20.06.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
DÜNYADA NE YAPIYORUZ ERGÜN ARIKDAL  

Dünyada Ne Yapıyoruz?
Ergün Arıkdal


Ruh varlığı niçin enkarne oluyor: bedene niye bağlanıyor? Bağlanmasa olmazmı? Çünki gerçekten de ruhsal dünya; pek çok yerdeki araştırmaların ve tecrübelerin neticesindeki ifadelere ve bilgilere göre, fizik kainatıda içine alabilecek şekilde çok geniş, sonsuz bir sistemdir,

Bu kadar bolluk varken bu kadar darlığa neden girdik; bu konuya irdelememiz gerekiyor. 

Enkarnasyon nedir? Bu Latince kökenli kelime uluslar arası bir kavram olarak, metapsişik, Parapsikolojik ve spiritüel alanda, hatta dini alanda da kullanılmaktadır. Hristiyanlıkta ve başka dinlerde ruhun bedene bağlanmasına karşılık olarak kullanılmaktadır.

Örneğin bizim Yunus Emre "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm diyor. Ete kemiğe bürünmek, enkarnasyon demektir; Yani yeni icat edilmiş bir kelime değildir.

Neden ruh dünyasını bırakıp enkarne oluyoruz? Orada birçok imkanlar var. Ruh dunyasının kendine has bir zamanı var, ama bizim zamanımızla,o zamanı mukayese etmenin imkanı yoktur. Orada fevkalade değişken bir mekan içerisindeyiz. Her istediğimiz mekanı kendi arzularımız yönündeyaratabiliriz. Özellikle bu isteğimizi kendi tahayyülümüzle, düşünce kapasitemizin en üst seviyesindeki yaratıcı muhayyelemizle meydana getiriyorsak, istediğimiz mekan da bizim olur. Dolayısıyla niçin bu kadar sıkışık, esnek olmayan, ağır, kabataslak bir dünyaya iniyoruz?

Orada cennet de, cehennemde, hatırımıza ne gelirse, bütün dinlerin ruhsal dünya hakkında önermiş oldukları her türlü kavram mevcut iken, o büyük imkanları niçin terk ediyoruz? 

Ruh dünyasında iletişim varlıklar arasında gayet kolay olmaktadır. Sonsuz bir süratle olan iletişime an bile denemez. An'ı biz zamanın en küçük dilimi olarak kabul edersek, o anlar içerisinde müthiş bir iletişim ağı içerisine girilebiliyor demektir. Herkesin bilgisi, aynı zamanda bizim bilgimiz oluyor. Böyle bir ortamı bırakıp, burada alfabe ile vakit geçirip, lisan, dil, matematik öğrenmeye kalkıyoruz. İletişim çağıı bilgi çağı. diyerek bilgisayarın hızından yararlanıp ne yüce işler yaptık diye övünmeye çalışıyoruz. Halbuki telepatik bir aIgının yanında bilgisayarın veya elektrik kodunun herhangi bir yere gitmesinin hiçbir önemi yoktur. 

Ruhsal mekanda, bütün iletişimler başlangıç ve son aynı olmak kaydıyla biter. İletişimi kurmak istiyorum,dediğimiz anda iletişim kurulmuştur zaten. Anında biz o'yuz, o da bizdir,hiç fark etmez. Bilgiyle olan bağlantımız herhangi birşeyi öğrenme sürecine tabi olmadan öğrenmektir. Bu öğrenme, bir sürece bağlı değildir. Ruhsal dünyanın imkanlarında yeryüzünde senelerce dirsek çürüterek, yorularak, seçme sınavlarına, yerleştirme sınavlarına girerek yapılan bir eğitim de yoktur. Oradaki eğitimler büyük planlar halinde yapılan eğitimdir. Siz hangi seviyede olduğunuzu, gayet hassas, dakik ve adil bir şekilde bilen bir hiyerarşiye sahipsiniz. Onun için hiç korkmanıza gerek yok. Nerede bulunuyorsanız, nereden bilgi alabiliyorsanız, olabileceğiniz en iyi yeri orasıdır ve en güzel pozisyonda, açıda bulunuyorsunuz, demektir. Ben layık olmadığım yerde okuyorum, gibi düşüncelerin hiçbiri yoktur. Her varlık bilgisine ve liyakatine göre hiyerarşik sistemde sıralanmıştır. Hiç kimsenin kimseye,kaşınm üstünde gözün var, demeye hakkı ve kudreti yoktur. Böyle bir şey olamaz. Olursa anında zaten rehberleri tarafından edebe çağrılır. Öyle tuhaf bir sapkınlık olduğu andan itibaren bir bakar ki bulunduğu yerden çoktan layık olduğu yere kaymıştır bile. Farkında bile olamaz.

Diyelim ki, saniyede beş milyarlık titreşim içerisinde bulunan bir ortamdayız. Tereddüt etmeye, yorumlarımız kalitesini kaybetmeye başladığı andan itibaren, bulunduğumuz pozisyondan o düşünce seviyemize uygun olan ortama inerek derhal orada çalışmaya başlariz. Arzularımızın, isteklerimizin, düşüncelerimizin gerçekleşmesi ve o düşüncelerimizin gerçekleşebilmesi "için de ortamın ona müsait olması lazımdır. Derhal müsait olan ortama kaydırılırız. Bundan daha büyük bir adalet olur mu? Bütün arzularımızı gerçekleştirebilecek ortama, anında bizi sevk ediverirler. Bir bakarız ki, düşüncelerimiz objeleşmeye başlar, bu yeni ortamda da ihtiyacımıza uygun olarak kendimize pek çok şey yaratabilir; İnsanların içerisinde birtakım eprövler yaşayabiliriz. 

İniş çok kolay ama çıkış çok zordur. Çünki çok yüksek seviyeli titreşim taşıyan düşünceleri kendi zihnimizde yeşertebilmemiz, onlara yer verebilmemiz, onlarla iç içe kalabilmemiz daha alçak seviyeli olanlara nazaran çok daha zordur. Şimdi insan mantığıyla düşünebiliriz. Mademki ters ve geri seviyeli düşüncelere sahip olur olmaz, bunları gerçekleştirme imkanları hemen sağlanıyor; o halde ben aşağıdayken yüksek seviyeli şeyler düşünürsem, beni hemen yukarıya bir yere çıkarırlarmı? İşte orası biraz zor, çıkarırlar,fakat pek çok hiyerarşik barajı geçmemiz gerekir. Onun için," bundan örnek" alarak yaşayışımızda da daima çok dikkatli olmak lazımdır. Yapmak zor, yıkmak çok kolaydır, sözünü bu şekilde de düşünebiliriz. Bir pozitif durumu negatif duruma çevirmek çok kolaydır.

Süratle ,çözülme, bozulma, yözlaşma, mümkün olur, ama negatif bir durumu pozitif bir duruma  geçirmek çok zordur. Çok yönlü çalışmalar gerekiyor. Çok başka türlü imkanları, çok başka türlü enerjileri toparlamamız gerekiyor. 

Onun için elimizdeki pozitif değerlere, pozitif durumlara daima sahip çıkmalıyız. Bu bir sevgi, dostluk, arkadaşlık, iyi niyet, samimiyet olabilir. İnsanların birbirine karşı olan güvenceleri olabilir. Bunları ortadan kaldırmak çok kolay, ama elde etmek çok zor iştir .Yıkmamak; parçalamamak,heba etmemek gerekir. Bunlar da sonunda kendi mutluluğumuzu meydana getirecektir. Eğer mutluluk, içinde bulunduğumuz zaman ve mekan içerisinde tekamül sürecimini en hızlı bir şekilde sağlamak ise, kendi tekamülümüzü en hızlı bir şekilde sağlayarak etrafimızdaki insanların da tekamülüne hizmet etmiş oluruz. Bu da ayrıca bir ekip olara kbir hizmet kadrosuna doğru bizi götürür. 

İşte, enkarne oluşun sebeplerinden bir; tanesi, kendisinin istediği bazı işlerin yerine gelebilmesini sağlamak bakımından,Yüce Ruhsal İdare Mekanizması tarafından, varlığın derhal enkarnasyona tabi tutulmasıdır. Çünki onun tasavvurları,istekleri,arzusu ancak bir beden içerisinde yeryüzü maddesini kullanarak meydana gelebilecektir. Astral alemde veya spatyomun fizik dünyaya yakın olan bölgelerinde bu imkanı kullanamaz .. Yani onun arzuları gerçekleşemez;isteklerin serbest bir seçimle yapıldığı, hakiki demokrasinin uygulandığı, bırak yapsın, gitsin, gezsin prensibinin uygulandığı yegane mekan ruhsal dünyadır .. Eskilerin tabiriyle ahiret alemi yüksek bir demokrasi yeridir. Her varlık istediğini yapabilir. Neyi istiyorsa onunla karşılaşır. 

Ruhsal dünyada bulunan varlıkların bir kısmı bazı tasavvurlar,düşünceler içerisinde kalabilir. Bir takım değişik faaliyetler/değişik ruh haletleri yaşamak değişik yeteneklerini geliştirmek isteyebilir. Bu imkan ancak yeryüzünde enkarne olmak suretiyle meydana getirileceği için derhal yeryüzüne süzülür ve doğar. Niçin doğduğunun farkında değildir. İpnoz altına alındığı zaman kendini ruhsal alemde zannederek, ben öbür taraftayım diyor ve başlıyor anlatmaya. Orada neler yaptığını, oradaki ruhsal ailesi ile olan irtibatlarını anlatıyor. Bir de baktım ki doğmuşum; niçin doğdum onu anlamıyorum diyor. Bunlar geçmiş hayatın taranması esnasında ortaya çıkıyor, farkında değil doğduğunun. Olduğu gibi enkarnasyona tabi tutmuşlar.Bireysel enkarnasyon olabildiği gibi grupsal enkarnasyonlarda mevcuttur....Grup halinde enkarnasyonlar meydana getirilince varlıklar kendi aralarında hep aynı şeyleri düşünüyorlar, aynı işleri tasavvur ediyorlar. Rehber Planı, benzer ihtiyaç içinde olanların hepsine global bir cevap vermek, bu istek ve seçimlerini gerçekleştirmelerini sağlamak için Salı veriyorlar aşağıya. 

Enkarnasyonların büyük bir kısmı böyledir. Doğan insanların çoğu, niçin doğduğunu, hangi hedef için doğduğunun pek farkında değildir, Ancak eğer yeryüzünde gerçekten kendi zekasını, aklını, iradesini, sağduyusunu kullanabilir, iyi bir çabayla hareket ederse, belki zaman içerisinde kendi rehber planı tarafından kendisine bir ipucu verilebilir. Gerçek hizmetinin, gerçek istikametinin hangi yönde olduğu, hareketlerini neye göre düzenlemesi gerekliği hakkında bir ilhama ve sezgiye, bazen olaylar bazen de herhangi bir kimsenin uyarısı vasıtasıyla ulaşabilir. Yani bir dedeye, bir şeyhe bir rahibe veya görünmeyen bir rehbere rastlarız .. Bize gideceğimiz yolu gösterir . Genellikle masalların içerisinde Kaf Dağı'na gitmek isteyen kahramana, muhakkak bir yerlerde, çok sıkıştığı bir noktada,bir mağara kapısında veya biryarın altında bır yaşlı ona derki, sen Kaf Oağı'na gitmek istiyorsun, ama bu yol değil, şu şu yollardan geçerek oraya ulaşabiliriz. Bu tarzda bir rehberlik sistemi de bize hedefimizi hatırlatabilir, ortaya çıkartabilir. 

Zaten oradaki Kaf Dağı hemen hemen bütün insanlar için ulaşılması gereken enkamasyon hedefleridir. Ben bu dünyaya niçin geldimin cevabı; o varlıklar tarafından insanlara zaman zaman gösterilen yollarla ifade edilebiliyor. Mitolojileri  ve halk masallarını bu gözle de incelediğimiz zaman, orada da çok hoş enteresan bilgilerle karşılaşmamız mümkündür.

Hedeflerimiz Hayat Planımızdadır

Yeryüzüne isteklerimiz doğrultusunda kendi gelişimimizi sağlayacağına emin olduğumuz birtakım tecrübeleri yaşamak, birtakım görgüleri ve bilgileri elde etmek için enkarne oluyoruz. Tecrübe dediğimiz, yaşamak dediğimiz şeyin içerisinde çok geniş bir yelpaze vardır, İçinde, ilahiyat bilgisinden tutun en basit musluk tamiratı bilgisine kadar her türlü bilgi var. Şayet geniş bir yelpazesi olan bir tecrübedir. Hayat zaten baştan aşağıya tecrübeler dizisidir ve bunun karşısında bizim aldığımız pozisyon ve çeşitli tecrübelerden elde ettiğimiz bilgilerin kıyasından elde edilen bir sentez bilgi vardır. 

İşte bizim asıl cebimizdeki akçemiz , kesemizdeki kıymetli nesnemiz odur. Ahirete hiçbir şey götüremeyiz; çünki kefene cep dikilmiyor. Ama kendi varlığımızın bir cebi vardır, Varlık bütün tecrübelerinin sonuçlarını oraya atar. O bizim astral hafızamızda, perisperital bünyemizde kaydedilmiştir. Kozmosun levhi mahfuzu (toplum meksefesi), saklı bir kitabı olduğu gibi, bizim de saklı bir kitabımiz (şahsi meksefe) vardır. Kur'an'da, kitabı sağeline verilenler ile soleline verilenler, diye çok güzel ifade eder;. Orada yaşadığı tecrübelerden iyi sonuçlar çıkarmamış varlıklarla; iyi sonuçlar çıkararak kendisine verilen imkanları en iyi derecede değerlendirmiş olan varlıkların ayrımını yapıyorlar. Burada ki sağ ve sol pozitif ve negatif meselesi doğru dur. Kainatta en büyük iki enerjidir bunlar.Pozitif ve negatif ancak bir oluşumu meydana getirebiliyor..

Tek başına herhangi bir iş yapmıyorlar, tıpkı ışığın, insanlığın,canlılığın tek başına bir iş yapamadıkları gibi. 

Her varlığın bir hayat planı vardır. Hayat planı bizim isteklerimizden meydana gelmiş bir mozaiktir. Plan, kağıda küreğe alınmış, resmi gazetede yayınlanan kanun name  gibi bir nesne değildir.Bunlar bizim gerçek ruhsal ihtiyaçlarımızın alt alta sıralanmasından veya kombine edilmesinden ibarettir. Öyle bir isteğimiz vardır ki, bu bizim için çok önemsizmiş gibi gelebilir. Halbuki o istek çok daha büyük isteklerin sonuçlarını elde etmek bakımından çok büyuk bir harekete geçirici,marşa basıcı harekettir. Her istek çok önemlidir ve istediğimiz herşeye de çok önem vermemiz,kılıkırk yarmamız lazımdır. Gerçekten bu istenmeli mi,istenmemeli mi tarzında düşünmek gerekir. Her önumüze gelen şeyi istemeye hakkımızın olup olmadığını,buna layık olup olmadığımızı bir güzel kontrol etmekte çok büyük fayda vardır. İnsan olarak genellikle herşeye layik mıyız acaba? Her şeye kendimizi layık mıgörüyoruz? Burada psikolojik bir eleştiriye girmeye gerek yoktur. Kendini tanıyan, gerçekten akil ve biraz da bilgeliği olan bir insan için, bazı isteklerinin gerçekleşip gerçekleşmemesinde kendisinde bir liyakatin doğup doğmadığını kontrol etmek birinci şarttır. Bu durum bilgelik ve büyük olgunluğu gerektirir.

Bu dünyaya enkarne olduk ve bir hayat planı ile aşağıdayız. Bu Plan aynı zamanda bir hedefi içeriyor.Şimdi bir soru sormak lazım .. Acaba biz yeryüzünde gerçekten bu hayat hedefimiz için çaba harcıyor muyuz? Gerçekten hedefimize uygun mu yaşıyoruz, hedefimizi bilebiliyor muyuz, böyle bir idrakimiz varmı?Hiç kimse bunu doğru düzgün bilemez, amabu sırların sırrı/iyice kapılmış değildir.Bu hedeflerimiz hakkında insanlara bir takım yollarla sürekli bilgi verilmektedir. Örneğin, hayat akışı içerisinde özellikle, tecrübeler alanına girdiğimiz vakit, bir taraflara doğru ilerlediğimizi, sürüklendiğimizi, hatta bazı istikametlere doğru yönelip yürüdüğüınüzde kolaylıkla ve belli bir hızla ilerlediğimizi görürüz. Halbuki yeteneğimizde, zekamız da, sağlığımızda vardır ama o yolda çeşitli ne denlerden dolayı bir türlü ilerleyemeyiz...

Bunun yanısıra bizim çabamızla alakası olmayan, biraz yardımla yürü ya kuIum,denilen bazı durumlarla da karşılaşmamız daima mümkündür,. Bunlar genellikle kendi hedeflerimize bizi yaklaştıracak olan yolların içinde olduğumuz zaman meydana gelir, bu durum hedefe doğru hızlı ilerleyişimizi sağlar. 

Başarısızlıklarınız da gözden geçirmemiz Iazımdır. Nerelerde başarısız oluyoruz? Başarıyı sadece hayatın fiziki başarıları, küçük atlama taşları olarak ele almayalım. Kendimizle olan mücadelede kendi varlığımızla olan ilişkimizi kurmak hususunda gösterebileceğimiz başarımız iledir? Bir irade, uyum sağlama, güvenirlilik,sevgi,şefkat, fedakarlık, bencillikten vazgeçmek, elciliğe alkış tutmak gibi tam zamanında/yerli yerinde yapılabilecek, haktan yana olan meseleleri ne dereceye kadar başarılı veya başarısız yaptık? Bunlar da bizim hangi yöne gitmemiz gerektiğine ait işaretlerdir.

Başarısızlıklarımıza dikkat edelim. Her başarısızlık bizi hedeften uzaklaştıran eylemler demektir. Gerçek hedefimizden uzaklaştıran suni hedefler, yan yollara girmemize sebep olacağından dolayı başarısızlıklara uğrarız. 
Bir çok insan belli oIgunluğa gelmiş olmasına rağmen hedefsiz yaşar ve hayat ne imkan tanımışsa onunla gider. Hasbel kader evlenir, bir yerde bir iş sahibi olur, bir yerlere gitmiştir, seyahat yapmıştır. Bir arkadaşının sevsiyesine uygun olarak bir gazeteyi okumakta, bir kulübü tutmaktadır. Belli yere gider gelir, belirli türde elbiseyi giyer. Yani hiçbir hedefi olmayan insan çoktur. Mikrofonu elimize alıp sokağa çıkalım, hayattaki hedefiniz nedir, diye soralım. Doğru dürüst hiçbir cevap alamayız. Hedefini, ev sahibi olmak, evlenmek,seyahate gitmek, futbolcu olmak vb. tarzında ifade eder. Yani dağılıp kaybolması bir anda olan, kalıcı değerleri olmayan, kendi varlığıyla alakası olmayan şeylerdir. 

Hedefini bilmeyen varlıkların en büyük özelliklerinden birisi sürekli bir duygusal karmaşa ve çalkantı içinde kalmalarıdır. Bu çok tipiktir. İstikrarsız bir şekilde her an iner ve çıkar. En yüksek seviyeye çıkarken en alta düşer, ortadaykan yukarı çıkar, aşağıya iner. Duygusal zikzaklar içindedir devamlı olarak. Hangi istikamete doğru gitmeleri gerektiğinin farkında değiller, anlayamamışlar ve sezememişlerdir.

Duygusal karmaşa meselesi çok önemlidir. Bizler de zaman zaman böyle duygusal çıkış ve inişlere sık sık maruz kalmaya başladığımız zaman demoralize olmamahyız, Acaba ne oluyor bana, bir ruhsal rahatsızlığa mı kapıldık, demeyelim. Bilelim ki hedefimizi kaybettik. Hayat akışında yürümemiz gereken asıl istikametin dışındayız. Karmaşık duyguların sinyalleri, bizde devamlı bir şekilde özdeşleşmeye uğradığımızı açığa çıkarır. Sonrasında, bu duygusal karmaşadan doğan özdeşleşmeler başlar. Kendimizi bir şeyle özdeşleştiririz, Bir şairle, müzikle, resimle,hayvanla, bitkiyle, yerle, bir yaşayış biçimiyle kendimizi eşkoşarız. Bütün bu özdeşleşmelerin arkasında duygusal bir karışıklık, oturmamışlık, iniş çıkış vardır. Normal, kendi yönünde giden bir şey değil, anı zikzaklar halinde insanı çok sarsan hususlardır tüm bu karmaşalar. 

Duygusal karmaşalardan doğan işlerin sonucunda enkamasyon hedeflerinden şaşırmalar oluyor. Çabalar harcıyoruz, hayat için mücadele ediyoruz, bir boğuşmadır gidiyor, doğrudur, fakat enkamasyon hedefine dikkat etmek lazım. Acaba hangi yönde ve niçin uğraşıyoruz bunlarla? Bunlarçok önemli. Günde sekiz, dokuz, on saat çalışıyoruz. Kimi insan kardeşlerimiz yerin altında; kimisi yerin üstünde,ormanda, denizde çalışıyor. Hem de zor şartlar altında, fırtınalarda vs. Herkesin kendine göre bir hedefi, ideolojisi var. Ne taraftan bakarsak bakalım, hep aynı şeyIer inişi, ama gerçekten o çabalar yerli yerinde midir? Bir istikamette gidip de bir şey elde edilecek midir, onlar bilinmiyor; Bunları bilmenin yollarına bakmak lazım. 

Serbest ve Bağlı Şuur 

Enkarnasyonların bize getirdikleri engellerden bir tanesi de, bağlı şuurla; serbest şuur çatışmasıdır.. Önce serbest bir şuuru bilmemiz lazım ki, ondan sonra serbestın nasıl hapse girdiğini, bağlandığını anlayalım. 

Serbest şuur varlığı, zaman ve mekan kullanabilen, her türlü iletişimi kurabilen, iletişim şebekesi içerisinde kendi varlığının, hiyerarşi içerisinde nerede bulunduğunun farkına varan bir varlıktır. Kendi kendimize düşünelim, acaba insanlık toplumunun içinde birtakım seviyeler olsa, biz hangi basamaktayız? Kendimizi nereye koyabiliriz?Ama, egoistik olarak değil, objektif olarak Doğru dürüst düşündüğümüz zaman kendimizi nereye koyabiliriz hiyerarşi içerisinde. Hiçbir yere koyamayız, çünki farkında değiliz hiçbir şeyin. 

Bizim için en uygun yer gene ruhsal dünyadır. Onun için enkarnasyonun en büyük sonucu, rahmeti dezenkarnasyondur.Doğmanın en büyük rahmeti ölmektir, ebediyyen yaşamak diye bir şey, en büyük bedduadır. Çünkü dar kafa içerisinde, daralmış imkanlar içerisinde, hep sıkışmış vaziyette burada yaşayacağız. İster miyiz hapishanede yaşamayı? Zaman zaman bütün insanlar dar bir durumda kaldıklarını hissederler. Nedir bu dünyanın hali, nedir bu başımıza gelenler demişizdir.. Bunaldığımız zamanlar olmuştur. Hep o ruh haleti tepemizde olsa ne yaparız? 

Onun için ölüm çok büyük bir rahmettir. Çünkü çok büyük bir genişliğe ulaşıyoruz ve bütün hal, hareket ye aksiyonlarımızın icmalini en geniş, en rahat bir şekilde yapıyoruz: Ne yaptım, ne ettim, bu yaşayışımın sonucu nedir, bu tecrübelerden ben ne kazandım, neler elde ettim/hazinemde ne var,ne yok?Onu anlamak lazım, yoksa Allah beni affeder inşallah, cennetine koyar, dememek lazımdır. Bunların hepsi kendi gayretimizin sonucunda elde edilecek şeylerdir. Tanrı bedavadan kimseye bir şey vermez. Öyle bir adaleti var ki,bir kişinin hakkı bir kişiye geçmez. Bedava hiçbir şey yok. Kimin alnından ter damlamış, kaç tane damlamış ona göredir. Birisininki on tane,birisininki dokuztane ise, on tane damlayan bir gömlek yukarıdadır. Bunu böyle kabul etmek lazımdır, Aslında hayat da böyledir; kim ki toprağı en iyi eşeler, deşeler, en iyi bereketi o alır. "Ne ekerseniz, onu biçersiniz." Tanrı da, varlıklar karşısında aynı yasayı uygular. Onun yasası zaten "ne ekerseniz,onu biçersiniz"dir. 

Serbest şuur hali bedene bağlanmadığımız zamanki ruhsal halimizdir,. ruhsal dünyadaki şuur halimizdir. Bu şuur bedene bağlı olan varlığın şuurundan çok farklıdır, Herşeyi tepeden görmeye benzer. Astronotların dünyayı uzaktan seyredişlerindeki o yücelik gibi. Uzaya çıkan bir astronot dünyayı iki kısımdan ibaret görüyor, kara ve deniz parçaları. Halbuki aşağıda oturanlara göre, evler, sınırlar, denizler, milletlerle birbirinden ayrılmış, sınırlar konmuş durumdadır. Bir tarafı koyu renkli, her halde kaya parçası,şunlarda mavi mavi arasıra parlıyor, bu da deniz dir diyor. Deniz ve topraktan ibaret bir şey. Bize aşağıda neler görüyoruz, yukarıda onlar neler görüyor? İşte serbest şuurla bağlı şuur arasında böyle bir mukayese yapabiliriz. Bağlı şuura indiğimiz zaman detaylara iniyoruz, Çayır çimen içine düşmüş karınca gibi oluyoruz ..

( Büyük Sentez Tekamül - Ergün Arıkdal )

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru