20.06.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
BÜYÜK SENTEZ-TEKAMÜL  

Büyük Sentez ; Tekamül
Ergün Arıkdal


Bugün artık şu açıkça bilinmektedir ki, insanlığın bir bütün olarak bağlanabileceği, birleştirici, yükseltici bütün çıkmaz yollar ve aklın yanılmalarından insanı kurtarıcı büyük bir senteze ihtiyaç vardır. 

Böylesine kapsamlı ve insanlığın çok büyük bir kısmını kendi bünyesi içinealacak bir bilginin, bir realitenin varlığını özleyenlerin sayısı günden güne artmaktadır. Zaten bütün kişisel ve sosyal çatışmaların, uyuşmazlıkların, memnuniyetsizlik ve mutsuzlukların temelinde, beşeriyeti yüksek bir noktada birleştirebilecek, hayatın anlamını en yüce, O oranda realiteye yaklaşık olarak ortaya koyacak, manevi ile maddesel olanın hikmetle aydınlatacak bir bilginin herkesce bilinmemesi yatmaktadır. Bu bilgi, var olmasına var ...

Fakat insanlığın her alanına dengeli bir şekilde yayılmış,herkesi memnun edecek, doygun hale getirecek kadar değil. Bilginin bu yayılımı, zaten bu bilginin evrensel tatbikatından ileri geliyor: Tekamül düzeni varlıklar arasında (ruhsal, maddesel) farklılaşmalar ,meydana getirmek gibi, Tanrılık bir ödevi görmektedir. Farklılık, tekamülün değişik realiteleri içinde, değişik maddesel imkanları arasında, değişik ruhsal ihtiyaç, görgü ve tecrübeden doğarken, bütün bunlara sebep, gene bizzat tekamülün kendisi olmaktadır. Tekamül olmasaydı, hayat denen bütünsel faaliyet olmazdı. Ve bu bütünsel faaliyet tekamühin belirlenmesine esas teşkil etmektedir.

Mutlak Mükemmel olan Yaradan'ın, varlık tekamülüne bir ihtiyacı olmayacağı şüphesizdir. Fakat varlıkların, Kendi Mutlak Kişiliği'nin bir yansıması olan (Kendisi değil) oIgunluğa ihtiyacı vardır ve bu, apaçık bir hakikattır. 

İnsan niçin vardır, neden şimdiki halindedir? 

Buna insanlık olarak kesin cevap vermek ama noksansız ve daima geçerli bir cevap mümkün değildir.Çünki bizim vereceğimiz cevap bir hakikatı değil, bir realiteyi ifade eder. 

Bunun için büyük sentez sözünü kullandık. Yine de insanlığa ait bütün rölatif bilgilerden, deney ve görgüden hareketle bir senteze ulaşmamız mümkündür. İnsan niçin vardır ve neden şimdiki gibi hareket etmektedir? İnsan, tekamül için bedenlenmiş bir ruhtur ve hareketlerinin 360 derecelik istikamet içine yayılması tekamül ihtiyacındandır. 

Büyük sentez, bütün insanlığı, tekamül eden varlıklar olarak  birleştirir. Dünyasal coğrafyada meydana gelen ayırımların hepsi, dünyasal bir realitenin geçici değer yargılarından, beşeri tekamülün geriliğinden doğmuş genel bir bilgisizliğe sebep olan nefsaniyetten ortaya çıkmıştır. Yani biz insanlar, beşeri bütünlüğü elimizden geldiğince parçalara ayırmakta ve orada kendi bilgisizliğimizin tatbikatını yapmaktayız. Bu yüzden de bir türlü bilgiye ulaşamadan, ayrılıklar dünyası içinde olgunlaşmaya çalışıyoruz. 

"Her varlık tekamül etmektedir!' hakikatı, bütün varlıkların evren içindeki amacını düzenler ve yerlerine oturtur. Nasıl hareket edilirse edilsin, tekamül hareketinin dışında kalmaya hiç bir şekilde imkan yoktur. "Tekamül edeceksin"emri ruhta saklı ılk ve enderin güdü,en ezeli bilgi en kutsal ödevdir. 

Tekamül’ün buyük sentez olmasının nedenlerini kısaca gözden geçirmek gerekirse, genellikle şunları tespit edebiliriz: 

1 –Maddesel ve ruhsal bütünlüğü,dengeyi ve ahengi genel tekamül hakikatı sağlamaktadır. İnsanların birbirlerine karşı duydukları sempati ve antipati, genel tekamül prensipleri dahilinde açıklanabilir. 

2 - Hayatın anlamı ve hayatın kavranılması ruhsal tekamüle katılan maddesel tekamülün anlaşılmasıyla mümkündür. İnsan ancak böylece, madde esaretinden sıyrılıp (bütün psikolojik etkileriyle beraber) ona hakim duruma geçebilir. Ne yazık ki, günümüzde beşeri ruhsal tekamülü maddesel niteliklere, yeteneklere, imkanlara bağlayarak açıklayanlar revaçtadır. Materyalizmin her türlüsü yozlaşmaya mahkumdur. Bilim bile materyalist felsefenin hakim olduğu zümrelerin içinde bir silahtır. Materyalist otorite kabul demeden hiçbir şey hakikat olamıyor.Bunun adına sonra müspet bilim deniyor. Fakat hayatın anlamı ve kavranılması, materyalist felsefe ve inancın dışına gereken hızla kaymaktadır;Bu sonuç da tekamülün bir zorunluluğu, gereği ve sonucudur. 

3 - Bilinen gizli açık bütün yetiştirici, eğitici, geliştirici din,mezhep, gelenek, inisiyasyon ve inançların en ortak yanı, beşeri ruhsal tekamülü gerçekleştirmektir . Bu gerçekleştirme, enotomatik safhadan başlayıp en bilgili ve şuurlu hareket safhasına kadar ulaşır. İnsan hayatını kendi realitelerine göre düzenlemenin asıl amacı, insanın tekamülüdür. Farklı metot ve öğreti sistemleri de bir tekamül ihtiyacı belirmiştir: Aralarındaki ayrılık bir tekamül yöntemidir.

4 -  Evrende ruhsal tekamüle hizmet etmek, onun tesirlerine baş eğmek temel hakikattır. Çünki maddenin tekamülüne ölçü, onun ruhtan gelen tesirlere uyma, baş eğme, itaat etme ve böylece, gitgide yüksek tertipte kombinasyonlar içinde seyyalleşmesidir. İşte maddenin bu ana karakteri, ruhsal tekamüle hizmet etmek gayesi dahilinde düşünülmelidir.Maddcnin formu, ona form veren ruhun tekamül derecesine ve kudretine bağlı bir keyfiyettir. 

5 - Ruhun tecrübesizliği ve bilgisizliği kainatta mevcut akışkan ölçüleri dahilinde, beden denilen vasıtayla sonsuz doğuşlar, sonsuz hayatlar içinde tatbikat yaparak azalır."Azalış", sonsuz süre içinde durmadan, gerilemeden, daima ileri bir yönde devam eder. 

Madde kainatından geçerek, onun hakkında bilgi, görgü ve tecrübesini artıran ruh için ilk ve son amaç, tekamül etmektir. 

Büyük sentez olarak ele alındığı takdirde, tekamülün çözümleyemeyeçeği bir sorun bilmiyoruz. Einstein, kainat "kımıldıyor"diyordu. Başıboş rastgele; tesadüferi değil. Evrensel tekamül için ...

Ruh ve Tekamül

Günümüzde dünya düzenini sağlayan kuvvetlerin bir değil bir kaçtane. olduğunu bilmekteyiz. Ekonomi, din ve iktidar kurumlarının: günlük hayatın en basit ihtiyacından, geleceğin en geniş toplumsal ihtiyaçlarına kadar, toplumu nasıl ve ne biçimde birinci derecede yönettiğini görüyoruz. 

İnsan zihni üzerinde yapılan sürekli operasyonlar sayesinde ekonominin,hayat için hemen hemen biricik kaynak olduğ ve bütün eğitim sistemlerinin bu açıdan değerlendirildiğini biliyoruz. İnsan hayatını, canlılığı, sadece bir tabiat olay; olarak belleyen ve belletenlerin; kendi haz ve gururları için tabiattan zorla çekip çıkarmaya çalıştıkları kıymetlerin değersizliğine değer vermek amacıyla maden parçalarını araya karıştırmalarına ekonomi dediler. "Para" veya ona kıymet veren "nesneye" olan inanç, gizli bir tapınma halinde toplumlara benimsetilmiştir.

Ve elbette ki insan, tümüyle tabiatın sert kabuğunu kırıp çıkan bir zeki hayvancık olarak ele alınırsa, ancak maddenin ağırlığı altında çöküp kalmış bir hamaldan başka bir şey olmaya layık değildir. Onun hamallığa razı olması için "para" ile satın alınması mı gerekiyor? Oyle olduğu apaçık bellidir. Sistemi kuranların korkusu, "para" putunun gerçekliğini yitirmesindedir. 

Beden baskısının dışında tabiata hakim bilgiyi faziletin bilgeliğiyle vicdan ve şuur alanında uygulayanlar için, ruhsal gerçeklikten başka hakikat ışığını yansıtacak bir vasıta kalmaz. 

İnsanlığımız nereden geçti, ne kadar yol aldı ve nereye gidiyor? O şimdi, maddenin miyop gözlerini takınmış, arkasından koşup durduğu "duygusal hazzın" mistisizmi içinde, kendine ve Yaradan'a karşı savaş vermektedir. 
İnsanın kendinden sakladığı sırrı, sürekli var olan ruhunun tabiatın bir fonksiyonu olmadığı gerçekliğidir. Bu gerçekliğin korkunç nuru altında körleşen madde miyobu gözlerin tek mükafatı, akıllarıyla her şeyi çözümleyebilecekleri budalalığıdır, O akıl ki; dışarıdan topladığı, gelenek ve alışkanlıkların sunduğu çürük meyveleri saf hakikat diye sunan, kendini beğenmiş, çıkarcı nefsaniyetin savunucusudur. 

Çoğu kere, hakikatın en derinini Öğrenmeye çalışanlar, gözlerinin önünde "bana bakmaya 'tenezzül et" diye haykıran hakikatları görmezler, Her şeyi bildiğini zannedip hiçbir şey bilmediğini öğrenmeye fırsat bulamayanlar az bilenleri hor görürler. 

Gözlerinin şaşılığı ruhunun teşevvüşünden doğmuş biri, "Canlıların, hatta cansızların geçici oluşlarından..bunları ölümsüz bir varlığın yaratmış olması sonucunu çıkaramıyorum." demiş.

Canlıların geçici olanı maddesidir. Ruhu, ölümsüz ve ebedidir. Hayatın sonunu sonsuz bir hiçlikte yitiş, sonsuz bir karanlıkta kayboluş, Ölüm eşiğinin ötesini kendi kendine sır haline getiren unsur, kafatası içine sıkışmış boz renkli beyin yapısından doğan salgılardır. 

Ölüm ötesindeki varlığın sürekliliğini bilmeye, "Bana bak, beni öğren!" diye haykıran olayların "psişik nuru" karşısında sendeleyen maddeci filozofun köhne akıl ve idraki engeldir. Tabiatın sırlarını araştıracağım derken, bir köstebek gipi, yerkürenin içini kendine mesken edindiğini fark edemeyecek kadar "göz fakiri'' olan insanlar, geçmişin gözlüğüyle geleceği seyretmeye çalışırlar. Bu, onların yaşamakta oldukları alemi terk edeceklerine alamettir. 

Gidecekleri yer hiçlik değil, varlık alemidir.Çünki varlıkları, Ruh ve Madde'nin bir "birliği"ydi. Bedeninin ağırlığı, taşınamayacak ve mayası bozuk toprağın içine terk edilince hafifleyen ruh, özlemini çektiği alemine, zalim bir dere beyinin elinden kurtulan mazlum gibi sevinçle girer. 

Ve işte o zaman, organizmasının kimya ve mimarisine mağlüp olmuş insanoğlu, bu gerçek alemin hem seyircisi hemde aktörü olduğunu anlar. Dram mı, komedimi, trajedi mi oynamak istersiniz? 

Işıkları sônmüş, renklerin silik, seslerin cılızlaştığı zaman ve uzay içinde hareketini kaybedenler, bedenden öteye yol bilmeyenler iki hakikatın korkunç ağızları arasında sıkışıp kalmışlardır: Ya hep, ya hiç olmak. 

"Seni yokluğun derinliklerine çeken ve geleceği maddenin makarasına sararak, bu anın ümit ve emniyetinden mahrum eden maddeci hezeyanlarındır. Yokluk örsünde şekillenen başın son mutluluğu, ne olduğunu bilemeyip, inkarını fazilet saydığın varlık alemine eli boş, yüzü kara geçince tadacaktır." Sanki bütün sırları biliyormuş, sanki hepsi kendi kulağıni fısıldanmış gibi sürekli varoluş aleminin astral duvarlarına o acı çeken başını vuracaktır. Bu vuruş onun ilk hazzıdır . "Göksel ve ruhsal hakikatlere aç gözlerini doyuran kara toprağın soğuk temasından daha şefkatli ve asilane dokununca, bir yanılma ve aldanma olan tabiatın tüm renkleri üzerinde bir kelebek gibi oynayanın kendin olduğunu anlayacaksın." 

Çok güvenip sırtının dayandığı aklı, zıt ve çelişik düşünceler arasında, hiçliğe ve maddesel fazilete dayalı imanını kaybedecek gibi olur. Hakikate teması için aklının ve bir kimya olayı olan duyularının gerekli olmadığını anlayan şuuru, gerçek benliğini gömmüş olan kuvvetli şüphe ve zayıf idraki birer birer kaldırır, Altından ölümsüz, ebediyen tekamül eden ruhu ve niteliğini çıkarır .. 

Ömrü boyunca çuvaldan, ipekten, atlastan veya başka şeylerden yapılmış hep aynı elbiseleri giymekten bıkmayan insanlara, binlerce yıldır kör maddecilik inançıyla beslenen insanlara acınır. Onlar bu tatsız ve zevksiz yaşayıştan yeni bir inanç, yeni bir felsefe, .. yeni bir ahlakla kurtulmaları için, gözlerini perdeleyen aldatıcı,yanıltıcı tabiatçı bağı söküp atmaları gerekir. Bunu yapmak için biraz cesaret!.. 

Asla yok olmayacak, hiçliğin ebedi karanlığında mahvolup gitmeyeceksiniz Çünki "hiçlik" yoktur. Var olan varlıktandır. Hiç, varolanın tabiatına uygun değildir. "Önce hiçlik vardi", değildir? Çünki hiçlikten varlığın, varlıktan hiçliğin olduğu görülmemiştir. Madde, halden hale geçen ve ruhun marifetine hizmet eden bir ebedi varlıktır. Ebediyen maddeyle dost olan ruhu göremeyecek kadar küçüklük ve acizlik örsü altında dövülüp  kalmaktan,ezilip durmadan kurtulmanın zamanıdır .Bir gün, kendi gerçek kişiliğinin toprakta devridaim eden bedensel akıl ve mantığından doğmadığını kavrayacak ve yarattığı putlara tapınmakta olduğunu anlayacaktır;

İnsan evrensel bir gezgindir. Her enkamasyon devrinde öğrendiklerine yeni bilinmezlikler ekleyerek yolunda ilerler. Bilinmediklerin sayıca çokluğu önünde, bildiklerinin çok sayılı oluşuna bakarak ümitsizliğe kapılanlar için "ebedi tekamül" kanunu kesin bir güvencedir. 

Ölüm ötesi, varlığın sürekliliği ve ebedi tekamül: kendi benini yitirmiş, bedenlerinin kölesi olanların, ebediliği yaşayanların hatıralarında iz bırakmak olarak bilenlerin, Yaradan'ın Mutlak Kudreti'ni kavramalarına ve kendi kendilerini aldattıklarının farkına varmalarına yardım eden hakikatlerdir.... 

Çeşitli bedenlerde gözüken, asıl olan ve değişmeyen varlık, ruh varlığıdır. Ruh sonsuz bir varlıktır, onun bir sınırı yoktur. Ruh için, ancak sonsuzlukların sonsuzu tabiri kullanılabilir. Bunun dışında her söz onu daraltır, küçültür ve kısaltır. Ruh sonsuzdur, çünki Yaradan sonsuzdur. Yaradan'dan meydana gelen her eylem sonsuzdur. Yaradan'ın yaratması hiçbir şeyle, hiçbir şekilde sınırlı değildir. Dolayısıyla yaratılmış olan her şey sonsuzdur. Bu kainat da sonsuzdur, ruh varlığı da sonsuzdur ... Önce böyle bir kavrama ulaşmamız gerekir. 

Ebediyet ya da ezeliyet sözleri, aynen Hinduların "kalpaları"na benzer. Belirli rakamlarla ifade edilen devreleri gösterir ve sınırlıdır. Ebediyet ve ezeliyet sözleri gerçekten zamansal bir kavramdır ve bir limit koyar. Ama  sonsuz kavramı ebediyeti de, ezeliyeti de içine alır. Sonsuzun içerisinde sonsuz: derecede ebediyetler, sonsuz derecede ezeliyetler vardır. 

"Tanrı ezelden beri vardır." derler. Oysa böyle bir ifade O'nu sınırlandırır. "Ezelden beri" değil, "sonsuzdan beri Tanrı'dır." demek lazımdır. Görülüyor ki, bu kavramlar da artık yetmiyor ...

O halde, ruh varlığı ve her şey, bu kainat ve kainatlar, iç içe, küre içinde küre tarzında tasavvur edilebilir. Sonsuz bir gelişim ve açılım içerisinde hepsi sonsuzdur; 

Bu sonsuzluk içinde dünyaya gelmenin, yani bedene bağlanmanın, ete girmenin amacı, kapalı şuur içerisinde çeşitli bilgi, maharet, sorumluluk ve emanetçilik sınavlarından hizmet ve vazife sınavlarına kadar çok çeşitli denemelerden geçe geçe gelişmektir. Bu ise varlığın çabasına bağlıdır ve dolayısıyla bir sınır aramak mümkün değildir.

Ancak limit aramamak, bu limit sonsuza götürmek anlamına gelmez. Yani sonsuz kere dünyada doğmak ibi abes bir durum olmaz. Çünki her şeyde olduğu gibi, Dünyanın da kendisine ait bir kapasitesi vardır. Her şey bir sınırlama içerisinde meydana getirilmiştir. 

Bir gezegen olarak Dünya'nın Güneş Sistemi içerisinde bir vazifesi, yani bir liyakatı vardır. Bu liyakat önce taşına, toprağına, atmosferine, magmasına, gravitasyonuna, dönme hızına, kutupsal eğriliğine vs.ye bağlı olarak, dünyanın kendi yapısından kaynaklanır. Dünya bu liyakatın kendisine vermiş olduğu olanaklar ölçüsünde, üzerindeki canlı ve cansızların elinden geldiği kadar geliştirmeye, onları desteklemeye çalışmaktadır. 

Tekamül Spiraldir

Tekamül her ne kadar lineer, artarda basamaklar tarzında çıkıyormuş gibi gözüküyorsa da, aslında böyle değildir. Basamaklar tarzında tekamül yoktur; o basamaklar ancak spiraller tarzında mevcuttur. Tekamülü üst üste halkalar halinde, büyük bir yay şeklinde düşünebiliriz. Gelişimde lineer bir gidiş değil, spiral bir ilerleyiş vardır. Tekamül, helezonik bir şekilde yükselip giden bir sistemdir.

Bir yay diliminden öbür yay dilimine geçinceye kadar, yatay ve yavaş yavaş yükselmek söz konusudur. Tedriç Yasası'na göre dereceli bir yüksel iş içerisinde gitmek mecburiyetindeyiz. İncelediğimiz zaman görürüz ki, kendimizde dahil, etrafımizdaki hiçbir şey birden bire, dikine yükselen birçizgi çizmemektedir. Önce daima bir plan araştırması yapıp, sonra yavaş yavaş o plan üzerinde bir yükselmeye doğru gidilmektedir. Burada, önce toprak üzerinde duran ve sonra yavaş yavaş, döne döne yükselen bir uçağı düşünebiliriz. 

Bu çıkışları varlığın kendisi ayarlar. Hiçbir şekilde empozisyon söz konusu değildir. Bu, insanın gayretidir. Bu,vicdanıyla beraber kendi şuurunun kendi aksiyonunun sonucudur. Her realiteyi hem yatay hem de dikey şekilde tekrar ede ede,döne döne öğrenir. 

Kartallar böyle yükselirler; dikine havalanmazlar,döne döne çıkarlar yukarılara ... Hatta öyle ki, o çıkışı sırasinda fazla enerji de harcamaz. Kanatlarıyla oradaki hava akımlarına oturur ve o rüzqarlar onu alır, götürür. O sadece, arada bir kanatlarını çırparak dengesini sağlar ve yorulmaz. 

Kuşlar gibi olmak çok zor iş ... Onlar kendilerini bu ilahi maksada, bu ilahi tesiriri kendilerine tanımış olduğu doğallığa bırakabilecek yapıdalar .. Çünki onların henüz benlikleri yoktur. Ancak benlik seviyesine geldiklerinde, ayaklarını çok dikkatli basmak zorunda kalacaklardır. O zaman biz insanlara dönerler. Ve ondan sonra, kaybetmiş oldukları bu büyük hasletlerini, büyük sezgilerini yeniden kazanmak için üst üste birçok din gelir. Bizim ipimiz sağlam iptır. Bızım yolumuz iyi yoldur. Gelin bize uyun; biz sizi götürüruz" denir...

( Büyük Sentez Tekamül - Ergün Arıkdal )

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru