19.12.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
HOLOGRAFİK BEYİN MODELİ, GERÇEKLİK ALGISI VE ÖTESİ  

 

   Beyin hakkındaki en modern bilimsel önermelerden birinin sahibi Stanford Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü eski profesörü ve Languages of the brain (Beynin Dili) adlı klasikleşmiş nörofizyoloji ders kitabının yazarı olan Karl Pribram’dır. Pribram’ın yeni bir zihin teorisine yol açan en önemli keşiflerden biri, olaylara ilişkin hafızanın beyinde belli yerlerde depolanmadığı, beynin her tarafına dağıtıldığıyla ilgiliydi. O bunu beyinlerinin bazı parçaları alındıktan sonra bile hafızalarında hiçbir eksilme olmayan beyin hasarlı hastalarla çalışırken keşfetti. Beyinden atılan doku miktarı ile kaybolan hafıza arasında bir ilişki yoktu. Belli bir sistemdeki liflerin yüzde ikisi bile sistemin fonksiyonlarını muhafaza ediyordu. Kısacası  Pribram, beynin basit dijital veri işleminden çok daha fazlasını yaptığını keşfetti. Beynin kendisi, hatırlamak, imajine etmek, problem çözmek ya da bir müziği yorumlamak için, bilginin içeriğini beynin her tarafına dağıtarak girişim halinde geniş ölçekli bilgi izleri meydana getiriyordu. Bu bilgiyi depolama ve geri alma işlemi, bilimin hologram dediği şeye benzediği için, Pribram yeni beyin modeline holografik dedi. Bir hologram, tek bir lazer ışınının iki ayrı ışına ayrılmasıyla oluşturulur. İlk ışın, fotoğrafı çekilecek nesneden sektirilir, sonra ikinci ışın, ilkinin yansıyan ışığıyla çarpıştırılır ve böylece ortaya çıkan girişim deseni bir film parçasına kaydedilir. Üzerine bir kitap imgesi kaydedilmiş holografik bir film parçasını ikiye böler ve sonra bu parçaları lazerle aydınlatacak olursak, her iki yarının da kitap imgesinin bütününü kapsamakta olduğunu görürüz. Bu yarım filmleri tekrar tekrar bölerek aynı işlemi yineleyecek olursak, bütün kitap imgesinin, elde edilecek, en küçük  film parçasının üzerinde bile yer aldığını görürüz. Normal fotoğrafların aksine, holografik bir film parçasının her ufak parçası, bütünün üzerine kaydedilmiş tüm bilgileri içermektedir. Pribram, beynin çalışmasının işte buna benzediğini söylüyor.

      Pribram ayrıca, beynin mekanizmasının uzay ve zamanın ötesindeki daha derin bir varoluş düzeyinden yansıyan frekansları yorumlamak suretiyle nesnel gerçekliği oluşturduğunu düşünüyordu. Gerçek olarak algılanan dünya, aslında tüm beyin sistemi içine yayılmış bir girişim deseninden oluşan matematiksel bir işlemden ibarettir. Pribram açısından bu sentez, nesnel dünyanın bizim düşünmeye alışık olduğumuz biçimde var olmadığını kavraması sonucunu doğurmuştur. Holografik beyin modelinden çıkartılacak mantıksal önerme kısaca şöyledir; Varlığını duyularla algıladığımız tüm eşya ( evler, arabalar, ağaçlar, dağlar ) aslında bizim algıladığımız gibi mevcut değiller. Gerçek olan, sadece dalgalardan meydana gelen bir senfoninin nağmeleridir. Pribram 1970’lerde teorisinin doğruluğunu kanıtlayacak yeteri kadar delil elde etmişti.

   Hepimiz için açlık, susuzluk, aşk veya öfke gibi duyguların birer iç gerçeklik olduğu, diğer taraftan bir müzik enstrümanının çıkarttığı ses, güneşin hissettiğimiz sıcaklığı veya bir çiçeğin kokusunun da dış gerçekliği oluşturduğu açıktır. Ancak beynin, mevcut gerçekliği nasıl içsel ve dışsal diye bir ayırıma tabi tutarak yorumladığı o denli açık değildir. Örneğin, Pribram, bir kişiye baktığımızda o kişinin imgesinin gerçekte gözümüzdeki retina tabakasının yüzeyinde bulunduğuna işaret eder. Bununla birlikte biz o kişiyi retinamızın üzerindeymiş gibi algılamayız. Biz, algıladığımız tüm imgeleri dışımızdaki dünyada bulunuyormuş gibi algılıyoruz. Aynı şekilde, elimizi bir yere vurduğumuzda acıyı elimizde duyumsuyoruz. Ancak acı, gerçekte elimizde değil, beynimizin bir yerlerinde yer alan  nörofizyolojik bir süreçtir. Beynin, içsel süreçlerimizden bazılarının beden dışında bulunduğu duygusunu vererek bizi yanıltmakta olduğunu kanıtlayan başka bir bulgunun sahibi de nobel ödüllü fizyolog Georg von Bekesy’ dir. 1960’ların sonunda gerçekleştirdiği bir dizi deneyle Bekesy, gözleri bağlanmış deneklerin dizleri üzerine vibratörler yerleştirmişti. Sonra bu araçların yaydığı titreşimleri çeşitlendirip, farklılaştırdı. Bu durumda deneklerin, titreşim kaynağı noktanın bir dizinden diğerine sıçramakta olduğunu algıladıklarını gördü. Hatta denekler giderek titreşim kaynağını iki dizlerinin arasındaki boşlukta bile duyumsuyorlardı. Kısacası, Bekesy, deneklerin hiçbir duyum alıcısının olmadığı uzaysal mekanlarda bile duyum sağladıklarını kanıtladı.

    Pribram, Bekesy’nin deneylerinde göstermiş olduğu gibi, beynin, fiziksel titreşimlerin girişim yapan kaynaklarını, bedenin fiziksel sınırlarının ötesinde lokalize edebilmesini holografik beyin modeli açısından ek bir örnek olarak kabul etmektedir. Pribram, bu durumun aynı zamanda, bazı kişilerin fantom uzuvlarını duyumsamaları fenomenini de ( bir uzvu kesilmiş olan kişilerin yitirdikleri bir kolu veya bacağı sanki yerindeymiş gibi algılamaları ) açıklayabileceğini öne sürüyor. Bu bireyler, bazen söz konusu fantom uzuvlarında insanı hayrete düşürecek gerçeklikte, kramplar, ağrılar ve kaşıntılar duyumsamaktadırlar. Ama belki de onların deneyimlediği şey, beyinlerinde girişim desenleri olarak hala kayıtlı bulunan kaybetmiş oldukları organlarının holografik anısından başka bir şey değildir. O halde, kendisi de maddenin titreşimlerinden oluşan beyin, yüksek bir varoluş düzeyinden yansıyan, kökeni Şuur Enerjisi olan şuur frekanslarını yorumlamak suretiyle nesnelere dönüştürmesi ve böylece, örneğin bir kalem veya kumaş parçasına dokunduğumuzda bize somut bir şeymiş gibi duyumsatması, aslında fantom uzuv sendromunun süslü bir çeşitlemesi olmaktadır. Bu önerme, ortada bir kalem ya da kumaş parçasının olmadığı anlamına gelmemektedir. Bir kalem, gerçekliğin iki farklı görünümüne sahiptir. Bu gerçekliklerden biri, beyin merceğinden filtre edilerek geçtiğinde, bir kalem olarak ortaya çıkar, fakat eğer beyin merceklerimizi ortadan kaldırabilseydik, onu belki de bir girişim deseni olarak algılayacaktık. Karl Pribram, Psychology Today dergisinde yayınlanmış bir röportajında  bu konuyla ilgili görüşlerini şöyle açıklar: Bu tanımlama görünen dünyanın yanlış olduğu anlamına gelmez. Orada, bir gerçeklik seviyesinde nesnelerin bulunmadığını göstermez. Bunun anlamı şudur: Mevcut gerçekliğin arasından geçip, evrene holografik bir sistemle bakacak olursanız, başka bir görüntüye ulaşır, farklı bir realiteye varırsınız. Ve diğer gerçeklik ise, şimdiye kadar bilimsel olarak açıklanamayan şeyleri- paranormal fenomenleri, eş zamanlılığı, olayların sanki anlamlı gibi görünen karşılaşmalarını- açıklayabilir.

     Gerçekten de nesnel ve üç boyutlu gerçeklik algısı, şuur ve maddenin buluştuğu bu boyutta, beyin ve sinir sistemimiz tarafından yaratılmış ve zamanla da öğrenilip, gerçekliği pekiştirilmiş bir deneyimdir. Fakat bizler çok geniş şuur potansiyeline sahip varlıklar olarak eşyanın bu görüntüsüyle sınırlı değiliz. Şuur odağımızı değiştirerek, gerçekliği algılayış ve anlayış biçimimizi değiştirebiliriz. Doğrusal zaman ve üç boyutlu uzay algısının tamamen aşılarak, bunların öznel yapılarının belirginleştiği holotropik deneyimler bu yöndeki en belirgin örneklerdir. Sadece bu kadarla da değil, eğer şuur odağınızı atomaltı seviyede varolan  minik kapılar vasıtasıyla, uzay, zaman ve maddenin temeline yönlendirir ve o seviyede tezahür ettirebilirseniz, şuurun aynı anda her yerde varolan ve tüm boyutları  kapsayan bir yüzüyle temas edersiniz. Burası evrensel düzeyde tüm bilgi aktarımlarının yapıldığı ve evrenler arası geçişlerin sağlandığı Psişik Boyut’ tur. Böylesi bir boyut kazanmış şuurun hızı da dünyasal herhangi bir nicelikle ifade edilemeyecek kadar yüksektir. İşte o zaman, kendi şuur alanınızda varolan bilgi içeriğinin oluşturduğu enerji alanının genişliği nispetinde bu boyutu kullanarak, şuursal bazda farklı evrenlere girip çıkmak mümkün olur.

 

 

Ali Karaca

 

Kaynaklar:

Talbot, Micheal, Holografik Evren, çev: Günay Tekçe, 3. baskı, Ruh ve Madde yayınları, İstanbul, 2004.

Pulos, Lee, ipnoz ve Ötesi çev: Erol Konyalıoğlu, 2. baskı, Ruh ve Madde yayınları, İstanbul, 1999.

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru