19.08.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
DEĞİŞİME DOĞRU  
Değişime Doğru

Dejenerasyon


Bütün kurumlarıyla yozlaşma alanları oluşturan beşeri uygarlık büyük değişimin eşiğinde bulunuyor. Bütün yozlaşmış kurumlarıyla birlikte Dünya, şimdiye kadar geçip geldiği çeşitli zaman ve mekanlarda hiç görmediği, hiç işitmediği ve hiç konuşmadığı gerçeklerle karşılaşma kaderinin icaplarını yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. 

Farkına giderek daha fazla vardığımız "yozlaşma" ve "yozlaştırma" işleminin ne kadar hızlı ve sevimli bir şekilde yayılmakta olduğunu görüyoruz. Bütün yüce değerler un ufak olup ayaklar altında kum taneleri gibi yayılıp gitmiş. Şaşkınlığın bu derecede şaha kalktığı görülmemiştir... Ne yol belli ne istikamet. İnsanlığın içinde bulunduğu bu durumlar çok önemli midir? Pek önemli olmasa gerek. Hangi merhalelerden geçerek bu noktaya ulaştığımızdır, önemli olan. Ulaşılmış noktanın haletini uzun süreli yaşayabilme ya da derhal ondan sıyrılabilme kabiliyetini gösterebilme, ancak geçirdiğimiz merhalelerin niteliğine bağlıdır. 

Hepimizin gözlediği gibi, Dünya'nın her yerinde insanların sahip oldukları çeşitli kalınlıktaki kabukların çatlatılması, açılması; açılan kabukların altından çıkan kirliliğin giderilmesi için son derece yoğun bir çalışma var. Bu çalışmanın getireceği çok çeşitli olaylar her boyutta kendini göstermeye devam edecektir. Çünki sebepler bu neticeleri hazırlamıştır ve hazırlamaya da devam etmektedir. 

Toplumsal, fiziksel ve jeolojik düzlemdeki olayların ana hedefi, insanlığın kendi şuur ve vicdanlarında meydana getirdikleri kabuklaşma sonucunda oluşan "yozlaşma" alanlarının içinden sıyrılabilme çabasını hızlandırmaktır. Her "yozlaşma alanı", içine aldığı her şeyin kendi iç yozlaşmasını sağlarken, içeride olanlar da kendi realitelerini pekiştirecek şekilde yozlaşmanın bütün etkilerini hissetmeye devam etmektedirler. 
Beşeri kabukların çatlatılması, çizilerek açılması işlemi Yukarı'dan Aşağı'ya inen etkiler sayesinde sürüp gitmektedir. Çatlatılma ve çizilme işleminden sonraki aşama, yani bireysel ve toplumsal çaba harcayarak kabukları itmek, iç basıncı artırarak kabukları özden uzaklaştırmak biz insanlara düşmektedir. İç basıncı artırarak kabukların açılmasına devam etmeliyiz. Kuşkusuz bu kabuklardan tam olarak kurtulmamız, Dünya Yasaları'nın zorunlu bir gereği olarak, mümkün olmamakla beraber, onları kendimizden belli bir mesafede tutmamız mümkündür.

Her kabuk bize ait bir parçadır ve kesin kurtuluşa asla yer yoktur. Kabukları kendimizden uzaklaştırdıktan sonra onların tekrar bize geri dönmelerine imkan hazırlamamak gerekir. Kabuklaşma çok hızlı ve kolay şekilde bize her zaman yaklaşabilir. Bunun için içsel çabamızı, iç  basıncımızı daima tetikte tutup, bu kabukların bizden yeterli bir uzaklıkta tutulmasını sağlayabilmeliyiz. 

Bu kabuklar çeşitli niteliktedirler. Bireysel ve toplumsal, maddi ve manevi kabukların içinde en önemli olanı, yüzyıllardan beri bize kadar ulaşmış olan İNANÇ KABUKLARI'dır. Yıpranmış, eskimiş, içindeki özü tamamen kaybolmaya yüz tutmuş her türlü inanç kabuklarını inceltmek, eski özüne kavuşturmak artık imkansız hale gelmiştir. Bu durumu iyi anlayarak, yakıtı bitmiş ocağı yeniden canlandırıp alevlendirme gayretlerinin hiçbir neticeye ulaştıramayacağını son kez tespit etmek gerekir. 

Hepimiz, her tekamül yolcusu, içinde yürümeye çalıştığı yolun kabuklaşmış inançlarından kurtulma gayreti içinde olarak, o inançlarla kendi tözü arasındaki mesafeyi giderek açmalı, her inancını ayrıntılı olarak incelemeye almalı, giderek iç basıncını arttırarak bu kabuklaşmış inançlarından uzaklaşarak Yukarı'dan gelmekte olan ışığı içine alabilmelidir. Kabuklar bizim kendi kabuklarımız. 

İnsanlık olarak sahip olduğumuz bütün inançların her birinin tözümüzle olan bağlantısını GEVŞETEREK, azami derecede bir gevşeklik sağlamak Yeni Çağ'a hazırlanmanın en emin ve etkili yoludur. Her konuyla ilgili "gevşekliği" mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde sağlamak gerekmektedir. Her inancın çok daha farklı bir şekilde anlaşılabilmesi için, katılaşmış anlayış ve inançları yumuşatmak, onlarla olan bağları gevşetmekten başka yol yoktur. Kabuk değiştirmek, çok daha ince, ışığı geçirebilecek kadar saydam kabuklara sahip olmak için esneklik gösterebilmek şarttır. 
Dünya, kabuğunu değiştirme hedefine pek çok yakınlaştı. Değişimin maddi ve manevi sarsıntılarını yaşıyoruz.
Dünya hayatının şimdilerde nasıl bir durum içinde olduğunu hepimiz görüyoruz. Toz duman arasında fark edilen ikiyüzlülükten ibaret olduğunu görmemek ne mümkün! İnsanlığın birbirinin gözlerine bakacak hali kalmamış; yüzler dümdüz, anlamsız, derinliğini kaybetmiş, yüzeysel... İki yana bakan iki sima bir kafaya yerleşmiş... Biri konuşurken öteki susuyor; öteki konuşurken diğeri susuyor. Kimse kimseyi anlamıyor, anlamaya da çalışmıyor. Herkes şuursuz bir şekilde, koşum takımlarıyla bağlı olduğu duygu arabasını çekmenin, bir yerlere ulaşabilmenin telaşı içinde... 
Evet, duygular! Duyguların, geliştirilip deneysel doyuma ulaşabilmesi için biz insanlar bütün hareketleri, türlü kalıplara sokarak yapıyoruz. Kimisi için vicdani olurken, kimisi için de nefsani oluyor. 

Duygularıyla birleşmeyen insan var mıdır acaba? Duygularının hamalı olmayan, ilerleyeceği yolu unutmayan, neden sonra sağduyusunun önden ilerleyerek bıraktığı izleri takip etmek zorunda kalmayan insan nerede?

Bu sorular hemen her çağda cevapsız kalmak zorunda kaldı. Çünki Dünya insanı duyguları yönünden yük almakta, elde ettiği duygusal deneyimlerle maddenin belirli yoğunluğunu yaşamaktadır. Kısaca, duygularını nasıl maşa olarak kullanabileceğini öğreniyor. Maddeye olan yaklaşımı duygularımızla yapabiliyoruz. Duyguların hedefi, bu durumda, insanı maddeye bağımlı hale getirmektir. 

Hem bağımlı olmak, hem de duyguları kontrol edebilmek ancak tek hedefe bağlanmakla olur. Bu tek hedef varlığın "kendini fark etmesi", kendini tanımasıdır. Kendini fark etmek;  duygulara olan bağımlılıktan kurtulup, onları bir maşa gibi kullanabilmenin esaslı başlangıcını oluşturmaktadır. 
İnsanlar duygularının esiri olurlarken, esasında kendilerini tanımamakta sabitlik gösterdiklerini ifade etmektedirler. Kendi varlığımızı yüceltmek yerine, maddenin varlığını yüceltmek için çalışıyoruz. Sonra geriye dönüp, "Bakın yarattığımız şu uygarlığa, şu irfana" diyerek caka satıyoruz. Böylece maddeye hükmettiğimizi de sanıyoruz. Oysa işler başka türlü çalışıyor: Madde, duyguları kendine mal etmeye ve onları kendi düzeyinde tutmaya çabalıyor. Bundan dolayı hiç durmadan duyguları yükseklere çıkarmak için yarışılıyor. Maddenin aracılığı ile salt düşünce planına yükseleceğimizi sanıyoruz. Ama neyseki böyle olmadığını, habis bir hücre çoğalması gibi her yerimizi kuşatmaya devam eden yozlaşma alanlarıyla görebiliyoruz! 

Yozlaşan her şeyin yerini sonunda bereketli alanlar almaktadır. Yozlaşmanın hızını direnç göstererek, gayet dikkatli bir şekilde; maddenin bizden istediğini ona vermek, ondan da istediğimizi almak gerçek bir yaşam sanatı olmaktadır. Varlıksal şuur ve hedefimizi kaybetmeden maddenin imkanlarından yararlanmak, ona ve kendimize en faydalı yükseltici tesirleri almak ve vermek marifetin ta kendisidir! 

Dejenerasyon alanlarından kurtulmak için yukarıdan gelen (pozitif değerli) etki ile aşağıda olan (negatif değerli) etkiyi buluşturmak gerekir. Yatay negatiflerin pozitif düşeyleri itmesinden doğan gerilimi hissederek o İTME'yi çekmeye dönüştürmektir, kısaca... 

Negatif durumu iyi hissetmek (pratikte nefsani eğilimler), onu kontrol altında tutmak ve iyi anlamakla pozitif olan (pratikte vicdani olan) zaten kendiliğinden hissedilir. Bereket versin ki, pozitif etki negatife devamlı akış halindedir. Bu akışı yakalayıp negatife ulaştırmak (vicdani olanı nefsani olana hakim kılmak) insana bağlıdır. 

Bugün tüm Dünya'da bir kargaşa devri yaşanmaktadır. Biz buna yerleşik deyimimizle TEŞEVVÜŞ diyoruz. 

Kargaşanın altında yatan öğe, bireylerin ve onların bağlı olduğu planların kapasitelerine bağlı olan çabalardır. Yukarıdan gelen her türlü yardıma rağmen daha önceden çizilmiş sınırlar içinde kalan çabalar, bu sınırları aşabilecek kabiliyette bulunmamaktadır. Bizlere düşen en önemli vazife, bireylerin sınırlarını en iyi şekilde belirlemek ve bu sınırlar içindeki kapasiteden azami şekilde yararlanmaktır. 

Kargaşa döneminde varlıkların meydana getirdikleri olaylar, zaman zaman kendi insiyatifleri ile olsa da, zaman zaman çeşitli tesirlerle de olabilmektedir ve olabilecektir. 

Yukarıdan gelen baskılı etkilerin yanı sıra yataydan gelen, yani fizik plandan gelen etkiler de vardır. Birey Yukarıdan aldığı etkiyle yatay plandaki diğer varlıklara yönelebilir. Bu sırada da şuur alanlarında farklı iletişimler meydana gelir. Bu varlıkların meydana getirmiş oldukları olaylar ile daha sonra meydana getirebilecekleri olaylar, içinde bulundukları bu etkilenme esnasında azami derecede her türlü faaliyeti biraraya getirebilme imkanlarını aramaktan ibarettir. 

Metapsişik Derneği ve onun yıllarca süren çalışmasının meydana getirdiği topluluklar bir ORTAK ALANA sahiptir. Bu büyük topluluğun bireyleri kendi kişisel etki alanlarına sahiptirler. Bu alanlarda işbirliği içinde oldukları bireylerin etkilerini sürekli olarak görmek mümkündür. Dıştan gelen bu etkilerin nitelikleri bireye de sirayet eder. Duyguların devreye girmesi suretiyle ani sarsıntılar da ortaya çıkar. 

Karmaşa ya da teşevvüş devrinin tamamen alanlar ile yakından ilgisi vardır. Bireylerin kendilerini yeni tesir alanlarına adapte edememelerinden dolayı ortaya çıkan komplikasyonlar neticesinde uyumsuzluk göstermeleri ve yolun ağırlığından dolayı gidişe ayak uyduramayıp, son bir çaba olmak üzere, diğer varlıkların alanlarına etki edebilme şeklinde yönlendirmeye tabi tutmaları ve sonuç olarak ise güçlü alanlara etki edemeyip, ancak girebildikleri alanlara girmek suretiyle o etki alanları içindeki bulanıklığa da sebebiyet vermeleri çok doğaldır. 

Yukarıdan gelen enerjiyi en iyi şekilde özümlemek gerekiyor. Bizlere doğru uzanmış olan ve tamamen üzerimizi kaplamış bulunan enerjinin alanlarımız üzerindeki baskısı, alanlarımızın kapasitesine uygun bir şekilde giderek ağırlaşmaktadır. Tahammül sınırlarımız zorlanıyor. Meydana gelen olayları, son derece uyanık bir şekilde, tamamen duygular düzeyinin üzerine çıkmak suretiyle değerlendirmeliyiz. 

Varlıkların kendilerine ait etki-şuur alanlarının zayıflaması, kendilerine yönelen öteki alanların etkileri altına girmelerine sebep olmaktadır. Oysa varlıklar, vazifeleri itibarıyla, alanlarını korumak, hatta birbirlerinden bile korumak zorundadırlar. Hepimiz gayet kritik bir noktada bulunuyoruz. 
İkibinli yıllara doğru büyük sancılar içinde ilerlerken, en ağır liyakat imtihanlarından geçirilmek suretiyle bütün esneklik ve uyum süreçlerinin eğitimini gören bizler, yani insanlık, tam bir genel teşevvüş devrinin varlıkları olarak rollerimizi yerine getiriyoruz. 

Bu ağır ve genel teşevvüşün zeminini duygulara, hissiyata bağlı içgüdüsel hayatın hakimiyeti oluşturur. Vicdan ve sevgiden giderek yoksunlaşan bilgisiz bir insanlığın "sınavcı tesirler" karşısında gösterdiği davranış tutarsızlığı, şuurlardaki perdelerin iyice kesifleşmesine, kalınlaşmasına, insanı kendi kendinin içine hapsetmesine neden olmaktadır. 

Bilgi sahibi, şuur kapasitesi gelişme yolunda olan kişiler bile Dünya'nın bu Teşevvüş Çağında, bencil istek ve eylemlerin esaretine girerek, yanlış olanı doğru olanla karıştırmakta olduklarını ayırt edemeyecek hale gelmişlerdir. 

Bilgisi olanların, özbenliklerini değil, kendilerini uykuya sokan boş hayal ve umutları, geçici olan tatları, kısacası yarattıkları mantal putları dost edindiklerini görmemek imkansızdır. Nefsaniyet; arkadaş, yoldaş ve kılavuz edinilmiştir.

Bütün tekamül seviyelerinde insanları teşevvüşe sokan "sınav etkileri"nin harekete geçirdiği mekanizma, duygulardır. Duygular (hissiyat), ister şuurlu ister şuurdışı olsun, Dünya Hayatı'nın gerçekleşmesinde en büyük rolü üstlenmiştir. Dünya Hayatı'na bizi bağlayan, ona hizmet etmemizi kolaylaştıran, ama gene de ona galip gelerek, gelişmemizin bu aşamasını sağlamamıza yardım eden duygulardır. 

Dünya'nın bu SİKLUS içerisinde geçirmiş olduğu aşamalar daima bir çağdan diğer bir çağa, BİN YILLIK umutlarla sıçrayarak olmuştur. Her yeni bin yılın arkasındaki umut dağlarına tırmanan beşeriyet, şu son bin yılın içinde, SİKLUS'un sonunda olduğunu için için fark ederek artık maddenin kendi üzerindeki tahakkümüne bir sınır koyabilmenin savaşını vermeye çalışmaktadır. 

Bütün yozlaşmalar, SON ZAMAN'ın hazırlığıdır. Etkilerin artmasıyla oluşan iç ya da dış cazibelerin çoğalmasına karşı gösterilen tepkilerin sonucu oluşan bir durumdur. Bencilliğin yapışıp kaldığı cazibelere karşı vicdani tepkilerin sebep olduğu bir durum olarak yozlaşma oluşmaktadır. Yozlaşma Alanları'nın içine giren insanlar da kendi içlerindeki yozlaşmayı oluşturmaktadırlar. Kısaca, yozlaşma alanının rengine uyan renkleri ortaya çıkmaktadır. İstidadına göre yozlaşmadan payını almakta, ihtiyacını gidermektedir. 

Her şey Büyük Sıçrayış ve Değişimin son hazırlıklarının bir yansımasından ibarettir. Olanların hiç biri olması gerekeni temsil etmiyor. Simgeciliğin doruk noktasına ulaştığı bir anlatım tekniği içinde İdareci Planların yarattığı çok maksatlı işlevlere sahip etki alanlarının harekete geçirdiği "kasıtlı karmaşa" SİKLUS'un en belirgin işaretidir. 

SİKLUS'un sonuna en yakın konumda bulunurken, beşeriyetin çok yönlü baskılar altında tutularak hızla uygulanması gereken eprövlerin ateşi altında çırpınması bütün Dünya'da gözlenmektedir. 

Kısaca bütün beşeriyet, yüzüne tutulacak olan Hakikat Aynası'na, Yüce Bilgi Işığı'na doğrudan doğruya bakabilecek kudrete ulaştırılma hazırlığını bitirmek üzeredir. Ancak bu vasıtasız bilgiyi elde ettikten sonradır ki Dünya'da kurulacak olan "yeni düzeni" yaşamaya hak kazanacaktır. Demek ki Yüce Bilgi Işığı tüm insanlığı, O'na doğrudan bakabilenler için, beşer üstü bir Realiteye götürücü bir kudrete sahiptir. 
Her şey tekamül yolunda en yetkin bir şekilde ilerlemekte, eprövlerin içinden art arda geçilmekte, tüm karmaşalar yaşanmakta, karınca ile fil aynı imtihanı vermekte, SİKLUS'un zafer kazanması için çaba harcamaktadır. 

Sonunda her şey baştaki amaçla birleşecektir.
ESNEKLİK ve UYUM
Bütün insanlık, aşağıdan ve yukarıdan kendisine yapılan her türlü baskı etkisine karşı esneklik göstererek ortak anlayış alanları, uyum sağlayan alanlar meydana getirebilmenin çeşitli imtihanlarından geçmektedir. Her imtihan yeni bir uyum alanının oluşmasına yarayan işaretlerle dolu hadiselerdir. Nasıl nitelenirse nitelensin maddi ve manevi bütün hadiseler, temel amaç olarak, içlerinde taşıdıkları zorlayıcı güç sayesinde insanlığı uyuma zorlar. Uyumun süresini sabırla ifade ediyoruz. Uyum süresini mümkün olduğu kadar uzun tutabilmek, yeni katılımlarla genişleyen ortak alanlar için yeni uyum durumları oluşturmak, yeni organizasyonlara gitmek gerekiyor. Bu işlemlerdeki aksaklıklar, eninde sonunda insanlığın ağır imtihanlara maruz kalmasına sebep olmaktadır. 

İşte, şimdi Dünyamız ve Anadolu, böylesi "yenileştirici" etkilerin zorlayıcı gücü karşısında ortak alanlar yaratmak, bu alanlar sayesinde özel ve genel uyumu sağlamak zorunda bırakılmıştır. Tabiat olayları ve toplum olayları, hepsi ortak anlayış alanlarının sevgi halkasıyla çevrelenmesi işleminden başka bir şey değildir. Bütün yorumların ve açıklamaların bittiği noktadan itibaren UYUM ALANLARININ oluşması başlar. 
Uyum alanları çok canlı, kıpır kıpır; her yeni duruma karşı yeni bir uyum sağlamak konusunda hiç durmadan insanı uyarıp durmakta. Uyum sağlanamadığı sürece acı ve keder kaçınılmaz sonlar olarak; uyum sağlandığı takdirde sevinç ve mutluluk da kaçınılmaz sonlar olarak karşımıza çıkıp durmaktadır.

Uyumsuzluk alanlarının yarattığı yozlaşmış hayat alanlarının her yeri kaplamasındaki bu hıza şaşmamak gerekir. Herkes kendi yozlaşmasını kendi imkanları içinde yaşamakta, tekamül sürecinin işleyişinde en önemli bir yeri işgal eden "kabuklardan uzaklaşma"eylemine giderek daha fazla yaklaşmaktadır. 

Uyum alanlarını ortak hale getirmek için "kabukların" neler olduğunun farkına varmak, bu kabukları söküp atabilmek için onları önce çatlatmak, sonra kabukları aralayarak, içsel bir çaba ile onları kendimizden uzaklaştırmak, onların mahiyetini açıkça anlayacak şekilde kendimizden uzakta tutmak gerekmektedir. 

İnsanlığın en büyük uğraşısı, kendi eliyle yarattığı bu kabuklardan kurtulma mücadelesidir. Az kaldı... 

Kabukların her türlüsünden uzaklaşma çabasının meydana getirdiği boşluğu aydınlatacak olan BİLGİ IŞIĞI'nın parlaması giderek artıyor. 

Ya kabuklardan kurtulacağız ya da kabuklaşmaya devam edeceğiz. Her ikisinin sonuçlarını kendi elimizle hazırlamış olacağız. 

Anadolu Ulusu esnektir!

Esnekliğin ne denli zorluklarla elde edilebildiğini bilen bilir. Bu esneklik basit anlamda bir esneklik değil, zaman içinde her yönden gelen baskılara karşı gösterilen uyum sağlamanın esnekliğidir. Üzerine yapılan gerek düşey, gerekse yatay planlardan gelen etkisel baskılara karşı göstermiş olduğu tutumun diğer adı SABIR'dır. Bu sabrı sayesinde yüksek bir uyum sağlama ve adaptasyon niteliği kazanmış, her bozucu ve yıkıcı yatay ve her yükseltici düşey etkilere karşı UYUM sağlayarak, tekamülünün kendisinden istediği nitelikleri kendi bünyesinde var etmeye devam etmiştir.

Uyum alanlarını çevremizde süspansiyon gibi kullanmalıyız. Tamponlar dış etkilerle kendi aramızda bir esneklik oluşturan olgu olmalıdır. 
Anadolu Ulusunun uyum yeteneği eşsizdir. 

Bu ulusun tarihini bir gözden geçirelim, ama bu açıdan bakarak... O zaman ne müthiş bir topluluk karşısında ya da içinde olduğumuzu anlamamız mümkün olabilecektir. 

Yeni Çağ'ın eşiğinden geçerken bütün dünyanın geçirdiği çok baskılı imtihanlar dizisinden nasibini almayan hiçbir yaratık yok gibi. Hangi şuur düzeyinde olursa olsun, bulunduğu düzeyin üstünden ve altından gelen, "zaman-mekan enerjisinin" etki alanı içinde bulunmamak mümkün değil... Bu yoğun baskının varlıklar üzerinde meydana getirdiği derin yankılar ve sonuç olarak gösterilen tepkiler, varlıkların bünyelerinde taşıdıkları çeşitli dirençlerin bir özeti mahiyetindedir. Dirençler... Evet, işte bu tortulaşmış kalıntılar, hepimizin mükemmele doğru hareketimizi zorlaştıran ve çoğu kez de hareketi durduran, yolun değişmesine sebep olan ve sırf varlığın kendisinden kaynaklanan bir husustur. 
Dirençler, realiteler arasında bulunan tampon realitelerin bir çeşit uyum sağlama aygıtları gibidir. 

İki realite arasında, çeşitli zaman süreleriyle kalan varlık -eskilerin araf ehli- bünyesinde taşıdığı dirençlerin güçlerini değiştirerek bu iki deniz misali realiteler arasında kendisine yer bulma savaşı verir. Dirençlerin güçlerini değiştirebilme esnekliğini gösterebilen bir varlık, bulunduğu ortamın her türlü değişimine uyum sağlayabilen bir varlık niteliğini kazanmıştır ki, tekamülün temelinde bu "uyum sağlama iradesi" de büyük bir yer tutar. 

Dirençler türlü türlüdür. Eskilerin nefs ifadesi ve bundan türemiş nefsaniyet de dirençlerin anlatımı için zamanın ihtiyacına cevap veren bir kavram olarak kullanılmıştır. Ruh ve Maddede, Sevgi enerjisinin deviniminde dirençler büyük rol oynamaktadır. Sevgi ve nefret, direncin niteliğine bağlı iki ters uç gibi görünür. Oysa dirençler Uyum Sağlama İradesi'nin etkisiyle direnme güçlerindeki değişimlerle fonksiyon değişimlerine her zaman uğramışlardır.

Dünya hayatının Ruh Varlığı'na karşı gösterdiği doğal bir etki de işte bu direnç konularıdır. Maddenin her türlü etkisine ve direncine karşı, enkarne olan varlıkların da etkileri ve dirençleri vardır. Realiteler arasından ilerlerken, ihtiyaç  ve gerekçelere uygun olarak, çeşitli esnek hareketler göstermek ve her esnek hareketin, beraberinde getirdiği uyum alanlarında yeterince alıştırmalar yaparak -reza ve sabır haleti- bilgi, görgü ve tecrübeyi arttırmak esas fonksiyonumuzdur. 

Realiteler yerlerini daha kapsamlı realitelere terk etmek zorundadır. Realiteler statik ve tek biçimli değillerdir. Bu bakımdan realite hareketlerini izlemek çok önemlidir ve maharet ister. İzleyebilmek maharetini gösteremeyenler için en emin yol direnç sistemlerini devreye daha fazla sokmaktır. Katılaşıp esnekliğini kaybeden bir yaylı sistemin de çeşitli baskılara göstereceği uyum çok azalır. Hayatımızın bütün mücadelesi, esneklik ve uyum sağlama hususunda bize türlü ıstıraplar getiren dirençlerimizin niteliğidir. Sevgi, hoşgörü, merhamet, dostluk, sempati ve bunların karşıtları dirençlerin gücüne bağlıdır. 

Uyum ve esneklik süreçlerinin her an hakim olduğu madde aleminde ayakta kalabilmenin yolu duygularımızı kontrol edebilmekle başlar. Uyum ve esneklik, bütün benliğimizde, sonsuz enkarnasyonlar süresince, ulaşılması gerekli olan bir hedeftir. Her merhalenin, her yeni ufkun, ulaşıldıkça genişleyen varlıksal mekanların zaman ve mekan icaplarına uyum sağlamak ve bunun içinde her yönüyle esneklik gösterebilmek gerçek bir yok oluştur. Gerçek kendini tanımak; nedir, kimdir ya da ne ve kim sorularının aşılmasından sonra gelen varlık şuurunun içinde BÜTÜNLÜĞÜN bir bütünleyicisi olduğunun farkına varmadan bir Bütünleyici olmaktır. BİR'lik şuurunun içinde erimektir. 

Dünyanın enerjileri yeni bir hız kazanmıştır. Bu durumu bazı insanlar fark etmektedir. Değişimin farkına varmak, kendi varlığımızda ve toplum hayatındaki hızlı değişimin meydana getirdiği gerilime dayanmak, yeni ve güçlü titreşimlere tahammül etmek son hedefimizle ilgilidir. 
Birey, toplum ve insanlık olarak; değişim etkilerine, titreşimlerine karşı bir esneklik sağlamak, yani tahammül göstererek uyum sağlamak için önceden gerilime muhtacız.
Esnekliği artırmak için gerilmeye karşı denenmek gerekir. 

Bu deneme gerilime dayanma, tahammül gösterme denemesidir. Kuşkusuz tahammülün çeşitleri ve bölümleri de mevcuttur. Her bölümün baş ve son sınırları vardır. 

Esnekliğin sağlanması için gerilime (germe ve gerilme) muhtacız. Esnekliği arttırmak için de gerilmeye karşı denenmek gerekir. Bu deneme gerilime dayanma, tahammül denemesidir. 

Tahammülün diğer ifadeleri uyum, sabır, sınanmadır. 

Gelişmenin, tekamülün değişmeyen amacı, bedenlenmiş ruhun, insanın tam bir gerilmeye ihtiyacı olduğudur. 

Gerilmek bizim temel gelişim, tekamül ihtiyacımızdır. Kopacak derecede gerilime dayanarak esnekliğimizi geliştirmek ve büyük uyumu sağlamak, tekamül sıçraması yapabilmemizin gerekli şartıdır. Ama yeterli değildir. 

Esneklik Yasasının özünü anlayabilmemiz için, kopma ve tahrip olmadan sürekli denemeler yapmamız gerekir. Dünyaya geliş, her türlü görünümüyle maddenin etkisine karşı tahammül gösterebilmek ve Esneklik Yasasını deneysel olarak öğrenmektir. Kainatların her türlü şartlarına ve yasalarına uyum sağlayarak ve ondan yararlanarak bilgi ve görgüsünü çoğaltan ruh varlığının gelişimi bu yolla olmaktadır. Çeşitli hayatlar, çeşitli esneklik, eğitim ve uygulamaları demektir. 

Esneklik dikey ve yatay olarak mevcuttur: Ruhsal Dünya'nın, İdareci Mekanizmalar'ın, varlıklar ve eşya üzerindeki değişim tesirlerinin meydana getirdiği (dikey) gerilim ile Dünya üzerinde meydana gelen varlıksal ve maddesel (yatay) gerilim etkilerinin kesiştikleri noktalarda gösterilen esnekliğe İdrakli Esneklik denir; yani kesişme noktalarını iyi keşfedip  o noktalardaki gerilimi tespit edebilmektir. 

Dikey etki bir burgu gibi dönerken, etrafında "etki alanları" meydana getirir. Hız yavaşladıkça alanlar daha geniş ve az etkilidir; dönme hızı arttıkça alan daralır ama etkisi yüksek olur.

Düşey etkiler, yukarıdan gelen ve dış etkiler arttıkça çeperlerde baskı artar. UYUM; dıştan gelen baskıya karşı iç hacmin büyümesi, dıştan gelenle çeperlere olan basıncı ayarlı tutabilmek, esneklik göstermektir. 

Alana yapılan baskıda, alan çeperlerine kadar bu baskı ulaşır. Alan baskısıyla çeperin gösterdiği direnç esnekliği UYUM demektir. 

Bilinmesi gereken şudur: Gerilimi arttıran duygulardır. Duyguları kontrol etmek esneklik demektir. Zemberek gibi boşalan ve tekrar kurulan duygular... Zembereğin boşalmaması duyuların kontrolü ile mümkündür. Duyular yay gibidir. Yukarıdan ve aşağıdan gelen etkilerle körüklenirler. 

Duyularda esneklik elde edilmeden doğru karar, doğru uyum elde edilemez. 

Gerektiği zamanlarda duygu yaylarının hamasiyetini bozmadan germek ve gevşetmek, dozunda işlem yapmak ve duyuları birbirine ekleyerek sonsuza açılmak... Bedensel hayatın duyularından ötelere geçerek beden dışı hayatın duygularını da kontrol edebilmek... Bedende öğrenilenler, beden dışı hayatın duygularını (astral ve mantal duygular) daha iyi kullanmamızı sağlar. 

Duyguları kullanabilmek için her duyguyu tek başına gözleyebilmek ve onu tecrit edebilmek gerekir. Esneklik elde edildikten sonra duyuların kontrolü mümkündür. 

Kendimizin, çabamız ve idrakimiz sonucu yarattığımız esneklik ile Ruhsal Planlar'dan gelen etkilerle oluşan bir esneklik... 

Yukarıdan bir darbe tarzında gelen etki, içimizdeki gerilimi artırmakta ve dış çeperleri zorlamaktadır. Yukarıdan gelen dikey gerilimle, aşağıda bizde olan yatay gerilimin (tesir baskılarının) kesişmesini sağladıktan sonra, ortaya çıkan gerilimi benimsemek, ona uyum sağlamak, tahammül göstermek esastır. Esneklik Yasasının ilkesi UYUMDUR. 

Gerilimin her noktasına uyum sağlayabilmek, varlığımızın her yanında bu gerilimi hissetmek ve iç gerilimi ona göre ayarlamak gereklidir. 

İnsanlık olarak, Yukarıdan ve Aşağıdan gelen her türlü gerilime (baskıya) uyum sağlamak esnekliktir. Esneklikte en önemli husus ise gerilime uyum sağlamak, gerilimi her yönüyle hissetmek, kabullenmek ve yaşamaktır.
Tekamül realitelerinin, kademelerinin esnekliği kendi durumlarına göre bir esneklik içindedir ki, buna Durum Esnekliği denir. 

Varlığın duygusal hassasiyeti arttıkça (algılama gücü geliştikçe) yüzeylerdeki gerilim (maddi hayatın etkileme nispeti) artıyor. İçimizde hayatın bu etkisine uyum sağlayıp gerilimi hissetmeye başladığımız zaman, gerilim etkisini kaybeder. Esneklik amacına ulaşmış olur. 

Dünya "büyük değişim" için gerilim içinde, yani gerilim yüzeyleri çok artmış durumdadır. Değişim-dönüm noktası, çok uzun ve çok eskiden beri hazırlanmakta, dozu gittikçe arttırılmaktadır. Şimdi ise en son aşamadadır. Dinlerin temel işlevi de insanları son değişime hazırlamaktır. 

Bedenden kurtulmanın, bu yükten kurtulmanın en kullanışlı yolu, ESNEKLİĞİ kazanmaktır. Yüklerden teker teker kurtulmak gerekir. 

Esnekliğin temel ilkeleri: 
· Olmadan olanı anlayabilmek; 
· Olmadan olana uyum sağlayabilmek; 
· Olacak olanı yok etmek; 
· Önceden sonrasının sonrasını hissetmektir.
SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru