23.01.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
Dünyanın Yeni Bir Bilgi İhtiyacı  

Dünyanın Yeni Bir Bilgi
İhtiyacı

Ergün Arıkdal


Bilgi her devirde insanlığa çeşitli şekillerde verilmeye çalışılmıştır, Ancak, insanların tekamül seviyeleri gereği sembollerden uzak, açık bilgi henüz verilmemiştir. 

İnsanların uyanışa kavuşabilmelerinin gereken bilginin kaynağı RİM' dir. Her devrin kendine has tesir mekaniznizmasıyla, o devreleri çerisindeki gerekliklerle,tabiatla kozmik faaliyetler arasındaki ilişkinin sonucunda ortaya çıkan zorunluluklar hep farklıdır. Örneğin, Dünya gezegeninin 5000 sene önceki örtü yapısı, insanların genetik yapısı, seyyale içerisinde bulunduğu pozisyon ve bu pozisyonla ilgili diğer kürelerin karşılıklı vaziyeti ve bütün bunların hepsine hakim olan büyük bir tesir planının durumuyla, dördüncü. Bin senedeki ya da birinci bin senedeki durumlar birbirlerinden daima farklıdır. Hatta öyle farklıdır ki, buralarda zamanın akışı bile değişiktir. Tesirler değişiktir. 

İnsanlar fizik bedenleri aracılığıyla çevrelerini/çevrelerinin de aracılığıyla dış çevreyi tanımak zorundadırlar. Eğer dışarılarda değişiklikler oluşuyorsa, içerideki Her de muhakkak bir değişmeye tabi tutulmuştur; Dolayısıyla, bütün bu değişmelerin kaçınılmaz bir sonucu olarak, insanın şuur karanlıklarmdan çıkıp aydınlığa ulaşabilmesi için, kendisine lazım olan metot ve bilginin de şekli ve usulü değişmiştir. 

En eski Mısır dininden, Atlantis ve Mudinlerinden günümüze kadar hepsinde, bütün bu metodoloji, insanların içinde bulundukları devrenin gerek ve zorunluluklarına uygun olarak düzenlenmiştir; Devrimizin insanı, Mu, Atlantis, Mısır veya Yunan dinlerinin ya da Tevrat'ın ve İncil'in vermiş olduğu metodoloji ile tekamül edemez. Tekamül eder, ama zaman bakımından kayıpları çok büyük olmaktadır, 

İçinde bulunduğumuz devrede büyük bir zaman akışı ile karşı karşıyayız. Olaylarda büyük bir hızlanma mevcuttur, Adeta kaçan zamanı kovalamak, ona yetişmek,onunla beraber gitmek zorunda kalıyoruz. Hızla akan zaman içinde karşımıza çıkan birçok olayı takip etmekte, onlarla gereken bağlantıyı kurmakta ve bu bağlantıdan çıkacak olan birtakım yararları kendimize mal etmekte zorluk çekiyoruz. Önümüzden fazIa geçen olayları anında yakalayamıyoruz ve Çoğunu sonradan düşünmek zorunda kalıyoruz, Tabir caizse; gözün on altı saniyelik ,bir süre içinde uyum yapabileceği kareler yok 'artık. , 

Hangisine konsantre olmak, nerede neyi yakalamak gerektiği hususu çok büyük,uyanıklık istemeye başladı. Birbirlerine benzer ya da farklı olmak üzere üst üste, gerçekleşen olaylarla durmadan tesir ve bilgi birikimi olmaktadır. 

O halde, şimdi verilecek olan metodun bu hıza uygun olması gerekmektedir. Uzun zaman harcayarak kendi uyanış hazırlayabileceği hiçbir kimse mevcut değildir ve hiç kiınse, bunu yapamaz,çünki zaman yoktur. Zaman artık bizim içimizde değil;. Dışımıza taştı, Ve biz, kendi dışımızda ki, obje' gibi, giden zamanı yakalamak, kendimizi onun çekmesine bırakmak zorundayız. 

O halde uyanışın getirdiği bir nitelik sonucu, yük bilgileri safra kabul edip atmak gerekir .. Bir balon bütün ağırlıklarıyla nasıl yükselemezse,İnsan da, biriktirmiş olduğu herşeyi değerli buluyorsa ve realitesinin nereye kadar hükmedip nerede bittiğini anlayamıyorsa yükselemez. Bu durumda hayat, belli bir seviyede gezinti yapmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Öyleyse her türlü maddi ve manevi fazlalıkları bünyemizin dışına atabilme gücünü göstermek zorundayız. Bu fazlalıkları maddi ve manevi bünyemizden bilerek anlayarak ve isteyerek atmanın çok büyük faydaları vardır. Aksi haIde zamanın hızlı geçişi, tesir basıncının artışı demektir ve ,biz fazlalıklarımızı kendiliğimizden atmazsak, zaten artırırlar. 

Kaba, bir örnek verelim: Bir motor belli bir ,gerilim altında, dakikada bin devir yapsın ve, bu hıza uygun bazı cihazlarımızı çalıştırsın .Ama elimizde olmadan bu gerilim yükselse ve devir sayısı giderek artsa, 1000 iken 1500 ya da 2000 devire yükselse, bu motora bağlı cihazlarımız belki bir müddet dayanır, ama sonra bozulur. Benzer şekilde, içinde bulunduğumuz devrede tesir basıncı arttığı için manevi cihazlarımızı geliştirmek, modernize etmek zorundayız. Diğer bir deyişle, fazla yük olarak kabul ettiğimiz bilgileri yenileriyle değiştirmek zorunluluğu vardır..Bunun için de her fikre, her bilgiye büyük bir dikkatle bakmak, ondan bize gelecek olan etkiyi, yani bilgi akışını anla­mak gibi bir inceliği, ince bir uyanıklığı kendimizde geliştirmekte büyük fayda vardır. Demek oluyor ki, yeni manevi cihazlara, yeni birtakım bilgilere, anlayışlara ihtiyacımız vardır. Çünki gidiş bu gidiştir. 

Büyük çabalarla elde edilen ve doğruluğuna, kesin kanaat getirilen bir bilginin birçok kişi tarafından kabul görmemesi o bilginin kıymetsizliğini göstermez. Eğer her şeyi, içinde bulunduğumuz şu karmaşık dünyanın kendi felsefi değeriyle ele alırsak, diyelim elli milyon kişiden yüz kişinin birtakım özel bilgilerle donatılmasının hiçbir kıymeti yokmuş gibi gözükür. Halbuki mesele öyle değildir. 

Bir yasa vardır: Bir tesir ne kadar kabalaşırsa kalitesi düşer, titreşimleri azalırsa o derecede yaygın hale gelir. Bir fikir, bir bilgi çok yayılıp da herkes tarafından bilinir hale gelirse, o bilginin taşıdığı tesir kabalaşmıştır. O, bizim için gerekli olan enerjiyi taşıyamayan bir tesir demektir. 

Bunun aksine olmak üzere, bir tesir ne kadar yüksek seviyeli, titreşim bakımından ne kadar hızlı, bir karaktere sahipse, o tesirin yayılma oranı o derecede daha düşüktür. 

Uygarlık tarihi içerisinde fikir akımları, felsefi görüşler ve inisiyatik çalışmalar incelenirse, yüksek tesir taşıyan bilgilerin halkın çok az bir bölümüne ulaştığı görülür. Fakat zamanla bilgi, onu alan varlıkların bir arı peteği gibi çoğalmaları oranında yayılma göstermiştir. Fakat yayıldıkça, imanla ve inançla ilgili temel bilgiler de daha geniş çevreye ulaşmakla beraber anlam kaybolmuştur. Sadece kelimeler, sözler ya da kalıplara ulaşmış ve gerçekanlam yine az sayıda insanın elinde kalmıştır. Bir örnek verelim; bir insanın, manevi bünyesinin nerelerden beslendiğini merak  ederek çeşitli kutsal kitapları incelediğini düşünelim . Acaba kutsal kitaplarda ifade edilmiş olan bilgiler ne dereceye kadar anlaşılmıştır? Eğer o kişi, kelimenin taşıdığı anlamları birinci, ikinci,üçüncü, dördüncü seviyeden anlamak isterse, bunları gazete sütunlarından yada basılmış olan binlerce kitaptan öğrenemez. Orada öğrenilenler, ancak herkesin öğrenmesi gereken, belli bir kıymet ve titreşim içeren anlamlar taşır. 

O halde her insan, kendisi için özel bir eğitim şekli yaratmak zorundadır. Ancak bu şartla, yani dar, ama çok güçlü bir tesir altında kaldığı müddetçe kendi bilgisini artırabilir. Ve insan, bu yolla öğrendiklerini, başkalarına olduğu gibi aktarmakta aciz kalır . Ancak, bilgiyi sulandırarak ve çeşitli şekiller vererek ifade edebilirsiniz. İnci tanesi, çeşitli zarflara sarıla sarıla gene de kıymet taşımasına rağmen, gerçeği hiçbir  şekilde ifade edemeyecektir. Bu İlahi Düzen'in  bütün varlık sisteminde kullandığı bir metottur, 

İster sembolik ister delaylı anlatılsın, ister mecaz kullanılsın;bir şeyi doğrudan doğruya anlatabilmek bir şeyin hakiki hüviyetini, yani gerçekliğini doğrudan doğruya anlayabilmek ve kavrayabilmek kolay iş değildir. Ve bu bir eksiklik de değildir. Anlayış, gelen bir tesirin oktavına yavaş yavaş girmekle olur. 

Dünyada yaşamakta olan insanlar; büyük bir hızla şuur, anlayış değişimine, idrak yüksekliğine doğru ilerlemektedir .. Bugünün insanı yirmi yıl önceki insan değildir. . 1999 gençliği, 1970 gençliği değildir .. 1970'lerdeki gençlik . 1980'lerdeki gençlik hiç değildir. Varlığın şuurlanması yolunda çok önemli ve hızlı mesafeler katedildi. 

İnsanın kendisi ve doğa hakkında sorduğu soruların, öğrendiği bilgilerin, aldığı yanıtların sayısı hızla artıyor. Bilgilerin insanlardan toplumlara nakledilmesi korkunç bir hız kazanmıştır. Sadece bilgilerin depolanma süreci değil, aynı zamanda uygulanma süreci de çok kısalmıştır. Bir bilgi anında uygulamaya geçiriliyorsa; uygulama sırasında bilgi olumlu bir sonuç veriyorsa, "Söylenmiş olan bu söz doğrudur,çünki biz bunu yaşadık." denmektedir. Yaşanmamış bilgiye artık hiç kimse iltifat etmiyor. 

O halde şöyle bir sonuca varabiliriz: İnsanlık toplumu sürekli bir şekilde gelişmektedie ve bu gelişim hızı artmıştır; Ruhsal ve şuursal seviyesi bakımından birdenbire hızlı bir yükselmeye tabi tutulmuştur. ancak bunu beyan edecek temel bilgisi eksiktir ve yaptığı yorumlar yetmemektedir. İnsanların sorduğu sorulara cevap verebilecek yeni bir Bilgi'ye ihtiyaç vardır. Aşağıdaki gelişme kapıları kapansa da, yukarıdaki rahmet karıları karanmaz ve bu nedenle, sürekli bir şekilde İnsanların vicdanları gelişecektir.İnsanlar öncelikle, önemli bir vicdanı aynı anlamaya tabi tutulmaktadır. Dünyamız olaylar dünyasıdır, yani statik,durağan bir dünya değil dinamiktir, her an bir olayla karşılaşırız. Bu olayların içinde sürekli olarak kendi kimliğimiz ile başkalarının kimliği arasında mücadele vardır. Bu arada kendimizi geliştiririz, kendi kimliğimize sahip olmaya çalışırız. Yani, "Ben kimim?" sorusuna cevap vermeye çalışırız. 

Herhangi bir kitap okumasak dahi, yol gösterici bir öğütle, doğru birbilgiyle vicdanen gelişiriz. İnsan İnsanın öğretmeni olmaktadır .. İnsan insanı geliştirmeye bakıyor. Dinler çeşitli şartlarla vermeye alıştırır, Zekat vereceksin, Komşun aç ise sen uyumayacaksın. "Kurban keseceksin gibi emirlerle, bizleri bir dereceye kadar sevgiye, acımaya, dayanışmaya, ruhsal bir bağlılığa yon endirmektedir. Ancak dinlerin, günümüz insanı için gördüğü fonksiyona bakarsak, Yukarı'nın rahmeti yine bitmemiş durumdadır. İnsan, o şekil ve şartlara bağlı kalmadan da, olayları yaşaya yaşaya yine de öğrenmektedir . 

İnsanlığın, aşağı" yukarı 2040- 2050 yılındaki tekamül düzeyini ele alarak, oraya ulaşmış bir insanın da ihtiyacınıkarşılayacakbir biçimde, şimdiden Bilgi'ninadaptasyonu olmaktadır. Bu Bilgi bütün dinsel kitapların bütün doğruIarını ele almaktadır. Ayrıca, dinsel kitaplarda bildirimiş olan, insanların henüz ihtiyacı olmadığı, kavrayamayacağı, anlayışları henüz o düzeyde olmadığı, büyük bir teşevvüşe girilmelerini önlemek için verilmemiş olan bilgileride içermektedir.Nitekim dinlerin art arda geliş nedenleride budur. Tevrat'ın İncil'e, İncil'in Kur'an'a bağlanışı  bir külliyatın bağlanışı gibidir, birinde eksik olanı öbürü tamamlamıştır. Ve Kuran hepsini onaylamıştır da, Musa’nın şeriatını ve kendı şeriatını da onaylamıştır.Sonra da "Biz hepimiz aynı ailenin çocuklarıyız, peygamberler kardeştir. Aynı bilgileri veriyoruz sizlere. Kendimize göreı sizler anlayasınız diye böyle veriyoruz. Aramızda hiç bir fark yok,çünki hepimiz tek bir Allah'a bağlıyız denmiştir. 

Bütün peygamberler insanların aslında bir olduğunu ifade etmiştir. Aralarında sadece üslüp farkı olmuştur. Ama her birimizin üslubu değişiktir; hangimizin elbisesi hangimize uyuyor,hangimizin yüzü birbirine benziyor? Bu, ruhumuza ait pir üslüp farkıdır .. Bedeni kendimize göre değerlendirmişiz . Kendi anne babamızı bile kendimizin seçmesi bizim kendi değerlendirmemizdir.

Ama temelde bir varlık olarak sevgi ve Birlik'te anlaşırız. Kötülüğü sevmeyiz, acıyı tadarız, hepimiz rüya görürüz,dişimiz ağrıyabilir, saçımız dökülebilir. Ortak çok yanlarımız vardır. Ne yaparsak yapalım, biz birbirimizden ayrılamayız; Buyüzden Türkiye'mizin ta baştan beri belirlenmiş bir görevi vardır .. Türkiye'miz dendiği zaman, bunun içinde.A'sından Z'sine kadar tüm Anadolu insanı bulunmaktadır.Hepsi de kardeş ve arkadaştır. Herkes varlık­tır, birdir; adısanı önemli değildir. Ayrımları biz kendimiz yapıyoruz. 

Bu bilginin esas fonksiyonu, dinlerin arasındaki bütün ayrımları ortadan kaldırmaktır. Çünki ayrıntılar artık insan şuurundaki varlık anlayışına uymuyor. Artık hiç kimse bu Hristiyan diye John'a bir şey söylemiyor ya da bu Müslüman diye Ahmet'e bir şey söylemiyor vb. gibi. Yani insani ilişkileri geliştirmek istiyor. Kuşkusuz, insanlar vicdan ve şuurlarında bir birleşmeye giderken inançları da birleştirmek gerekmektedir. Varlıkların takip edeceği, dinsel farklılıkların olmadığı bir yol muhakkak vardır. 

Dinsel kitapların tecrübeleri yapılmıştır. Büyük düşünürler de biliyorlardı ki, dinler ancak bir yere kadar yoruma tahammül edebiliyorlar; ondan sonra o satırların içinden daha başka bilgi çıkarmak mümkün değildir. Yani, dinsel kitaplar belli bir nolstanın ötesinde insanların derdine derman olacak,ona hız,Öğüt ve güç verecek konumunu kaybediyor. Zaten insanlar kendi vicdanlarıyla, kendi anlayışlarıyla ahlaki bir konuma gelmiştir. Doğruluğun, demokrasinin, hak severliğin ve adaletin ne olduğunu biliyor; sevginin, sevmenin, sevilmenin insanlar arasında nasıl çok derin bir dostluk, kardeşlik bağına sebep olduğunu biliyor; yalan söylemenin, adam ôldürmenin ne gibi sonuçlar doğuracağını da biliyor. Adeta insanlar bunları kendi ailesinde yetişirken öğreniyor. Hatta deneylerle öğreniyor. öğütlerle değil, yani olağanüstü gelişmiş bir şuur yenilenmesi içerisinde insanlargelişiyor, Ancak bir de tavırlarına durumIarına baktığımız zaman ise, büyük bir bilgi dejenerasyonu var. Ama öbür türlü baktığımız zaman da böyle bir dejenerasyonun olmadığını, sadece bir bilgi eksikliğinden dolayı uyuınsuzluk ve şaşkınlık içinde olduğunu görüyoruz. Bizim dünyamızın içinde bulunduğu durum budur. İnsanlık, Hükmedici Bir Bilgi'ye muhtaçtır. 

2000 yıllarında bu büyük bilgilenme bu büyük değişiklik bütün insanlık çapında meydana gelecektir. İnsanların anlayışı değişecektir. Bu değişikliğin arkasından da onun ebedi yaşamında başkalaşmalar olacak, yenibir biçime girecektir.

Kıyam, Şuursal Uyanış

Hiç kimse kimseyi tekamül ettiremez. Bilen bilmeyene yol gösterir ama sırtına alıp taşımaz. Herkes kendi yürür. Ayrıca, tekamül işi bir sıçrama işidir; her an tekamül edilmez. O, her an hazırlanmakta olan bir şeydir. Hazırlarsınız, hazırlarsınız. Yayın gerilmesi gibidir; bırakılır ve bit sıçramayla yol katedilir. İçinde bulunduğumuz zaman, insanlığın topyekun sıçrayarak tekamül edeceği bir zamandır. 

Bazı kişilerin iddia ettiği gibi, acılardan ve ıstıraplardan kaçmak bizleri tekamül ettirmez. Amaç,eprövlerden, ıstıraplardan kaçmak değildir. Acı; sonuç itibarıyla, bizim bilmediğimiz bir şeylerden kaynaklanır. Bildiğimiz şey bize ıstırap vermez. Bildiğimiz şey artık bize acı vermez. 

Bu dünya, gelişim ihtiyacının karşılanması için mevcuttur. Ruhsal varlıkların gelişimi için bir dünya Okulu tahsis edilmiştir. Muazzam bir okul. Tarihi çok büyük. Onun başından geçenlerin,ancak dörtte, birini, biliyoruz. Dörtte üçünü henüz bilmiyoruz. 

Büyük bir değişimle, düşünen varlığın durumu değişecektir. Düşünen varlığın değişimi, ancak, o zamana kadar yapmış olduğu bütün analizleri, sentezleri gerçekten bir sonuca bağlayacak bir Bilgi ile karşılaştığı zaman olacaktır. 

Öyle bir devir, Öyle bir Bilgi var ki, bütün sonuçları cevaplandırdığı gibi, bütün soruIarıda bir arada toparlayabiliyor. Tüm sorulan tek bir soru haline getiriyor,: Senin yeşil gördüğün, senin pembe, senin kırmızı gördüğün her şey, tek bir şeydir." Bir bakıyoruz ki hepimiz bir göz aldanması içindeyiz.

Hepimiz farklı görmüşüz ve yüzyıllardır birbirimizi yemişiz. 
Dünya'nın şekli neden yuvarlaktır? İnsanların kafalarına göre şekli küp gibi olmalıydı, altıgen, on iki gen, çünki herkes köşeli. O oraya çekilmiş, öbürü oraya çekilmiş.İnsanların her biri ayrı bir gurur, kibir içinde köşelerine çekilmiş. Bunlara en yakışanı daköşeli birdünya olurdu .. 

Ama, yuvarlak bir dünyadayız. Bu  demektir ki, hiç kimse kendi köşesinde kalamayacak. Herkes birbirinin içine akmak zorunda. Herkes birbiriyle dost ve gerçekten de komşu olmak zorundadır.

Globalin üzerinde tutunamayız...

( Büyük Sentez Tekamül - Ergün Arıkdal )

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru