24.04.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
Realiteler ve Değişimleri  

Realiteler ve Değişimleri
Ergün Arıkdal


Realiteler; duyular yoluyla elde etmiş olduğumuz bir takım bilgilerin tipleridir. Bu bilgi tipleri kendi aralarında toplanırlar. Bu topluluk; birağacın büyüyüş şekli gibi giderek önce ana gövdeye, sonra dallara ve ardından yapraklara kadar dağılan bir dizi halindedir. 

Bir insanın reali tesi,yani gerçekliğinedir? İnsanların realitelerini belirleyen faktörler nelerdir? İnsanı iki yönden ele alıyoruz. Biri ruhsal, diğeri de bedensel açıdan. Burada birinci derecede önemli olan, bedene hakimdurumdaki ruh varlığıdır. İkinci derecedeyse, ruh varlığına tabi olan beden bulunur.

İnsana ruhsal açıdan yaklaştığımızda tavandan tabana; maddesel açıdan yaklaştığımızda da tabandan tavana bir gidiş olmaktadır. Realiteler her iki yönde de bize hakimdir. İnsan varlığı ikili bir sistem içinde bulunmaktadır. İki sisteme de tamamen bağlı bir varlıkdeğildir. Tabandan bakacak olursak, içinde bulunduğu ortam, almış olduğu eğitim, kültür ve inançlar, onun realitesini oluşturmada küçük bir paya sahjptir. Bir gölge olayı tarzındadırlar. Bu gölgeler bizim kişiliğimiziri yüzde otuzunuoluştururlar. 

Asıl realitemizi oluşturan konu, bedene hakim olan ruh varlığının kendi öz yapısıdır. Özümüz, belli bir hayat içinde muhtaç olduğu görgü ve tecrübeyi elde edebilmek için spiritüel bir çevre, bir küre yaratır. 

Maddi açıdan baktığımızda, ailesinin ve okulunun vermiş olduğu eğitim, inançlar/örf ve adetler insan realitesini meydana getiriyor. gibidir. Ayrıca, üzerinde toplumun bazı zorlamaları vardır: Şunu yaparsan beğeniriz bunu yapmazsan kınanırsın.vs. gibi. Toplumun yüklemiş olduğu değerler vardır .. 

Bizler ne seçersek seçelim, toplumumuz, ailemiz, belli şeyleri önceden seçmiştir. Neyaparsak yapalım, belli şekillerde, belli tavırlar almak zorundayız. Bunu yapmazsak ilk sıkıntıları biz yaşarız, sonra çevremiz. Ve en azından kınanırız. 

Bizim kendi gerçekliğimiz başkaları tarafından belirlenmeye başlanıyor. Bizler tamamen hür olmak, istediğimiz gibi davranmak, vicdanımızın sesini dinlemek isteriz. Bütün bunlara saygı duyulur, ancak yine de önümüze örf ve adetlerı inançlar ve gelenekler konur. Bunları aşmak bizim gücümüze kalmıştır. 

Her İnsanın bir çekim gücü, bir alanı olduğu gibi,her realitenin de bir alanı vardır.Bir realite diğer bir realitenin alması gereken enerjiyi o realiteye verir. Bu, gerçek bir yardımlaşma ve dayanışma ilkesidir. Ama bu yardım, o enerjiyi alan varlığın kullanmaya ihtiyaç duyduğu zaman olur. Hiçbir şey birden bire.olmaz, Zamanın ve mekanın kesişmesi gerekir. 

Bir insanın realitesini oluşturan asıl şey, varlıksal olarak ihtiyaç duyduğu konularda yoğunlaşır. Diyelimki, aynı anne-babanın üç erkek çocuğu var .. Bunlar hep aynı ortamı paylaşsınlar,  aynı yemeklerden yesinler, aynı okula gitsinler. Ancak, giderek farklılıklar meydana gelecektir. Burada söz konusu olan, farklı huylar ve mizaçlar değildir. Soya çekimden kaynaklanan farklılıklar da önemli değildir. 

Meydana gelen ayrılıklar, ete kemiğe bürünüp: Ahmet, Mehmet diye görünen o varlıkların kendi ruhsal ihtiyaçlarından ötürüdür. Niçin dünyadalar? Hangi projeyi gerçekleştirmek İçin gelmişlerdir? Hangi aşamalardan geçeceklerdir? Neler yapacaklardır? İşte bütün bunlar, insanların asıl realitesini oluşturur. Bütün hareketleri o hedefine göre ayarlamıştır. Farkında olurya da olmaz. O hedefe ulaşmak için her şeyi kullanmaya başlar.

Onun realitesi ortaya çıkmıştır. Bir çoğumuz. "Çocukluğumdan beri böyle bir şey yapmak isterdim ... İçimde bir heves, bir merak vardı. .. Sonunda bunları gerçekleştirdim ... Biraz sıkıntı çektim, ama ben bu hedefe vardım." deriz. Fakat olmak istenen şey, mutlaka mesleki bir hedef değildir. Ancak günümüzde insanlar, maddeden ruha doğru çıktığı için, sebepleri daima maddesel açıdan ele alıyorlar. 

Realiteler sabit değildir . Her bir realite diğer bir realiteyi hazırlar. Bunlar birbirinden bağımsız, kendiliğinden ortaya çıkmış birer ihtiyaç kompleksi değildir. Her realite kendinden öncekine ve sonrakine bağlı durumdadır. Bizler her an bir değişme halindeyizdir. Yirmi dört saatlik bir yaşantı içinde her saatimizin realitesi aynı değildir. Duyularımız aracılığıyla ihtiyaç duyduğumuz şeyler aynı değildir. Hiçbir şeyaynen tekrar etşrez. Herakles'in dediği gibi, "Su bir defa akar ... " Seyrettiğimiz nehirdeki suyun aynısı bir daha geçmez. Bu nedenle insan, her an içinkendi kendini gözlemek zorundadır. 

Kendi realitelerimize dikkatimizi verebilirsek, kendimizde heran oluşan değişikliklerin neler olduğunu fark edebiliriz. Gerçek farkına varmak da budur. Sürekli olarak halden hale geçeriz. Realiteler, yani duyularıbizleri çok çeşitli yönlere çekmektedir. Fakat öyle bir kontrol sistemi vardır ki, daima durum değiştirsek bile, belli bir statü içinde bizi korur. Öyle bir sistem olmasaydı karmaşa içine girerdik. 

Bu merkezi sistem ruhsal varlığın ta kendisidir. Biz fizik realitede yaşarken, daldan dala konan, çok değişik çağrışımlar, istekler ve ihtiyaçlar içinde bulunuruz. Ancak gerçek realiteyitemsil eden ruhsal varlık, "Tamam, onuda isteyebilirsin, şunu da. Fakat bunlar senin hedefine ulaşman için yeterli değil. Hatta engel bile oluştururlar. Şunları bir kenara koy, Diğerlerini ele al, başkalarıyla bütünleştir ve hedefine yürümeyeçalış," der. İşte, şuurlu ve mantıklı kontrol dediğimiz konular. Merkezi sistem ortadan kalkarsa, bütün ihtiyaçların kontrolü de ortadan kalkar.

İnsan, bütün yaşamını kendisi belirler. Yaptıklarımız ve yapacaklarımızbu merkezi sistemin kontrolü altında oluşmaktadır. Hiçbir şey bize empoze edilmez. Her varlık kendi ihtiyaçları doğrultusunda özgürce seçme hakkına sahiptir. Seçtiği işlere uygun bir kisveye bürünür. Derler ki "Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır." Herkes kendisine göre işini düzenler. Hedefler aynı olabilir, ancak yöntemler farklı farklıdır. 

Realiteler birbirine bağlı durumda olduğu gibi, aynı zamanda birbirlerinin hazırlayıcısıdırlar. İki farklı realitenin merkezi varlıklarının alanlarının birbirlerine teğet olması ikisi arasında bir temasa yol açar. Bunun basit adı sempatidir. Sempatiler bir insana, bir konuya, bir manzaraya ve düşünceye karşı olabilir. Ama her iki çemberin birbirine mutlaka değmesi gereklidir. 

Bu teğetler daha sonra birbirinin içine girmeye başlar .. 

İlk baştaki küçükbir girişim alanı gittikçe şekillenmeye ve genişlemeye başlar. Her realitenin tesir ve kapasite alanı birbirinden farklıdır. Birisi daha büyüktür, diğeriyse çok küçük olabilir. Ancak bu durum, büyük realitealanının diğerine hakim olması anlamına gelmez. 

Zamanla iç içe geçmeler başladığı zaman başat görünümler ortaya çıkıyor. Biri ötekini kendi tesir alanı içine almaya başlıyor. Tıpkı bir arnipin beslenme tekniği gibi. Sempati alanı sevgi alanına dönüşür. Daha sonraysa tam birbirlik ve beraberlik alanına dönüşür. Bu, elbette pozitif bir yorum için geçerlidir. Bu birlik hali içinde her iki taraf da kendisini diğerinden ayırmıyor. Kadın veya erkek, karı-koca zihinsel yönden birbirinin tam eşi oluyor.

Negatif yorumlamada bu iç içe geçiş tam birbaskı ve zorlama haline dönüşebilir. İlk temas başlar. Sonra yavaş yavaş içeriye alır ve bizi bir baskı çemberi içine sokar.Özgürce seçme halimizi ortadan kaldırır. Esir oluruz. 

Realiteler kendilerine özgü tesir alanlarına sahiptir, Güçlu olan realite, kendisinden daha az güçlü olan bir realiteyi endüktif etkileme yoluyla içine alabilir. Bu etki altına alış, o varlıklar farkına varsın ya da varmasın, her ikitaraf içinde muhakkak çok yararlı sonuçlar yaratabilir. 

Etki altına alınmayı negatif olarak ele almamak gerekir. İnsanlar bir inanç sisteminin etkisi altında kalır ve ondan çok yararlana bilirler. Bir yazarınkitabını okur ve günlerce o yazar, okuyucuyla birlikte olur . 

Etki alanından çıkış her zaman mümkündür. Önemli olan karşılıklı alışveriştir. Geniş dairenin içindeki küçük realite zamanla genişler ve dış dairenin dışına taşabilir. Varlıklar sonsuza kadar aynı şeyin etkisi altında kalmaz. Zaten varlık onu isteyerek yapar, bir bakıma teslim olur. Müridin mürşidine, öğrencinin öğretmenine teslim oluşu gibi. 

Mürit mürşidine şöyle diyebilir: "Ben sana geldim. Benim bilgim az. Kendi bilgilerinle beni aydınlat,bir şeyler öğret. Sana teslim oluyorum." Öğrenci, hocasının realitesinin içine giriyor. Ne isterse onu yapıyor, iyice şekilleniyor. Mürşit öğrencisine bilgi aktarırken, ondan da bilgi almaktadır.Sanılmasın ki, mürşidin, yani aydınlatıcı kişinin aydınlatılmaya ihtiyacı yoktur. Öğrenci kendisinde meydana gelen değişiklikleriyle hocasına çok şeyler ôğretebilir. Her iki realite de birbirine karşılıklı olarak yardım eder ve gelişir . Bir süre sonra o ortamda, ne. alınacak ne deverilecekbir şey kalmayınca, herkes kendi yoluna gider. Tıpkı anne-babanın, yetiştirmiş olduğu çocuklarını evlendirmesi gibi.Aile içinde öğrenilen şeyleri çocukların da başkalarına öğretmesi gibi. 

Ruhsal Tekamülde Çeşitli Realitelerle 
Karşılaşmak

Varlıkların ruhsal tekamüllerinde karşılaşmakla zorunlu oldukları realiteler, tanzim edilmiş yapay gerçekler değildir. Bu gerçekler, bir okulun kendi disiplin kuralları ve dersleri gibi önceden tespit edilmiş şeylerdir.

Ruhsal tekamülde çeşitli realitelerle karşılaşmanın nedeni bu realitelerden bazı tecrübeler ve bilgiler elde etmek ihtiyacının doğup doğmamasıdır. Bu realitelerle karşılaşmak, bu realitelerin içine girmek ve bu realitelerden çıkıp başka bir realiteyle karşılaşmak,tamamıyla bizim davranışlarımıza ve tekamül ihtiyacımıza bağlıdır. Tekamül ihtiyacımız özellikle çok çeşitli realitelerle karşılaşmamızı gerektiriyorsa, biz, içinde bulunduğumuz ortamı aşmak ihtiyacında kalırız.... 

Yeryüzüne doğuşumuz bedenlenişimiz veya tekrar gelişlerimiz, her şeyden önce tekamül ihtiyacımızın yerine getirilmesi, onların karşılanmasına bağlıdır .. Doğuşumuzun nedeni budur. Tekamül ihtiyaçlarımızın tespiti, serbest şuur dediğimiz, fizik dünyaya bağlı olmayan bir boyutta, serbest irade içinde verdiğimiz kararlara göre tanzim edilir. Ve bu alınan kararlar da, bizi her zaman çok tatlı sonuçlarla karşılaştırmayabilir. Sıkıntılı durumlarla karşılaşıldığında, genellikle şöyle denir: "Nasıl olur, beri şimdi o kadar sıkıntılı bir durumdayım ki, öyle garip şeyler başıma geliyor ki, ben bunu tekamül ihtiyacı olarak kendime ne diye saptayayım? Aptal mıyım ben? Dünya ortamı şimdi o kadar çok çeşitli kıymetler dizisi sunuyor ki, her şeyden evvel burada beni en rahat şekilde yaşatacak bir düzen tespit ederdim, Bol param olurdu, iyi bir işim olurdu, sağlıklı olurdum, seyahat edecek imkanlarım olurdu. Çok güzel bir kadın ya da erkek olurdum, ne diye isteyeyim bu zor şartları!"

Bunlar dünya şartlarıdır. Beynimize, şuurumuza, hafızamıza, şuuraltımıza, bebek halimizden şu ana gelinceye kadar, gerek kendimizin. gerek çevremizdeki insanların çeşitli propaganda yollarıyla, suni ihtiyaçlanmasıyla doğmuş ihtiyaçlardır. Bunların çoğu bizim ihtiyacımız değildir. Ne var ki, hep bunların sıkıntılarını çekmekteyiz. Istırap kaynaklarımızın çoğu yapay ihtiyaçlarımızdan doğar ve çoğu kez de, gerçek ihtiyaçlarımızı karşılamak bakımından da büyük sıkıntılara düşeriz. Bu gerçek ihtiyaçlarımızı karşılamak için bize, temel değişimlere sebep olacak olaylar yaşatılır. Hayatımızda, hızla giderken birdenbire bir duvarla karşılaşan, bir yolun bitişini gören bir şoförün düştüğü korkuya benzer şekilde sarsıntılara uğratılır ve tekrar gerçek ihtiyaçlarımıza döndürülürüz, İşte, biz bu gerçek ihtiyaçlarımızIa doğarız ve bunların karşılanması için de bazı gerçeklerle karşılaşırız. 

Eğer yaşamakta olduğumuz hayat bizim tekamülümüzü sağlayacak, ihtiyaçlarıınızı tatmin edecek durumda değilse, karşılaşmamız gereken realitelere bizi götürmüyorsa, biz o ortamın dışına çıkmaya çalışır, gerekirse isyan ederiz .. 

Büyük patlamalar meydana gelebilir. Bir yığın sosyal çalkantılar olabildiği gibi, bireysel dengesizlikler, ailevi bağların dağılması, dostlukların bozulması ve hatta bir yerde suç olabilecek reaksiyonların oluşumuna kadar çok çeşitli olaylar oluşur. Basit bir şekilde örnekleyecek olursak: 14-15 yaşlarına gelmiş bir delikanlı düşünelim. Annesi-babası, elinden geldiği kadar, çocuklarının kendi düşünce seviyelerine göre iyi bir vatandaş, iyi bir evlat ve hatta kendilerinin iftihar edecekleri bir çocuk olması için birçok imkanları biraraya getirirler ve bu yolda çocuğa baskıda yapmaya başlarlar. Fakat bu 15 yaşındaki çocuğun bir takım realitelerle karşılaşma ihtiyacı vardır.

Aslında onun gerçek ihtiyacı bizim çizdiğimiz bu iki çizgi arasında belirli hedeflere, belirli merhalelere ulaşmak değil, aralarda görmesi ve bilmesi gereken realitelerle karşılaşmaktır. Biz çocuğu bunlardan mahrum ediyoruz. Çocuk buna karşı ne yapıyor? Önce mırın kırın ediyor, kendine yön bulmaya çalışıyor. Anne ve babasından birtakım haklar istiyor . Tek başına dışarı çıkmak, arkadaşlarıyla birarada olmak ve bazı yeni tecrübelerle karşılaşmak istiyor. Tiyatroya tek başına gitmek istiyor. Bir yaz tatilinde dört beş arkadaşıyla kampa gitmek istiyor. Biz bunlara engel olduğumuz sürece çeşitli tepkiler ortaya çıkar ya da o çocuk bunların tatminsizliği içindedir ve arzuları sizin tarafınızdan bastırılıyor demektir. Çocuk ya marazı bir bünyeye bürünecektir veya tersine, korkunç bir patlamayla asi evlat olacaktır. Bu çocuk örneğini genişletmemiz, genelleştirmemiz mümkündür. Kişi, bir realite, bir tecrübeyle yüz yüze gelebildiği gibi, bir karı-koca da, bir aile de aynı durumla karşılaşabilir. Daha genişletebiliriz. Bir toplum, nihayet bir milletde aynı tekamül ihtiyaçlarıyla karşılaşmak üzere bir değişim yoluna girer.

Kuşkusuz, mekanizma burada çok daha değişik  olur. Bir milletin tekamül ihtiyacı farklıdır. Bir milletin içinde çok çeşitli realite grupları vardır, fakat bu realite gruplarını biraraya toplayan tümel gruplar da vardır . O milletin bazı tecrübeleri yaşaması ve görmesi gereklidir. Günümüzde hem memleketimiz böyle bir tepki göstermiş değişik realiteler içerisinde bulunmak ve bu realiteleri, tecrübelerini yaşamak ihtiyacını hissetmiş, hem de komşu ülkelerimiz ve dünyanın birçok yerlerindeki milletler bu yeni realite değişimlerini, yeni ihtiyaç programlarını hazırlamış durumdadırlar. 

Bu, bireyde nasılsa, bir toplumda ve bütün dünyada da böyledir. 

Şimdi,bütün dünya bir realite değişime hazırlanmaktadır ve biz dünya varlıkları da yeni bir realiteyi aralamanın sancıları içinde bulunuyoruz. Dünya milletlerinin yeni bir realiteye ihtiyacı doğuyor.

Realiteler Savaşı

Kime sorsanız,size, dünyanın değiştiğinden, insanların bir tuhaf olduğundan,eski saygı ve hatırsayıcılığın kalmadığında yakınacaktır. Alışılmış güzel ve kıymet bilici davranışların yerini sert, kesin ve horlayıcı davranışların aldığını görmemek elde değil. Karşılıklı yardım ve dayanışma anlayışının, çıkar dengelemesi gibiı gayet faydacı bir anlayışla yer değiştirdiğini açıkça gözlediğimiz şu zamanda, besbelli insanların giderek hürriyetleri artmaktadır.Buradaki hürriyet, seçme, inanma, tatmin olma noktasında birikmiş gibidir. Bu özgürlüğün, uygulama alanı olarak seçtiği insan vicdanı ve aklı karşısında düştüğü durum da incelenmeye değer bir çelişki göstermektedir. 

İnsanın fizik dünyada bulunuşunun birçok nedenleri vardır; bu nedenlerin başında, "tekamül ihtiyaçları olarak isimlendirdiğimiz, derin ve köklü, telafi edilmesi mukadder fiiller gelir . 

Üzerinde ısrarla durduğumuz bu mesele "değişen gerçeklik anlayışı"nı ruhsal yönden temel sebebini oluşturmaktadır.'Dünyanın siyasal, iktisadi,ülküsel ve bilimsel gerçeklik(realite) anlayışında görülen sürekli değişimleri, toplumsal anlamı ve yorumunun yanı sıra, kişisel gerçek

Spiritüalizm de bir Realitedir.

Spiritüalizm, tekamül devreleri içerisinde bir merhale değildir. Çünki spiritüalizm, varlığın temelinde Yar olan özün, cevherin, tekamül düzeyine göre, çeşitli şekillerde ortaya çıkmasından ibarettir. İnsanın kendi özü, kendi ruhi varlığıyla karşılaşması şu son iki asırdır olmamıştır. Kendini tanıma, spiritüalizm kelimesinin kullanılmaya başlamasından bu yana oluşmuş bir konu değildir. Ruhsal konular insan kadar, insanlık kadar eskidir. Dolayısıyla spiritüalizm, dünya insanının tekamülünde ulaşacağı son bir merhale olamaz. Ama insanların tekamüllerinde çeşitli merhaleler insanın tekamül geçişleriyle alakalı olmak üzere şuurlanma seviyelerini, madde üzerindeki hakimiyetinin derecesini gösterir. İnsan şimdiye kadar bizim siklusumuz içerisinde olmak üzere, 26.000 seneye yakın bir zamandan beri, en fazla dört veya beş merhaleden geçmiştir.

Bu dört veya beş merhalenin bir anlamı da, şimdiki ırklarla beraber oluşmuş bu insanlık toplumunun, madde üzerindeki hakimiyet derecesinin belki de beşinci bir aşama içinde bulunmasidır. Ve maddeye olan hakimiyetle beraber, şuur sahasının da genişlemiş olması doğal bir sonuçtur. 

Dünya okulunu bitirmeye hazırlanan varlıkların mutlaka spiritüalist olması ve bu bilgiyi alması gereklidir diye bir şart yoktur. Biraz daha açıklayacak olursak, tekrar bedenlerine yoluyla yeryüzünde enkarne olmak gibi bir zorunluluğa bağlanmama, dünya organik maddesiyle sıkı bir temasa geçmeme durumu sadece son kez spiritüel aşamadan geçtikten sonra gerçekleşir, diye bir kural yoktur. Varlığın kendini evrimsel yetiştirişi uygun mudur, değil midir? Önemli olan faktör budur. Dünya okulunu bitirme diploması alabilmek için, psikoloji ve felsefeden on alınması gibi bir durum söz konusu değildir. Sizin bu diplomayı alabilmeniz için, belki de çok başka bir dersten imtihanınızı vermeniz gerekir. Bu imtihan tamamen materyalistçe, bencilce bir imtihan olabildiği gibi, tamamen fedakarca bir imtihan da olabIir. Kendinizden bir şeyler vermişde olabilirsiniz veya çok normal bazı tecrübeleri geçirerek de dünya hayatınızın son dönemini yaşıyor olabilirsiniz.

Bir ruh varlığı, kendi yaşantısı içinde iyi/doğru ve güzel davranarak da bir takım gerçekleri bulabilir. Yalnız şunu unutmayalım ki, eğitimsiz, rehbersiz, ilhamsızı sevgisiz, tek başına tekamül mümkün değildir. Bunu kabul etmeliyiz. Olaylarla, realitelerle yüz yüze gelmeden, deney geçirmeden bir şeyin öğrenilmesi mümkün değildir. 

Kendi kabuğuna çekilmiş/hiçbir yerden hiçbir yardım almadan, ,hiç kimseden bilgi edinmeden, bir kimsenin tecrübesinden yararlanmadan hangimiz bir noktadan bir noktaya geldik? Çünkü topluca yaşamanın ve hatta bütün hayvan ve bitkilerle beraber yaşamanın en büyük sebeplerinden biri de bütün bu varlıkların birbirlerine etki etmeleri ve birbirlerine yol gösterip, hız vererek, birbirlerini devamlı olarak bilgilendirmeleridir. Soyutlanmış bir insanın, şimdiye kadar, çok yönlü tekamül ettiği hiç .görülmemiştir. Kendi hayatımız içinde derken bütün bunları dagöz önün­de bulundurmalıyız. Çünkü yaşantımazda pek çek mantık ve eğitim hataları vardır. Bir de bizi yöneten başka. bir temel unsur vardır ki, oda korku unsurudur. Korku unsurunun bizi yönlendirdiği taraflarda beslenmeye çalışıriz ki, buda bize her zaman doğruyu, iyiyi, güzeli vermeyebilir. Biz şahsi hayatımızı tek başımıza yönlendiriyorsak, birtakım korku çemberleri içinde yönlendireceğimiz muhakkaktır. Bu, en başta, hayatı kaybetme korkusudur.Hayatta kalmak bir korku güdüsüyle olur. Korkmazsanız hiçbir zaman hayatta kalmaya gayret etmezsiniz. Ancak belirli ağır zihin hastalıklarına uğrayan insanlarda hiçbir korku tezahürü yoktur. 

İnsan kendi yaşantısı içinde tekbaşına bir güç değildir. Etrafındaki insanlarla bire bir, toplumdaki kültürle, toplumda bulunan imkanlarla birgüçtür. 

Bunlardan yararlanmak hakkına da sahiptir .Onun için de bir aradayız.İnsan iyiyi, doğruyu ve güzeli ancak toplumun ve yakın çevresinin kendine göstereceği tepkilerle anlayabilir.Çünki, kendisine iyi ve doğru gelen şeyler belki de onun korkusunu (genel anlamda ve derin ölçüde) bastıracak şeylerden ibaret olabilir. Korkusuna engel olmak için bazı şeyleri iyi, doğru ve güzel olarak kabul etmiştir. 

Peki, O halde , iyinin, doğrunun, güzelin ölçüsü ne olacaktır? Her şeyden önce, toplum içinde yaşarken göreceği tepkinin bir ölçüsüdür ve en realist tip de budur. Mutlak bir iyi, mutlak bir doğru, mutlak bir güzel söz konusu değildir.Ancak, alınacak cevaplara göre doğruya, iyiye,güzele bazı standartlar vermek mümkündür. Ve bu cevaplar da zaman ve mekana göre değişikliğe uğrar.Varlığın her yaşı ilerledikçe, hem muhiti değiştikçe, iyi, doğru, güzel değişecektir . Ve böylece birtakım gerçeklere de ulaşabilir, fakat zihnimizden olumlu yönde kuşkuyu yok etmemeliyiz.İyiyi,doğruyu, güzeli acaba bulduk mu, diye daima içimizde bilimsel ve araştırıcı bir kuşku kalmalıdır .Bu, inkarcılık demek değildir. Daima, görünenin arkasında başka bir şeyin daha bulunabileceğini, bir gerçeğin arkasında çok daha büyük bir gerçeğin olabileceğini, artık son bir yere gelip dayanmadığımızı kabul etmemiz gerekir. Ölüm bile bir son olmadıktan sonra, yeryüzünde meşgul olduğumuz her şey içiçe katlanmış veya birbirinin arkasına gizlenmiş olan gerçeklerle doludur. 'Bunu bilmeliyiz. 

Kendi kendimize bulmuş olduğumuz bazı gerçelderi başkalarıyla da tartışmanız, fikrimizi teyit etmemiz ve olayları görüp,başkalarının fikirlerini de bilmemiz, ölçüp tartmamız gereklidir. 

Her varlık spatyomda hazırladığı planını yeryüzünde uygularken, yaşamı bu plan gereği özümlemeye çalışırken, zaten tekamül etmektedir Fakat biliyoruz ki, tekamül olayı, bir trenin sürekli rayda kayıp gidişi gibi bir olay değildir. Tekamülde merhaleler vardır. Bu, trenin çeşitli istasyonlara uğramasını andırır. Aslında, trenin sonsuz, eski bir başlangıçtan kalkıp başka bir istasyona gitmesi, bütün görevinin bitmesi anlamında değildir. Bir merhaleden başka bir merhaleye geçişin olgunluğu, tecrübesi edinilmiş demektir. 

Yaşamak dediğimiz olay, bir merhaleden diğer bir merhaleye geçebilme liyakatimizi hazırlayacak olan malzemeyi ve tecrübeyi biriktirmekten ibarettir.

Yaşam ve tekamulle ilgili bazı yanlış anlamalar vardır. Örneğin şöyle denir: "Biz nasıl olsa doğarken bir plan yapmışız. Şu kadar ömür süresi içinde, benliğimizde eksik olan tecrübeleri olan bilgileri elde etmek ve bir ruh yüksekliği sağlamak için şöyle bir plan uygulayacağız ve bunun bütün fiziksel ve ruhsal ortamı hazırlanmış; yani biz tekamül etmek için doğuyoruz. Dolayısıyla, günlük hayat içerisinde yaşarken, hayatın her türlü tecrübesiyle tekamül ediliyor." Evet, bu da doğrudur. Ama merhaleler arasındaki hız nasıl ayarlanacaktır? 'Şöyle de düşünülebilir "Bizler, ille de spiritüalist bir bilgiye mi bağlanmalıyız? Ruhsal tebliğlerden mi yararlanmalıyız? Parapsikolojik fenomenleri inceleyip, buradan bilimsel, ruhsal, ahlaksal sonuçlar çıkararak, kendi davranışlarımızı ona göre mi düzeltmeliyiz? Bunları yapmadan da tekamül edip, kendimizi geliştiremez miyiz?" Evet, gelişme mümkündür. Bir yerden bir yere, eğer bir yolun içine girmişsek herkes gidecektir, Ama bazıları yavaş, bazıları hızlı gidecektir,hatta bazıları çok zikzaklı hareket edecektir. Bu da tekamüldür. Zikzaklı giden, çok yol katetmesine rağmen yüksekliği düşüktür. Bir diğeri daha az yol katedecek, ama daha çok yükselecektir. 

Tekamül çok çeşitlidir. Herkesin kendi tutumuna göre bir hızı vardır. Bazıları direkt gider, bazıları daha keskin çizgiler çizer, bazıları bekler durur, sonra hareket eder, geri gider, bir daha zikzak çizer. 

( Büyük Sentez Tekamül - Ergün Arıkdal )

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru