25.04.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
YENİ ÇAĞIN SEVGİSİ  

Yeni Çağın Sevgisi
Ergün Arıkdal

Zamanın ve mekânın sahibi olan Rabb-ül Aleminin görüp gözeticiliği altında dünya insanlığı olarak Yeni Çağ a hazırlanıyor. Bu çağ Bilgi - Sevgi Çağıdır; Bilginin Sevgi, Sevginin Bilgi olduğu bir çağdır. Yeni Çağ, darlıktan genişliğe, karanlıktan aydınlığa, lineerlikten küreselliğe geçilen Son Devredir.

Yeni Çağ her şeyden önce bir DEĞİŞİM çağıdır Kuşkusuz her değişim çalkantılı, karmaşık ve ıstıraptı bir donemden geçer. Nitekim hızlanan dünya zamanı içinde yakın tarihte yaşanan ve yaşanmakta olan toplumsal, ekonomik ve manevi fırtınalara hepimiz şahidiz Dünya değişiyor, insanlar değişiyor, her şey hızla değişiyor.

Esasen her şey şuurlarda bir değişim meydana getirebilmek içindir . Bu ise, anlayışlarımızda, sahip olduğumuz kavramlara köklü değişimler yapmamız gerektiği anlamına gelir. Ancak bu değişimi yapabilmemiz için mihenk taşı kabul edeceğimiz evrensel bir BİLGİ ye ihtiyacımız vardır ki, o da dünyaya nasip edilecektir.

Sevgi Bir Enerjidir

Her şeyden önce sevgi tüm evrenin dokusunu teşkil eden nesnel bir varlıktır. Tüm varlıklar o sevgi okyanusu içinde mevcudiyetini sürdürürler. Birliğin çokluk hâlindeki tezahürü bir Bütünlük ve Uyum arz ediyorsa, bu sevgi enerjisinden dolayıdır.

Sevgi bir enerji ise, bir çekim gücü ise bunun kaynağı nedir? Bu kaynak,  Birlik ilkesi'nin saklı olduğu Ruhun özüdür. Bu gizli güç Varlığın varoluşu ile beraber sahip olduğu tanrısal bir güçtür. Sevginin kaynağı olan ruh, bu gücü sayesinde kâinat mimarlığını yapabilmektedir Yaradılış, sevgi enerjisinin bir sonucudur.

Yeni Çağ'ın Sevgisi

Yeni Çağ'ın Sevgisi bizim bildiğimiz sevgi değildir. O, adına methiyeler düzdüğümüz bir kavram değil, yaşanan bir gerçek, ruhsal bir enerji olarak karşımıza çıkacaktır.

Biz şimdiye kadar sevgiyi sadece almaya dayandırdık; onu karşılıklı çıkara dayalı bir ticaret metaı hâline soktuk. Sevgiyi bir duyu zannederek bedensel ve duygusal tatminlere yarayan bir rahatlatma aracı olarak ele aldık. Sevgiyi tahakküm etmeyle karıştırdık. Kimi zaman belli bir objenin esiri olmayı, onunla eş koşmayı sevgi sandık. Sevgiyi sempatiyle karıştırdık. Bölünmesi mümkün olmayan yüce sevgiyi, o ruhsal enerjiyi darlık içinde yaşadık, bazı şeyleri sevip, bazılarını sevmemeyi doğal bir durum kabul ettik ve bu hatalı kabulden dolayı adaletsiz davranarak hep ıstırap çektik; Tabiî ki, çektiğimiz bu ıstırabın kaynağını da bir türlü bulamadık, böylece stres içinde birbirimizi yiyerek; alkol, uyuşturucu ve seksle avunmaya çalışarak hepimiz kendimize göre cehennemin dik âlâsını yaşadık. Kuşkusuz ruhsal sevgiyi yaşamak için insani sevgiyi yaşamak gerekiyordu, ama Yeni Çağ'a geçiş devresinde hızla silkinerek bu ıstıraplı dönemi bir an önce bitirmek de bizlerin çabasına ve dayanıklılığına bağlıdır.

Ruhsal sevgiyi yaşamak, sadece insanın çabasıyla bir çırpıda gerçekleşebilecek basit bir iş değildir insan öncelikle gerçek sevgiyi talep etmeli; sonra bu uğurda çaba ve gayret göstermelidir. Bu geçiş dönemi içinde varlığında sevgi enerjisinin dolaşmasına engel olan hususları tespit edip onları atmalı, değiştirmeli ya da yeni nitelikler kazanmalıdır örneğin "ben' duygusu zayıflamalıdır. Kibir, açgözlülük, kıskançlık, korku vb. gibi olumsuz duygulardan kurtulmalıdır. Şunlar hiç de kolay şeyler değildir. İşte, insan dayanabileceği son noktaya kadar bu çabayı göstermişse ve kazandığı irtifa, belli liyakat ölçüsüne varmışsa, başka bir ifadeyle, ruhsal sevgiyi yaşayabilecek güce ulaşmışsa, ancak o zaman. Yukarısı onu sevgi tufanına gark edecektir. ıstırabı yaşamak nasıl bir dayanıklılık meselesiyse, sevgiyi yaşamak da bir dayanıklılık meselesidir. Gerekli hazırlık yapılmamışsa, ışığın gözleri kör etmesi, insanın tamamiyla durağan bir hâle gelmesi işten bile değildir. Şimdi sevgiyi çeşitli yönleriyle tekrar ele alalım

Sevgi Tüm Evreni Kapsar

Hayatın ve sevginin birbirinden ayrılması mümkün değildir. Nerede hayat varsa, orada sevgi vardır.En ilkel şuur bile sürekli olarak sınırlarını genişletmeye ve diğer formlarla bir tür Birliği (Tekliği Vahdeti) yaşamaya çalışır. Her form diğer formlardan ayrı olmakla beraber hakikatte bunlar aynı hayat Birliğinin farklı görünümlerinden ibarettir. Bu gizli vaziyetteki içsel gerçeklik, bir formun başka bir formu cezbetmesi şeklinde illüzyon âleminde (yanıltıcı madde âlemi, iğva sisteminin geçerli olduğu Dünya ortamı) bile dolaylı olarak kendisini hissettirir.

Cansız Alemde Sevginin Hükmü

Tüm gezegen ve yıldızların tâbi olduğu Gravitasyon (yerçekimi) Kanunu, evrenin her tarafını kapsayan sevginin, bu sisteme özgü sisli bir yansımasından ibarettir. İtme kuvvetleri bile aslında sevginin ifade tarzlarından biridir.Aslında iki şeyin birbirini itmesi, o şeylerin başka şeyler tarafından daha güçlü bir şeklide cezbedilmesinden kaynaklanmaktadır. İtme, pozitif çekimin negatif bir sonucudur. Maddesel yapıları oluşturan kohezyon ve afinite kuvvetleri sevginin pozitif ifadeleridir.

Sevginin bu seviyedeki çarpıcı bir örneği, mıknatısın demir parçalarını çekmesidir. Bütün bu sevgi şekilen içinde tezahür ettikleri ilkel şuur tarafından şartlandırıldığından en düşük sevgi tipidir.

Hayvanlar Aleminde Sevgi

Hayvanlar âleminde sevgi, çevredeki farklı nesnelere yöneltmiş dürtülere bürünerek daha aşikâr bir hale gelmiştir. Bu sevgi içgüdüseldir ve uygun nesneleri kendine mal etmek suretiyle farklı arzuların tatmini şeklinde tezahür eder. Yemek için geyik arayan bir kaplan geyiğe karşı gerçek bir sevgi hissi içindedir. Cinsel cazibe bu seviyedeki başka bir sevgi şeklidir. Bu kademedeki tüm sevgi ifadelerinde müşterek olan husus, hepsinin de bazı bedensel dürtü ya da arzuları, sevgi objesiyle tatmin etme peşinde olmalarıdır.

İnsani Sevgi Akla Uygun Olmalıdır

İnsani sevgi, bu alt düzeydeki sevgi şekillerinin tümünden çok daha yüksektir. Çünki insan varlığı gelişmiş bir şuura sahiptir, insanı sevgi, daha aşağı sevgi tezahürlerinin bir devamı olmakla beraber, bir şekilde onlardan farklıdır. Buraca devreye yeni bir unsur girer: Âkıl Böylece insanî sevgi bu yeni unsurla yan yana hareket eder. İnsani sevgi kendisini bazen akıldan ayrılan ve akla paralel giden bir kuvvet olarak tezahür ettirir. Bazen de kendisini akılla karıştırarak, akıla zıtlaşan bir kuvvet olarak tezahür ettirir. Son olarak da kendisini sevginin ve aklın dengelendiği ve Birlik teşkil edecek şekilde kaynaştığı uyumlu bir bütünlük olarak tezahür ettirir.

Sevgi ve Aklın Üç Tip Kombinasyonu

Görülüyor ki, insanî sevgi, akılla üç tip kombinasyona girebilmektedir. Birinci tipte, düşünce siferi ve sevgi siferi mümkün olduğunca ayrı tutulur. Yanı sevgi siferi, uygulamada aklın işleyişine dahil değildir; sevginin düşünce objelerine karışmasına çok az izin verilir ya da hiç verilmez. Ruhun bu iki yönü arasında tümden bir ayrım yapmak kuşkusuz imkânsızdır, ancak sevginin ve aklın dönüşümlü olarak ayrı ayrı fonksiyon görmesi (bu iki baskın durum arasında gidip gelmesi) durumunda, akılla karartılmış bir sevgiye ya da sevgiyle donuklaşmış bir akla sahip oluruz. İkinci tipte, sevgi ve akıl aynı anda çalışır, ama bunlar birbirleriyle uyum içinde değildirler Bu zıtlık, karışıklık yaratsa da, bu, sevgi ve aklın gerçek bir senteze ulaştığı yüksek tekâmül seviyesine giden yol üzerindeki zorunlu bir sathadır. Üçüncü sevgi tipinde, sevgi ve akıl arasındaki bu sentez gerçekleştirilmiştir. Sunun sonucu olarak, hem sevgi, hem akıl dönüşüme uğrayarak, yeni bir şuur seviyesinin ortaya çıkmasına imkân verir. Normal insan şuuruyla mukayese edildiğinde, bunu süper-şuur şeklinde tanımlayabiliriz.

Sevgide Nitelik Farkları

İnsani sevgi sayısız arzulara sahip olan ego-şuuru çerçevesinde tezahür eder. Sevgi bu unsurlarla rerkten renge gırer. Bir kaleyodoskopta nasıl küçük renk parçacıklarının türlü kombinasyonlarıyla rengârenk desenler görülüyorsa sevgide de çeşitli psişik unsurların kombinasyonuyla pek çok nitelik farklılıkları görülür. Farklı çiçeklerde nasıl sonsuz renk tonları mevcutsa insani sevgide de çeşitli nüanslar vardır.

Sevginin Düşük Seviyeli Tezahürü

İnsani sevgi: Tutkunluk, nefsaniyet, hırs, öfke ve kıskançlık gibi birçok engelleyici unsurlarla kuşatılmıştır. Bir bakıma bu engelleyici unsurlar bile düşük seviyeli sevginin tezahürleri ya da kaçınılmaz yan sonuçlarıdır. Tutkunluk, nefsaniyet ve hırsa, sevginin yoldan çıkmış ve seviyesi alçalmış tezahürleri gözüyle bakılabilir. Tutkunlukta, kişi, duyusal bir objeye bağlı hale gelmiştir, nefsaniyet içindeki kişi ise o objeye ilişkin duyumları şiddetle arzulamaktadır; ve nihayet hırsa kapılmış kişi de o objeye sahip olma isteğiyle yanıp tutuşmaktadır.  Düşük seviyeli sevginin bu üç şeklinden biri olan hırsta, sevgi objesinin kendisinden uzaklaşıp, onu elde etme araçlarına yönelme söz konusudur böyle kişiler, şiddetle arzuladıkları farklı objelere sahip olmalarına vasıtalık edebilecek para, güç ya da şöhret gibi şeylerin hırsı içindedirler. Öfke  ve kıskançlık ise, sevginin bu düşük seviyeli, şekilleri engellediği ya da engellenme tehdidiyle karşılaşıldığı zaman ortaya çıkar

Düşük Seviyeli Sevgi, Yüksek Seviyeli Sevginin Düşmanıdır.

Sevginin bu düşük seviyeli görünümleri saf sevginin ortaya çıkışını engeller. Sevgi bu sınırlayıcı ve saptırıcı unsunlardan duru ve sürekli bir akış hâline asla gelemez. Düşük seviyeli sevgi, yüksek seviyeli sevginin düşmanıdır. Eğer şuur düşük seviyeli sevginin ritmine yakalanmışsa, kendiliğinden doğan alışkanlıklardan kurtulamaz, onlardan kurtulmak zor gelir ve ilerleyemez. Böylece düşük seviyeli sevgi, yüksek seviyeli sevginin ortaya çıkmasına engel olmaya devam eder. Yüksek seviyen sevginin özgürce tezarhür edebilmesi için düşük seviyeli sevgiyi terk etmek gerekir. Yeni Çağ'ın sevgisi insanî değil. Ruhsal bir Sevgidir

Sevgi ve Tutkunluk

Düşük seviyeli sevgi kabuğundan yüksek seviyeli sevginin çıkması için bıkıp usanmadan tefrik etme egzersizi yapmak lâzımdır. Ancak bu şekilde sevgi; Tutkunluk, nefsaniyet, hırs ve öfke gibi engelleyici unsurlardan dîkkatle ayırt edilebilir. Tutkunluk içindeki kişi, sevilen objenin cazibesiyle büyülenmiş pasif bir kurbandır. Sevgide ise, sevgi objesinin gerçek değerinin aktif bir şekilde takdiri söz konusudur.

Sevgi ve Nefsaniyet

Sevgi nefsaniyetten de farklıdır. Nefsaniyette kişi duyu objesinden, yani duyularının tatmininden hareket eder. Bunun sonucu olarak ruhsal olan ikinci plândadır. Fakat sevgide ruhu ön plânda yer alır ve şeklin arkasındaki gerçekliğe uygun düzenlemelerde bulunur. Bu nedenle nefsaniyet ağır, sevgi ise hafif bir tecrübedir. Nefsaniyette hayatın aşağı doğru daralması, sevgide ise varlığın genişlemesi söz konusudur. Bir ruhu sevmek, onun hayatını kendinizinkine ilâve etmek gibidir. Böylece hayatınız genişler ve siz resmen iki merkezde yaşarsınız. Eğer tüm dünyayı severseniz, siz tüm dünya adına yaşarsınız. Fakat nefsaniyette hayatın daralışı vardır, başka biri olarak kabul edilen bir şekle ümitsizce dayanma hâkimdir. Bu nedenle nefsaniyette ayrılığın ve ıstırabın belirginleştiği görülür. Ama sevgide birlik duygusu ve sevinç vardır. Nefsaniyette israf, sevgide yaratıcılık vardır. Nefsaniyette duyuların ihtirası, sevgide ruhun tezahûrü mevcuttur. Nefsaniyet doyumu arar,  ama sevgi doyumu yaşar.  Nefsaniyette telâş, sevgide denge vardır.

Sevgi ve Hırs

Sevgi aynı derecede hırstan da farklıdır. Hırs, kara ve süptil görünümler altında sahip olma duygusudur. Eşya ve insanları olduğu gibi, şöhret ve kudret gibi soyut ve elle tutulup gözle görülmeyen şeyleri de kendine mal etme peşindedir. Sevgide, başka birinin bireysel hayatınıza dahil edilmesi imkânsızdır; bu sevgide kendiniz için herhangi bir beklenti taşımaksızın sevilenin psişik varlığını canlandıran ve sevince boğan özgür ve yaratıcı bir akış vardır. Burada bir paradoks görülmekledir. Başka bir objeyi kendine mal etme peşinde olan hırs, aslında o kişinin benliğini objenin tahakkümü altına sokma gibi ters bir sonuca götürür. Objeyi kendinden uzaklaştırma hedefini güden sevgi ise, seveni sevilenle ruhsal bir Birliğe götürür. Hırsta , benlik objeye hâkim olmaya çalışır, ancak kendisi objenin hâkimiyeti altına girer, Sevgide ise benlik, 'kayıtsız şartsız kendisini sevilene sunar, ancak uygulamada sevilenin kendi varlığın» dahil olduğu görülür.

Ruhsal Sevgiye ( Şuurluluk ) Yukarı'nın İnayetiyle Kavuşulur

Tutkunluk, nefis düşkünlüğü ve hırs; genellikle öfke ve kıskançlık gibi semptomlarla durumu dana da ağırlaşan psişik hastalıklardır Saf sevgi ruhsallığın tezahürüdür. Ruhsallık insan formunda sevgiyle çiçek açar. Oysa insan bedenine hapsedilen sevgi, tutkunluk, nefsaniyet ve hırslar öylesine sınırlanmıştır ki, böylesine ağır şartlar altında saf sevginin kendiliğinden doğması imkânsızdır . Şayet bir insanda saf sevgi (ruhani sevgi) ortaya çıkmışsa, bu daima Yukarı'nın bir inayeti olarak gerçekleşmiştir. Ancak bu keyfî ve hak edilmemiş bir hediye değildir. O varlık her şeyden önce tüm iyi niyetiyle sevgiyi istemiştir, sevgi adına aşırı bir çabaya girmiş ve içinde sevginin fışkırmasına engel olan zehirli sarmaşıkları kendi elleriyle söküp atmıştır. Böylece insan kan revan içinde kalarak ruhsal sevgi tohumlarının kök salmasına müsait bereketli bir toprak hazırlamıştır. Ne var ki, tohumu atacak olan Yukarısı'dır; Büyük Ruh'tur.

Ancak bu saf sevgi Yukarı'dan ilk kez geldiğinde o varlığın şuurunda geçici olarak, emaneten yer tutar. Zaman içinde bu sevgi tohumu hazırlanan verimli toprakta köklenecek, filizlenecek,büyüyecek ve kocaman bir ağaç olacaktır

Ruhumuzdaki Saf Sevginin Ortaya Çıkması İçin Yapılması Gereken Hazırlıklar

Daha önce de belirttiğimiz gibi saf sevgi kapılarının açılması insanın önceden yapması gereken hazırlıklara bağlıdır. Bu çalışmalar bir değil pek çok hayatlar boyunca sürebilir. Bu ön hazırlık insan psişik yapısında bazı ruhsal nitelikler oluşturmadan tamamlanmaz. Başka bir ifadeyle varlık iç kabını temizlemeli, gelecek olanı buyur ermesi için evim düzenlemeli, eski eşyalarını atmalıdır. Örneğin başkalarını çekiştirecek yerde, onların iyi yönlerini görmelidir insanlara hoşgörülü davranmalı ve kendi zararına dahi olsa onların iyiliğini düşünmelidir. Başkalarını da kendisi gibi bilmeden, insan , gönlüne saf sevgi tohumunun ekilmesini beklememelidir . Yukarısı samimiyet uygulamalarıyla saflaşmamış, kuş uçmaz kervan geçmez kupkuru bir çöle, kayalıkla kaplı bir araziye hiç o kutsal saf sevgi tohumlarını atıp ziyan eder mı? Etmez tabii.

Kutsal sevgi tohumunu almaya lâyık olman için gereken bir diğer husus ıstıraba dayanıklılıktır. Daha doğrusu hayatın her türlü cilvesine karşı, her şeye rağmen ayakta kalabilmek ve ıstırap verici olayların sebebini bulup ıstırabı doğal karşılamaktır. Böylesine bir uğraştır ki, insana esneklik kazandıracak ve bu ise varlığa kozmik yolculuğunda kendisine en çok gereken bir niteliği, uyum sağlama yeteneğini geliştirecektir. Sevmek her şeyle uyum sağlamaktır. Uyum sağlamak için esnek olmak gerekir, Esneklik dış etkilerle (ıstıraplarla) Yıkılmamak, aynen buğday başakları gibi, fırtına dindikten sonra tekrar dikilmek, başını göğe kaldırmaktır.

Saf sevginin kaynağı ve merkezi Yukarısıdır. Aşırı çabayla tekâmül ritmini belli bir hıza yükselten varlık, o merkezin cazibesine girer ve ancak o zaman okyanusta bir damla olduğunu idrak eder; işte, saf sevgi doğmuştur!

Saf Sevgi Çok Nadirdir

Bu tür sevgi Ruhsal Plânların, varlıkta bir liyakat oluştuğunda sundukları ilâhî bir bağıştır,  tüm varlıkların özü Bir olduğundan, daha farklı bir yaklaşımla, saf sevgi varlığını kendinden kendine ( iç varlığından, dış varlığına, ruhundan, bedeni hâline serbest şuurdan, bağlı şuuruna) akan ilâhî bir enerjidir.
Bir annenin çocuğu için her şeyini feda edebilmesi, bir askerin ülkesini korumak için canını vermeye hazır olması çok soylu davranışlar olabilir; fakat bu onların, Yukarı'nın bir lütfü olan saf sevgiyi tattıktarı anlamına gelmez. Hatta pek çok azizin, evliyanın, yoginin, pevgamlerin ya da vazifelinin de bu ender rastlanan saf sevgiye sahip olmaları şart değildir.

Ruhsal Sevgi İnsanı Sevgiden Üstündür

Ruhsal sevgi insanî sevgiden çok farklı, çok üstün ve çok kapsamlıdır, insanî sevgi birlik içinde çokluk içindir; ruhsal sevgı ise, çokluk İçinde birlik İçindir. İnsani sevgi bölme ve darlık, ruhsal sevgi bütünlük ve özgürlük getirir. Ruhsal sevgide kişisel ve kişisel olmayan hususlar eşit şekilde dengelenmiştir; fakat İnsanî sevgide bu İki husus dönüşümlü olarak baskın çıkar, insanî sevgide kişi­sel yön ön plâna çıktığında, diğer insanlara gerçek değerlen sağduyulu bir şekilde teslim edilemez. Adaletsizlik başlar, örneğin bir iş yapılırken kişisel olmayan yön baskınsa, o kişi soğuk, katı ve mekanik olur; o insan kişisel unsurları ihmal etmiştir Vazife fikri bireye, davranışlarına dışardan gelen bir engelleme gibi gelir. Ama ruhsal sevgiyi yaşayan insan için vazife engelsiz bir özgürlük ve sınırsa bir kendiliğindenliktir. İnsani sevgide kişisel ve kişisel olmayan taraflar sınırlıdır, ama ruhsal sevgide bu iki yön kaynaşmıştır ve tonsuz sekilerde tezahür eder

Ruhsal Sevgide Seven ve Sevilen Birleştirmiştir

İnsani sevginin en yüksek seviyelisi bile bireysel yapının kendisinden kaynaklanan sınırlamalara tâbidir. Runsal sevgi, bireysel zihin kaybolduktan sonra doğar ve bu bireysel yapının engellerinden uzaktır. İşte, Yeni Çağın sevgisi böyle bir Sevgidir. İnsani sevgi de seven ve sevilen tarzındaki ikilem sürer gider, oysa ruhsal sevgide seven ve sevilen Birdir.  Bu kademece o  zihnen düaliteden sıyrılmış ve Bütünsel Olanla bir hâle gelmiştir. Seven ve sevilen Bir olunca, son ve baş Bir olmuştur.

Evren Sevgiyle Vardır

Çeşitli titreşim düzeylerindeki tüm evrenler, varlığını ve sürekliliğini sevgi enerjisine borçludur. Ruhu maddesel âleme çeken enerji sevgidir. Madde âlemindeki seven-sevilen ikilemi bile netice olarak ruhun Birlik Şuurunu genişletme amacına hizmet etmektedir.

Evrendeki bütünlük ve uyum, sevgi enerjisinin Birleştiriri ve Yapıştırıcı gücünden kaynaklanır. Kaldı ki, o tezahür âlemindeki tüm varlıklar, belli zaman ve mekân şartları içinde ruhun farklı görünümünden ibarettir. Başka bir ifadeyle tüm varlıklar özde Bir'dir. Yani madde kâinatında mevcut tüm formların arkasında ruh olduğundan, maddî ve psişik kâinat, yanıltıcı düalite sistemine rağmen bir Bütünlük arz eder.

Demek oluyor ki, öz bakımından seven de sevilen de Birdir ve aynıdır. Tezahür âleminde sevgi, düalitenin yarattığı gerilimle doğar ve gelişir. Ama düalite aynı zamanda sevgiye bir engel teşkil eder. Ruh, sevilen olarak tezahür ettiğinde değeri takdir edilecek en gerçek ve en yüce objedir; seven olarak tezahür ettiğinde ise sevileni kendisine çeken en gerçek ve en yüce çekim gücüdür. Bu durumda tüm düalite âlemi sadece bir illüzyon olmasına rağmen, bu illüzyon , seveni ye sevileni birleştirmek gibi yüce bir amaca yöneliktir.

Sevgi, ruhun dualità âlemine yansımasıdır iç içe varlık sistemleri sevgi enerjisiyle mevcuttur. Hayatın mevcudiyet: sevgiye bağlıdır, sevgi olmazsa hayat da olmaz. Düalite âlemi sevgiyle anlam kazanır; sevginin yokluğu, karanlığa, mekanikliğe ve dağılmaya sebep olur.

Sevgi güçlendikçe, yaratıcılık üretir; bu ise varlığın, yaratıcılık sürecine katılım kudretini artırır.

Kaynak: Bu yazı M.T.Î.A. Derneği Başkanı Ergün Arıkdal konuşmalarından
derlenmiştir. Ruh ve Madde Dergisi

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru