çift kontrollü denemeye katılmıştım. Kutu 5x5 metrelik bir test karesine yerleştirilmiş, bir dakika çalıştırılmış, Harry ve ben gelmeden önce de kaldırılmıştı. Daha sonra çizgilerin oluşturduğu yelpazenin haritasını çıkardık ve kutunun nereye Yerleştirildiğini başarıyla belirledik: 30 metre uzağa yerleştirilmişti. Deneyden sonra çizgiler zamanla solmadılar ve kilometrelerce uzanmaktaydılar. Bunun nasıl çalıştığı hakkında (kutunun içine baktıktan sonra bile) hiçbir geleneksel açıklamamız yoktu.
Bu damgalama etkisine neyin sebep olduğu veya bir jül enerjinin böyle önemli bir etkiye nasıl sahip olabileceği hakkında hiçbir fikrim yok ama bu fenomen net biçimde gerçekti. Aynı zamanda çeşitli raporlarda, çizgilerin düşünceyle meydana getirilebileceği ve çizginin konumu hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir radyestezist tarafından belirlenebileceği de görülmüştür. Enerji seviyelerinin sürece dahil olmak için çok düşük olduklarının bir kez daha görüleceği homeopatik reçeteli damgalama etkileriyle bazı benzerlikler taşıdığı hakkında spekülasyon yapmak yanıltıcı olabilir ama bu durumda su moleküllerinin ilginç özelliklerinin muhtemelen önem taşıdığını, söyleyebiliriz. 

Radvestezi Nasıl İşliyor Olabilir? Fizyolojik Tepkiler

Radyestezinin nörofizyolojik bir tepki olduğu, çubukların ve sarkaçların elin normalde dikkat edilmeyen eğilmelerinin ve hareketlerinin sadece mekanik bir çoğaltıcısı olduğu dünyanın hemen her yanında kabul edilmektedir. Çubuğun maddesi veya tipi önemli değildir ama bazı tasarımlar, küçük hareketlere karşı mekanik olarak daha hassastır ve bireylerin kendilerine has tercihleri vardır. Tıp öğrencileri daha geniş bir potansiyel tepki sahasına sahip sarkaçları tercih ederken mühendisler, kullanımı daha az yorucu olan L-çubuklarını sevmekte, kırsal alandaki radyestezistler ise geleneksel eğik çatal çubukları tercih etmektedir çünkü çok belirleyici olan sıçrama etkisi önden veya yandan esen sert rüzgardan etkilenmemektedir. En genel tepki, bilek veya kolun istem dışında hafifçe oynamasıdır ve çubuğu, çeşitli adale gruplarındaki belirli bir genişleme ve gerilimle birlikte tutmayı öğrenmek, tepkinin büyüklüğünü artırmaya yarar. Radyestezist, L-çubuklarını ve gerilmiş bir çatal çubuğu kullanırken küçük hareketleri büyütmek için durağan bir kararsızlık konumundan yararlanır. Diğer vakalarda radyestezist, sallanan bir sarkacı tutarken veya L-çubuklarının dikey eksende tam dönüş performansı sergilemelerine izin verirken dinamik kararsızlıktaki değişimlere güvenir gibidir.
Bir diğer nörofizyolojik tepki grubu daha rapor edilmiştir. Ara sıra meydana gelen tepkiler göz kırpmasını, kulaklarda bir çıtırtıyı, yerden gelen bir mavi ışığı görmeyi hatta kusmayı bile içeriyorken kollarda veya güneş sinir ağında (solar pleksus) bir sızlama veya sırtta bir ürperti hissetmek de yaygındır. Bu tepkiler grubu bana radyestezi tepkisinin, sinir sisteminin çeşitli kısımlarındaki uyarıya bir tepki olduğunu ima etmektedir ama bu durum muhtemelen tek bir “alıcıya bağlı değildir.
Azınlık sayılacak bir radyestezist grubu, nörofizyolojik bakış açısını sevmemektedir ve çubukların bir psikokinezi (telekinezi) çeşidi olarak radyestezistten bağımsız olarak hareket ettiğinden emindirler. Bunun sebebi, onların birçok vakada çubukların çok küçük hareketleri nasıl büyüttüğünü fark edememeleri veya bir L-çubuğunun bile kendi sapı çevresinde özgürce hareket edebileceğinin dahi farkına varamamalarıdır. Bu, çubuğun el tarafından döndürülemez olduğu anlamına gelmez. Bu genel yanlış fikir, sapı dikey yönde eğerek ve çubuğunun yerçekimi altında sallanmasına izin vererek kolayca gösterilebilir. Şahsen, nörofizyolojik görüş açısının tarafını tutmuyorum ve psikokinetik görüş açısını destekleyecek hiçbir açıklayıcı delil de bilmiyorum ama buna rağmen, bazı vakalarda psikokinezi sürece dahil olmuş olabilir. Hansen, bir elektrik mühendisi olan Kaufmann’ın raporları çok az detay vermesine rağmen 1970’lerde bir radyestezi tepkisi sırasında, bir çubuk üzerindeki bükülme gücünü ölçmek için bir deformasyon göstergesi kullandığını ve gücü normalde açıklanabilecek olandan daha yüksek bulduğunu bildirmektedir.
Çubuk hareket ettiğinde bile sonucu yorumlamak her zaman kolay değildir. Radyestezi, süptil tepkileri saptamak için tasarlanmış bir tekniktir ve dolayısıyla radyestezistin beklentilerinin sonuçları etkilemesi çok kolaydır. Deneyimli radyestezistler bu etkinin farkına varırlar ve bu etkiyi saf dışı etmeye çabalamak için sonuçları daima kontrol ederler ancak kişinin kendini kandırması her zaman kolaydır.
Bu aynı zamanda, deneysel veriyi toplamaya çalışırken radyestezistin, sonuca varabileceği hiçbir muhtemel ipucuna sahip olmaması ve aranan şeyin konumunu bilmemesi gerektiği anlamına gelir. Bazı deneylerde (örneğin BSD, 1997) radyestezistlerin gözleri bağlan maktadır. Bu durum, doğru tepkiyi almak için L-çubuklarını görmeye ihtiyaç duyan radyestezistler arasında sık sık yakınmalara sebep olmaktadır. Çubuklar ancak tamamen yatay konumda tutulduklarında hassas çoğaltıcılar olarak faaliyet gösterecekleri için belli bir derecede görsel geri besleme olmadan bunu sürdürmek çok zor olacağından, bunu mantıklı bir olasılık olarak görüyorum.
Ayrıca sonucu yorumlamak da, radyestezi tepkisinin bölgenin üzerinden geçtikten sonra ortaya çıkması gibi tipik bir zaman gecikmesi olduğu gerçeğinden dolayı, iyice karmaşık hale gelebilir. Gecikme, seçilmiş saptama eşiklerine bağlı olarak, genelde 0,1–0,5 saniyedir. Bu durum, radyestezi sinyalini işlerken beynin sürece dahil edilmesi gerektiğini ve tepkinin, basit bir refleks fiili olmadığını akla getirir.
Radyestezi tepkisinin büyüklüğü sinyalin değişim oranına da bağlı görünmektedir; böylece radyestezist bölge üzerinde daha hızlı yürüyerek daha büyük bir tepki üretebilir. İlginçtir, radyestezinin tepkisini, radyestezisti çevreleyen manyetik alanın değişim oranıyla karşılıklı ilişkilendirdiğimizde de aynı etki ortaya çıkmaktadır.
Radyestezistlerin çoğunun süptil sinyalleri alma ve yorumlama yeteneklerinin uygulamayla geliştiğini keşfetmeleri dikkate değer. Sanki motor hareketler sadece damgalanmakla kalmıyor (piyano çalmayı öğrenirkenki gibi), ayrıca neyin arandığı kavramı da daha net hale geliyor. Ve böylelikle şuuraltı algılama süreci daha kolaylaşıyor. Bir örnek vermemiz gerekirse bu durum, bir kimsenin sadece neyi gördüğü kavramına sahip olduğu zaman bir şeyi görmesine veya gürültülü bir odada tanıdık bir sesi işitmesine benzetilebilir.
Radyestezistler suyun derinliğini tayin etmek veya dikkati odaklamaya yardım etmek için çeşitli teknikler kullanmaktadırlar. Şifa etkisinde öne sürüldüğü gibi, tekniğin detaylarının radyestezistin alıştığı dereceden daha az önemli olabileceğinden şüpheleniyorum. Radyestezistin zihinsel hali önemli görünmektedir. Radyestezist iyi sonuçlar için meditatif bir halde yani aynı zamanda psi deneyimlerini oluşturan hale çok benzer bir şekilde, sakin, gevşemiş ama odaklanmış zihin halinde olmalıdır. Bir psikolog ve radyestezist olan Geoft Brooks, radyestezi sırasında kendi beynindeki teta dalgalarında gözüken artışı rapor etmiştir. 
Radyestezi, bedenin elektriksel özellikleriyle de ilişkili görünmektedir. Bir Alman jeofizikçi olan Tromp (1949), radyestezi üstüne çok geniş bir araştırma programı yürütmüş ve hassas radyestezistlerin, radyestezist olmayanlara nazara” daha düşük bir deri direncine sahip olduklarını bulmuştur. Bu, radyestezist olmayanlar için sık sık 10–60 defa daha yüksek olmaktayken, radyestezistler için 50.000 ohm (4,5V DC, 3 mm elektrotlarla ölçülmüştür) olmaktadır. Benzer sonuçlar 1953’te ve 1964’te diğer çalışanlar tarafından da bulunmuştur. 
Tromp aynı zamanda, deri direncini azaltan el yıkamanın radyestezi hassasiyetini geçici olarak artırdığını iddia etmiştir. Başka araştırıcılar, bir “radestezi bölgesi” üzerinden geçen radyestezistlerin bilekleri arasındaki ölçümlerde, deri potansiyelinde önemli bir değişim olduğunu bulmuşlardır; Hansen (1989) bunun iyi bir radyestezist için 100 mV kadar veya radyestezist olmayanlar için 10–30 mV olabileceğini rapor etmektedir. 

Deneysel Olarak Oluşturulmuş Radyestezi Tepkileri

Radyestezinin fiziksel teorileri “geleneksel” bilimin kıyılarına yakın olmayı tercih edenler için çekicidir. Onu elektromanyetik değişim ölçülerine bir tepki (örneğin, bir mıknatıstan veya halka şeklindeki borudan geçen bir akıma) veya topraktan çıkan elektromanyetik radyasyona bir tepki, hatta jeomanyetik alanların, elektromanyetik radyasyonun ve diğer etkenlerin karmaşık bir birleşiminin tesirine bir tepki olarak göz önünde tutmaya eğilimlidirler. Bildiğim kadarıyla bu ikinci görüş, ilk olarak Tromp tarafından önerilmişti. Bu fikri, radyesteziyle elde edilen bilginin görünüşteki içeriği ve çeşitli Psikolojik tepkiler için potansiyel bir faaliyet alanı sağladığı için çekici bulmaktayım. “Alan” ve “radyasyon” teorilerinin ikisi de oldukça başarılı olmasına rağmen bu görüş, hiçbirinin neden bütün sonuçları açıklayamadığını ama neden hiçbirinin göz ardı edilemeyeceğini de açıklayabilir.
Manyetik alan değişim ölçüleri laboratuarda yapay bir radyestezi tepkisi meydana getirmek için kullanılabilirken, alan teorileri çekicidir çünkü radyestezi tepkileri ve manyetometre sonuçları (ve muhtemelen elektrik alanları) arasın bazı karşılıklı ilişkiler vardır. Kuşların uzun mesafelere göçleri sırasında manyetik alanın meyilini kullandıkları bilinmektedir. Bu durum, benzer fizyolojik alıcıların da radyesteziye dahil olabileceğini önermektedir.
Elektromanyetik radyasyon görüşü radyestezist (neredeyse daima) kaynağın üzerinde olduğundan ve radyestezi çizgileri modelleri sık sık benzer olduğundan dolayı çekicidir ama bir kırınım (defraksiyon) deseniyle özdeş değildir. Hipotetik elektromanyetik radyasyon, laboratuarda yapay bir radyestezi tepkisi meydana getirmek için de kullanılabilir.

1- Elektromanyetik Alanlar:
Bir radyestezi tepkisini elektromanyetik bir alanla oluşturmaya yönelik en ikna edici sunum, 1978’de Harvalik tarafından yürütülmüştü.
Bu rasgele açılan ve kapanan düşük güçlü yüksek frekanslı elektromanyetik bir alana on dört ünlü radyestezistin verdiği tepkilerin saptandığı çift kontrollü bir deneydi. Sonuçlar son derece önemliydi çünkü radyestezistler %50’lik bir şans seviyesiyle karşılaştırıldığında, 694 denemede %95’lik bir başarı sağlamışlardı.
Daha sonra bedenin çeşitli kısımlarındaki “radyestezi duyargalarını” örtmek için alüminyum plakalar kullanıldı. Harvalik, radyestezi duyargalarının böbrek ve beyin bölgesinde, muhtemelen de beyin epifızinde olduğu sonucuna vardı. Başka araştırmacıların da (örneğin, SMN üyesi Serena Roney-Dougal) beyin epifızi ile psi arasında bir bağlantı olduğunu önermelerini ilginç buluyorum.

2- Elektromanyetik Radyasyon:
Radyestezist Harry Lovegrove ile yaptığım deneylerden birinde, onun, yüzü yansıtıcı olmayan bir perdeye dönük olarak, elinde radyestezi çubuklarıyla ayakta durmasını istedim. Onun arkasında yere koyduğumuz iki çelik tabaka arasına 3 mm’lik bir yarık yaptım, üzerinde bir yüksek standın üstüne 45” açıyla koyduğumuz 300 mm2lik bir aynamız vardı. Harry aynayı göremiyordu. Böylece standın üzerindeki aynayı aşağı ve yukarı hareket ettirerek bu hipotezsel radyestezik enerjinin bir ışınını onun sırtına yansıtabiliyordum. Harry bir radyestezi tepkisi hissettiğinde bana söyleyecekti ve ben yüksekliği not edecek ve aynayı yeni bir konuma getirecektim. Sonuçlar istatistiki olarak son derece önemliydi: Harry bir radyestezi tepkisini sadece, ben enerjiyi onun kürek kemiklerinin arasındaki omurgasına yansıttığımda alıyordu. Bu çift kontrollü bir deney olmamasına rağmen Harry’nin radyestezi dışında “ışın’ın” nereye yönlendirildiğini nasıl bilebileceğini açıklamakta zorlanıyorum. Benzer sonuçlar, yansıtıcı olarak bir alüminyum plaka kullanan ama radyestezi bölgesi olarak aşağı omurgayı belirleyen Jennison tarafından l995’te bağımsız olarak rapor edilmiştir. 
Ancak, benim aldığım sonuçlar 0,1–0,3 mm’lik bir dalga boyu önerirken, Jennison’un çalışmaları dalga boyunun cm aralığında olduğunu öneriyor görünmektedir.
Belki ikisi de sürece dahil edilebilir ama ben, su onları yüksek oranda emerken silisin (ve böylece muhtemel bütün kayaların) mm altındaki dalga boylarına karşı geçirgen olmasını çok ilginç buluyorum. Beden dokusu seçici olarak emicidir. (Beli Laboratuarları bunu son zamanlarda beden tarama teknikleriyle göstermiştir.)
Yukarıda belirtildiği gibi, beden içindeki karmaşık zihinsel ağın elektromanyetik radyasyon kadar manyetik ve elektrik alanlarını da içeren geniş oranda elektromanyetik tesirler tarafından etkilendiğini düşünmeyi şahsen çekici buluyorum. Böylece radyestezisinin “bilme sanatı”, aranılan şeyin karakteristik “tayfı” veya imzasına şuuraltı bir seviyede tepki vermeyi ve tanıması öğrenmeyi içermektedir. Bu, hem belirli sinyallere odaklanma ve onları saptama yeteneğini hem de uzun süre maruz kalma durumunda potansiyel olarak zarar verici “jeopatik” etkileri de içeren psikolojik tepkileri alma yeteneğini açıklayabilir. 

Radyestezi ve Psi Arasındaki İlişki

Başlangıçta radyesteziye, sadece saf bir “fiziksel” açıklaması olacağı beklentisiyle yaklaşmama rağmen, “harita üzerinde radyestezi’ gibi fenomenlerin psi yetenekleriyle ilişkili daha geniş şuur şekillerini de içermesi gerektiği sonucunu çıkarmaya eğilimim giderek arttı. Konuştuğum bütün radyestezistlerin ve radyestezi araştırıcılarının hemen hemen hepsinin aynı sonuca varmış olması dikkate değerdir.
Parapsikologlar, psi yetenekleri ve elektromanyetik koşullar arasında bir bağlantı görüldüğünü bulmuşlardır; elektromanyetik kalkanlar psi aktarımlarını engelleyemeseler de, elektromanyetik alanlar psi deneylerindeki performansa aksi tesir edebilir. Örneğin, Dean Radin (1997) kumarhanelerde müşterilerin kazanma oranının jeomanyetik koşullar sakin olduğunda arttığını gösteren istatistiksel veriler rapor etmiştir. Sony’nin parapsikoloji laboratuarının başkanı bana durugörü deneyleri yaparlarken, denek çevresinde ne kadar çok elektronik araç çalıştırırlarsa o kadar kötü sonuçlar aldıklarını söylemiştir! (Sony pazarlama bölümünü sevindirecek bir sonuç değil!)
Psi “aktarımlarına” bir mekanizma sağlamak için yapılan bir girişimde, psi bilgisinin bir kuantum dolaşıklığı veya psi-alanı formu tarafından paylaşıldığı önerilmiştir. Aşağıdaki zihinsel tasviri geliştirdim: Bir kimse psi alanından bilgi sağlamak için telepati veya durugörüyü kullandığında bu durum, durgun bir göldeki bir yansımaya bakmak gibidir. Kendi başına bilgiyi taşımamasına rağmen, elektromanyetik “sesin” etkisi, görüntüyü küçük dalgacıkların karmaşasında bozan bir esinti etkisi yapabilir.
Bu benzetmeye devam edersek, acemi bir radyestezistin büyük bir radyestezi sinyali alması, muhtemelen gölün uzak tarafındaki görünmeyen hız teknesinin yarattığı dalgadan dolayı küçük bir sandalın sallanmasına benzerdir.
Birbirleriyle karşılıklı bağlantılı psi alanı kavramı, bizi deneyimli radyestezistlerin bilgiyi uzak bir mahalden nasıl alabildiklerini açıklamaya da sevk edebilir mi? Belki de radyestezi sinyalinin süptil imzası aslında, psi alanından gelen ve sinir sistemimizdeki karmaşık kaotik elektromanyetik sistem tarafından belirlenen bir veridir.
Bundan dolayı radyestezi, nüfusun %90’ı tarafından denetimlenebilen ve muhtemelen elektromanyetik çevre ve nörofizyoloji arasındaki karmaşık karşılıklı etkileşimlere dayanan psi yetenekleri ve tekrar edilebilir bir fizyolojik etki arasında büyüleyici bir köprü önermektedir. Sonraki araştırmalar bundan dolayı çok verimli olacaktır ama deneyciler bu çalışmanın yararlı olabilmesi için çift kontrollü deney şartlarının karmaşıklıklarına tahammül etmek zorundadırlar. 

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru