18.10.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
Tanrı'ya Aracısız Bağlanma  

Tanrı'ya Aracısız Bağlanma
Ergün Arıkdal


Bu devrin insanının özelliği hem yapan hem yıkan insandır;yani biz 2800 yıllık bir çalışmanın hedefi olduk. Bugünkü Anadolu'nun sentezi, bugünkü ulaşabildiğimiz nokta geçmişimizdeki. O yoğun çalışmaların getirmiş olduğu bir durumdur. Biz bir sonucuz şu anda .. Artık bundan sonra başka bir sonucu hazırlayacakmıyız, hazırlamayacak mıyız, bunu tam bilemiyoruz . Bu sonuç olarak, bizim bir hedefe gitmemiz lazım. Bu sonucun bir hedefi, bir mi olmalı. Eğer biz bir sentezin sonucuysak, bu sentezle ne yapılcak? Bu sentez hangi maksatla biraraya geldi ? Bu işler niye yapılıyor? Onu bizim yakalamanız lazım. Sentez işlemi niçin yapılmıştır? Bir çok kanıt bir sentez olduğumuzu gösteriyor. Bazı ufak tefek eksikliklerimizi tamamlıyoruz. . 

Bugünkü tam sentez haline geçmemizin bir hedefi olması Iazım. Biz belki o hedefe ulaşmaya çalışacak olan varIıklar durumundayız. Hem Anadolu halkı olarak, hem tün insanlık olarak büyük bir sentez meydana getirmiş ya da getirmek üzereyizdir.Bundan evvelki hem beşeri çalışım artar hem insanların bizzat kendi zekalarıyla, kendi entellektriyle meydana getirdikleri çalışmalar, hemde yukarının insanlık üzerinde yapmış olduğu çalışmalar büyük bir senteze aittir.Ama bunun bir maksadı,bir hedefi var, daha ulaşılmadı buhedefe. O hedefi biz anladığımız anda, bir müteallik meselesi ortaya çıkar; yani kendi kendimizi aşmayı o zaman görürüz. Yani bütün zanlarınızın,  bütün düşüncelerimizin,niçin biz varız, niçin bu kadar uğraşıyoruz gıbi soruların gerçek cevabı o zaman ortaya çıkacak. Hayır oda değil/diğeride değil, şudur tarzında. O zaman büyük bir atılma yapıyoruz. Tıpkı bir anda hedefe fırlamak ve hepefe uzanmak gibi: 

Niye varız sorusuna cevap verdiğimiz anda kendi kendimizi aştık demektir. Şimdi buradaki biyolojik, fizyolojik, psikolojik/sosyolojik her neyse bizi meydana getiren Bütün değederi aşacağız. Her birinin kendine, göre bir görevi vardır. Fizyolojik değer, bizi daima, sağlıklı tutmak amacını güder, sosyolojik değer de toplum vicdanına uygun hareket etmek, topluma hizmet etmek amacını güder vs. Her birinin kendine göre amaçları vardır. Ama tüm bunların hepsinin bağlı bulunduğu bir amaç daha vardır. Biz onu görüp de iç varlığımızda, gerçek benimizde onu keşfettiğimiz anda müteali yakalamış oluruz. 

İç ve dışın birarada dengede olması belki de her zaman mümkün olmaması gereken bir durumdur. Çünki belki de biraz stabilite meydana getirebilir. Tatlı bir dengesizlik daima iyidir.Mücadele hissi verir, mütemadiyen uğraşırsınız. Tahammül edebileceğimiz, dayanabileceğimiz kadar,esneyebileceğimiz kadar bir dengesizlik olması gayet faydalı.Zaten öyle çalışıyor sistem; Yapsanız da yapmasanız da o dengesizlik oluyor. 

Ayrıcalığı fark ediyorsak o zaman yaşam daha fazla idrak edilir, anlayış daha yüksek bir seviyede olabilir. Eskilerin fehim dedikleri mesele ortaya çıkar. İnce noktaları yakalaya bilmek gerekiyor;Ona uyum sağlamak lazım. Her inişin bir çıkışı,her çıkışın bir inişi vardır. Mekanizma böyle çalışıyor: Devamlı iniş çıkışlar, bu şekilde gidiyor. 

İnsanlık Altın Çağı,' Bakır Çağı, Gümüş çağı, Demir çağı yaşadı. Şu anda Karanlık Çağdayız, yani bilim olarak, bilinç olarak. Bu karanlık çağdan çıkış kolay olabilecekmi? Teknolojik insan geliştikçe, kendini çağdaş insan olarak götürüyor ama mevzu bahis olan teknolojik gelişim değildir.

Karanlık çağdan veya çağımızın zorunlu bir icabı olan madde esaretinden çıkılması gerektiğinin şartları ortaya koyuluyor. Mesela teknoloji ve modern  insan merkezcilik kaçınılmaz bir biçimde, insanın yadsınamaz haklarını bağışlayan Yaradan’nın dünyadan yavaş yavaş kaybolmaya başladığı anlamına geliyor. Eksiklik burada, onun için bir uımutsuzluk içindeyiz. Kendi kendimize yaptığımız senaryoda Yaradan'ı hiç koymuyoruz işin içine. İnsanoğlu ben merkezci olarak, Tanrı'sız bir senaryo yaratmış ama Yaradansız bir yaratılmışlık olmaz. Var eden olmadan, varlık mümkün değil. Hem kozmik hemde ilahi bir determinizm, lineermiş gibi gözüküyor ama lineer olmadan bir determinizm, içerisinde daima bir Yaradan, amil güç vardır her yerde. Yanı alerjiyi yönlendiren, enerjiyi yoğunlaştıran bir güç. 

İnsan merkezciliğin meydana getirmiş olduğu bir iniş var. ki, Yaradan'ın yavaş yavaş dünyadan kaybolmaya başladığı anlamına geliyor. Bu olacak iş değil. Bunu tekrar insanların kavraması lazım. İki büyük ilke mevcut: Biri antropik kozmoloji, bir de Gaia hipotezi. Yani bir anormallikten, küçük bir kapristor, dolayı, bir küçük mavi küre meydana gelmedi .Veya o şekilde bir yorum seçmedi. Sadece hayatın ortaya çıkması değil. Bunlar çok maksatlı, bilinerek,duşunulerek ve nereden nereye gidildiği anlaşılarak yapılmıştır. Vurgulanmak istenen, bir meteor taşının üzerindeki küfün gelişmesi, dünya maddesinin içerisinde büyümesi, çoğalmasından meydana gelmiş bir canlılık meselesi değildir. 

Bir filozof atıfta bulunuyor: "Bizi artık sadece Tanrı kurtarabilir diyor. Şimdi burada sakın başka türlü imana çıkarılması gerekir. Yani doğrudan doğruya Tanrı 'nın müdahalesi olacak veya daha  evvel Tanrı'yla alakalı olduklarını ifade eden bir takım teolojik yaklaşımlar değil. Burada dinler bizi kurtaracak manası yok. Burada doğrudan doğruya en büyük hedef olarak tayin edin deniyor. Yaradılış hedefini kuranın artık senaryoyu tamamlaması lazım. Bundan sonraki işlemler aracı vasıta kullanılmadan, doğrudan doğruya tanrılık bilgeliğin insanın üzerine oturması, çökmesiyle meydana gelecek, anlamı vardır. Bu zamana kadar ara vasıtalar kullanmak suretiyle Tanrılık el uzanmıştır. Ama durumumuzu biliyoruz. Hatta bu bilim bile, bilimsel gelişme bile bir Tanrılık eldir, o da bir uzantıdır. Bu şekilde.de bizi geliştirmiştir.

Bir yerlere kadar getirmiştir, Yani maddeye olan hakimiye­timizi artırabilmek, maddenin bizim üzerimizdeki hakimiyetini azaltabilmek, biz onu yaşaya yaşaya, onunla iç içe kala kala bunun ne olduğunu idrak edebiliyoruz. O zaman bu bizim için hedef olmaktan çıkıyor ve mevcut şartlardan ve eptövlerden eskisi gibi korkmuyoruz. Artık televizyonun arkasına bakalım, arkasında küçük küçük adamlar var mı diye aramıyoruz değil mi? Eskiden böyle arardık, bize öyle soylerlerdi. Bunun arkasında minik minik adamlar var derlerdi. Hiç ilgisi yok çünki insanların maddeyle iç İçe girip çıktıktan sonra maddeye olan hakimiyeti artmıştır. 

Tanrı'nın eli,yani İlahilik her yöntemi deneyerek İnsanlara  kadar ulaşmıştır diyebiliriz. Kozmoşla bizim aramızdaki büyük köprüyü kurabilmek, bilgi verebilmek için çeşitli vasıtalar; yapabildiği kadar, olabildiği kadar her yöntemi kullanmıştır. Bunu insanlara, söze, mucizeye, bilime, insan aklına, ilhama, vahiye, her şeye vermiş; 

Tanrı'nın aracı kullanması ya da kullanmamasının anlamına birgöz atalım. 
Klasik olarak; Yüce Rabbin insanlara bir bilgi, bir yasa indirmesinde genellikle bir varlık tayin edilir. O vazifeli ye nebi denir, peygamber denir . Bunlar hep Orta Doğu da, Uzak Doğuda Vahiy olarak gelmiştir. Yani bir dini sistemle ortaya çıkmıştır. Ancak onlar vasıtasıyla insanlara ulaşmıştır. Direkt kendisi ulaşmamıştır, hiçbir şekilde.Arada daima bir medyatör, bir perde vardır, o perdenin arkasından ifade etmiştir her şeyi. Ama her bilgi de bu şekilde süzülerek gelmiştir. Perde arkasından öne ne kadar geçiş varsa, o kadar gelmiştir o bilgi. Hiçbir aracı kullanmadan, hiçbir şekilde perdelenmeden, ne yaparsak yapalım, bir şeyi diğer bİr yerden geçirirken, bir enerjiyi başka bir hattan, aha doğal hattından alıp başka bir hatta verdiğimiz zaman muhakkak bir rezistansla karşılaşılır, telin, borunun veya havanın durumuna göre. Aktaracağınız enerji, elektrik enerjisi olsun. Onu başka bir yere sevk edeceğimiz anda, orada çıkış yeri 10.000 volt değildir artık. Diğer hatta girerken, geçmiş olduğu aracın içindeki sürtünmeye uygun olarak, hatta o maddenin yapısına uygun olarak değişir; eğer bakır bir tel ise, bakır oranına göre bir rezistansı vardır. O rezistansla beraber voltaj düşer. O ilk çıkışı değildir. O ilk çıkıştaki mevkiyi aynen alabilecek hale gelmesi lazım insanların, belki bir çoklarımızın dimağı buna tahammül edemeyecek. 

Bu durum ise aşağı yukarı herkesin iletici olması, medyom olması demek. Doğrudandoğruya insana hitap. Ondan bize aktarma değil. Çok çok ileriden, ondan ona, ondan ona yani kelimelerle veya hadisle söylene söylene gelen bir şey değil. Hemen şimdi aldığınla, öğrendiğin aynı şey. 

Bu bakımdan Tanrı'yla olan aramızdaki bağlantıyı daima sağlam tutmalıyız. Ona hususi bir yer ayırmamız gerekir, çok özel bir yeri olması lazım kendi varlığımızda, kendı vicdanınızda, kendi zihnimizde. Sıkıldıkça dua edilen olur bana biraz torpil geç, şurada bunu yap değil, çok özel yeri olmalı. Onunla böyle yarenlik yapabilecek derecede de kendimizi her zaman atik, çevik ve temiz tutmalıyız. Heran kendi Yaradanıyla bir diyaloğa girme imkanı insanda vardır. İnsan bunu yapabilir. Çünki kendisi de bunun iadesini baştan vermiş. "Ben size sah damarınızdan da yakınım." diyor. Beyninizi sulayan kan damarından daha yakın, siz benimle her zaman temas edebilirsiniz demektir. Elinizi kaldırıp şuraya koyduğunuz anda o atışı hissettiğiniz gibi yüreğinizde de beni hissetmeye çalışın diyor, hissedin. Zaten biz bunu anlayamayız. Ancak bir şekilde. Yüce Yaradan'ı kavramaya çalıştım, kavradım demeye kalkmayalım, çok büyük yanılgıya düşeriz,
Yaradan rasyonel bir şekilde anlaşılamaz,  ispat da edilemez. Bu çok yüksek bir ihtiyatla, vicdan dediğimiz o büyük mekanizma ile ancak hissedilir. Bunun tadına burada varırsınız, orada olmaz.

Tanrı eşyada, beyinde değil, kalpte yürekte olur. Onun için "Kalbini temiz tut "diye söylenmiştir, Öyle olmasaydı, "Beynini temiz tut ki, Tanrı da senle ilişki kursun" derlerdi. Hayır/kalbi temiz olana Tanrı'nın eli ulaşır derler. Bu o insanların her hangi bir yer ve mekan şaşırmasından ileri gelmiyor. Kalple dimağı, beyni birbirine karıştırmış insanlar değil onlar. Onlar gayet iyi biliyorlar her şeyin ne olduğunu. Onun için burada bir incelik var, yani kalp, yüksek duyguların merkezidir. Sufilerin anladığı manadaki kalp gerçekten doğrudur. O sembolik olarak ifade edilmiş; çokyüksek duygu merkezi demektir.

Devre Sonu Tesirleri

Devre sonu tesirlerine. Dünya gezegeni varlıklarının uyumu nasıl olacaktır? Devre sonu tesiri ne olabilir?

Devre sonu tesiri bize dışarıdan. gelmez; dışarıdan herhangi bir yağmur yağışı veya kozmik bir fırtına bize kadar getirmiş olduğu kozmik serpintiler ya da ışınların gelişi gibi, bizi baştan aşağı yıkayan, birtakım değişmeler meydana getiren bir tesir yoktur. Dışarıdan böyle bir tesir de gelecek değil, Devre sonunun kendiliğinden taşıdığı bir tesir vardır. O da' insanın kendi içindedir.

( Büyük Sentez Tekamül - Ergün Arıkdal )

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru