19.08.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
SİRİUS MİSYONU CELSE 6  

PLAN: Sirius Misyonu                                                                     
  17 Haziran 1982
Celse: 6

Medyom: Ergün Arıkdal
Hazır Bulunanlar: Mehmet Sancar, Güven Erer, Ahmet Hızveren

    P.: Evet.
    M.S.: Sizin bize vermek istediğiniz, esas itibariyle, elektronların tezahür şekilleridir. Beş duyumuzla ve yarım yamalak psişik güçlerimizle algılayabildiğimiz, canlı-cansız, soyut-somut elektron tezahürleri ötesinde, bizi yukarılara itecek elektron tezahür şekilleri nelerdir? Bu konuda açıklamalar rica ediyoruz.
    P.: Her celsede sormuş olduğunuz sorular pek dar kalıplar içinde kalmaktadır. Birçok şeylerin pratik tatbikatlarını benimseyen bir haliniz var.
    Biz size evrenin gerçek tohumu olan elektron hakkında hemen hemen hiçbir şey anlatmadık. Bunun tezahür şeklini de, sizler ancak bizim size verdiklerimizden sonra doğru dürüst tesbit edebilirsiniz.
    Yaptığınız müşahedelerin sizlere sağladığı bilginiz belli bir açıdan doğru olabilir. Bu da sizin anlayışınıza bağlıdır.
    Yukarılara itilmek problemine gelince:
    Evrende hiçbir sistem, belli bir bilgi birikimine gelmiş, bilgi tanecikleri bakımından kendi devresine ait yoğunluğu kazanmış varlık, ne yukarı itilir ne de yukarıdan çekilir. Yani sizin gelişme ve tekamül dediğiniz olgu, tamamen sizin cehdinize bağlı bir olgudur. Sizi yukarı itecek, sizin bilgi birikiminizdir. Bunun, hassasiyetle terazilenip, bir nev’i tersine K sisteminden geçiyormuşçasına sürekli yayın içerisinde bulunmanız, değişik fazlardaki tekamül kanallarına bağlanmanızı sağlar.
    Size şunu tekrar ifade etmek istiyorum:
    Tekamül; sadece tatbikatın verdiği yorgunluk, çile, ıstırap veya sevincinizin sonunda teşekkül etmez. Oktav mesafelerini kat’edebilmek için, bütün bunların en önünde, bilgi taneciklerinizin kesafetini arttırmak gelir.
    Şimdiye kadar zannedilmiştir ki; yapılan her tecrübe, çekilen her ıstırap veya hayat tecrübesinin çeşitli bölümlerinden elde edilen duygusal izlenimler, tekamüle esas teşkil eder. Hayır. Tabiatınızda tekamül nizamının gerçekleşmesi çok ağır olmaktadır. Tekamül nizamının gayet sert, öğütücü, ezici ve kırıcı yanları, hafifletici ve şefkatli yanlarından çok daha fazladır.
    Istırabın menşei bilgisizliktir. Hata, ıstırabı tevlid eder. Hatanın menşei de bilgisizliktir.
    Evrenin ahenk prensiplerine uymanız, sizin ahlaksal yapınızın esasıdır. Bu, aynı zamanda, evrensel ahlak bilgisinin, sizde tohum halinde bulunan bilgi taneciklerinin, faaliyete geçmesiyle mümkün olur.
    Bu yüzden, ahlak telakkileriniz daima izafidir. Çünkü her varlıkta, evrensel ahlak prensiplerinin muhafaza edildiği bilgi tanecikleri, farklı gelişmede, neşv’ü nemadadır.
    Tek bir ahlak, tek bir doğruluk, tek bir güzellik mevcut değildir.
    Dünyanız, üstünde bulunan bütün oktavlara mensup varlıklarıyla, sizleri, Güneş-Tanrı gibi telakki edilen dünya hakikati üzerinde aynı fazda bulunmaya icbar eden bir sistemdir. Evet, icbar eden bir sistemdir.
    Zorlanma, sevk ve hatta kaba kuvvet, tabiatınızın mayasında vardır.
    Sizin ortamınız, nefs dediğiniz ketmedici bilgilerinizin, bu sıfatından sıyrılmasını sağlamak üzere mevcuttur. Yani sizler, yeryüzünde, ketmedici bilginin bu vasfını yitirmesi için çaba harcıyorsunuz.
    Ketmedici bilgi, normal eşleşmeye girdiği vakit, ahenk teşekkül etmiş olacaktır. Ve böylece, nefsani olan, sizler tarafından bu şekilde tasvir edilen her türlü davranışlarınız, düşünüşünüz ve fiiliyatınız, ahenge bağlı bir vicdan telakkisi olarak, düzgün ritimler halinde seyredecektir.
    O halde, eski bilgilerinizin ve esi bilgilerin her türlü an’anenizin, nefsin ilgasına ait, nefsin öldürülmesine ait sözleri tamamen yanlıştır. Ne ilga edilecek, ne de öldürülecek bir mevzu söz konusu değildir. Hele yeryüzünde bunun ilgası, muhitin hiç de müsait olmayan şartları içerisinde, imkansızdır. Ortadan kaldırılması imkansızdır.
    Bu konuşmayı yapmamız, medyomunuzun insanlar üzerindeki en saf ve en özlü kritik olan noktayı aramasının bir cevabı olarak çıkmıştır.
    Sizin elektronlarınız, mütemadiyen bilinmeyen ve binemeyecek olan bir zamandan beri, sürekli olarak kendi iç enerjisini arttırmaktadır. İç enerjinin artımı, kainat nizamı içerisinde ondan yararlanma imkanını kesinlikle sağlar.
    Dünyanız sizlere pek az şey sağlamaktadır. Şöyle ki:
    Pratik bakımdan elde etmiş olduğumuz sonuçlar, yani tekamül nizamı içerisinde kat’etmiş olduğunuz mesafe, cehdinize oranla çok azdır. Yani alın terinizin karşılığını çok az derecede alıyorsunuz.
    Bu, bulunduğunuz sistemin bir gereğidir. Yani bulunduğunuz sistem, size daha fazlasını verecek bir kapasitede değildir.
    Bir topraktan, onun gücünün dışında hasat beklemek imkansızdır.
    O halde, yeryüzünde niçin varsınız?
Elektronlarınızın iç enerjisinin, belli bir oktav içerisinde bulunması, hızlanma prensibinin gereği olarak sizi buraya çekmiştir.
    Enkarnasyon dediğiniz olaylar, iç hızlanmanın gereği olarak ortaya çıkar.
    Her varlık, iç hızlanmasına uygun olarak, belli bir sistem içerisinde kendine en müsait teksiri meydana getirmek suretiyle enkarne olur.
    Yeryüzündeki bütün enkarnasyonlar, teksir enkarnasyonudur. Şu manada ki:
    Bütün şuur halinizle yeryüzünde tezahür edemiyorsunuz. Adeta gölgeleriniz, gölge şuurlarınız, gölge idrak ve anlayışlarınız, bir canlı sistem içerisinde tezahür etmektedir.
    İşte insan budur. Bu noktaya parmak basınız, çünkü etrafınızda olup biten büyük beşeri olayların pek çoğunda bu prensibin tatbikatını göreceksiniz.
    Evet.
    M.S.: Var olabilmemiz, karşılıklı enerji alışverişiyle mümkündür. Farkında olmayarak, kendiliğimizden yaydığımız enerji, bir başka varlığın ilk nedenidir. Örneğin, bizim düşünce formlarımız, bir oktav altımızdaki cinlerle aramızdaki perileri oluşturuyor, geliştiriyor.
    Bu düşüncelerimize siz ne dersiniz?
    P.: Mesela biz, yeryüzünde kendi düşüncelerimizin sonucu olarak bir doğuma veya bir ölüme sebep olabilir miyiz? Muhtemelen, sizin sisteminize bağlı kalmak şartıyla, bunu başarabiliriz. Yani doğması gerekeni doğurmak, ölmesi gerekeni öldürmek gibi. Hususi bir nizam yaratmadan, keyfi bir tatbikat yapmadan. Lütfen sorunuzu bir daha söyler misiniz?
    M.S.: ( Sual tekrar edildi.)
    P.: İlahilik prensibi, kendimizden verdiğimiz örnek gibi çalışır. İlahilik prensibi, hiçbir şekilde, mevcut nizamı tadil ederek, belli bir kaprisi gerçekleştirmez.
    Sizin de ifade ettiğiniz gibi, her şey iç içe yansıyan tahayyüllerin, yani bilginin eseridir.
    Tahayyül, bilginin müşekkel şeklidir. Yani, şekle bağlanmış bir türüdür. Tahayyül edebildiğiniz her şey, bilginizle kaimdir. Her tahayyül ettiğiniz, bilginin bir eseridir.
    Fakat bilginiz bir tahayyüle sebep olmayabilir. O halde bilginin tahayyül edilebilir hale gelmesi, ayrı bir konudur. Buradaki inceliği tefrik etmeniz gerekir.
    Bilginin tahayyüle dönüşmesi, yani seri kalıplara bağlanması, gerçekten bir kudret işidir. Ve bu kudrette, oktavla ölçülemeyecek derecede bir enerjetik birikim anlatılmak istenmektedir.
    Şimdi sizlerin de, bilginize uygun olarak tahayyülleriniz vardır. 
Tahayyülünüzün menşei, derin şuuraltınızda meknuz bulunan bilginizin, çeşitli kopyalar halinde, kombinezon haline gelmiş gruplar halinde, ortaya çıkışıyla beliriyor. İçinde bulunduğunuz tekamül sisteminin, yani fiziki ortamınızın ve sizin bilgi seviyenizin teşkil ettiği tahayyül sistemi veya tahayyül etme gücü, ancak birtakım canavarların kaba, negatif yüklü tesir yumaklarının ortaya çıkmasına sebep oluyor.
    Demek ki sizlerin, veya dünya sisteminin kurucusu olan Rabbiniz ve onun tahayyülü, şu anda sizler tarafından anlaşılır değildir.
    Bilginin çeşitli boyutlarda muktedir bir güç olarak belirebilmesi olayı, tahayyülün esasını teşkil eder. Zihninizin boşluklarında meydana getirdiğiniz klişelerinizin tahayyülle ilgisi yoktur. Bunun en basit tatbikatını, sizler telkin olaylarında kullanıyorsunuz. Çok basit bir kalıbın otomatik neşriyatını şuuraltına sokmakla, fizik planda belli bir davranışı tadil edebiliyorsunuz.
    Şimdi düşününüz ki, bütün bir sistemin veya alt sistemlerin değişiminde, oraya yerleştirecek olan enerjetik devreleri tesbit veya tayin edenler, ne geniş varlıklardır.
    Bu bakımdan, sizin realitenize uygun olarak, ebette ki bütün mevcudat bir tahayyül sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Fakat bu ortaya çıkış süreklidir. Ortaya çıkış, bir defada değildir. Birlik ve çokluk, meydana gelişin temel yapısında vardır. Her şey, Kadir-i Mutlak’ın tahayyülüne bağlı olmak üzere bir, fakat gene her şey, ard arda teşekkül etmek zorunda olduğu için çokluktur. Yani, muhakkak ki İlahlar vardır.
    Şimdi buradaki anlayışınızda, hiçbir okulun, hiç bir yolun, hiçbir düşünce sisteminin size anlatmadığı bir anlayış vardır. Tanrıları, İlahları, sizin dışınızda olanların anladığı ve kavradığı gibi anlayıp kavramayacaksınız. Kainatların tertip ve düzeni, Tanrılara aittir.
    Tanrılık vasfı, elektron iç gücünün, iç kudretinin, sonsuz derecede tezahür etme imkanı kazanmış olmasından itibaren başlar. Sonsuz derecede tezahür etme imkanı, tezahür edecek olanın iradesine bağlıdır.
    Bir planetin Rabbi olabileceği gibi, bir ailenin rehberi de olur.
    Her şey onun iradesine bağlıdır.
    Onların iradeleri, nizamları meydana getirir.
    Unutmayınız ki bilginin ta kendisi, Bir olana aittir. Bir’den tezahür eden her şey, Bir’in tezahürü gibidir. Bir’den hasıl olan, bir nizam olarak gene Bir’dir.
    Tanrıların bütün iradeleri de, Bir içindir. Ve böylece hiçbir zaman karışıklık teşekkül etmez.
    Menfinin rolü geçici bir ura benzer. Sizin organizmanızda bir ur meydana gelse, bununla olan mücadeleniz sizi nasıl halden hale sürükler ise, menfi de aynı rolü yapar.
    Şeytanın aslı budur. Mevcut nizamınızı bilgi esası olarak, hiçbir şekilde ortadan kaldırmaya ve değiştirmeye muktedir değildir.
    Sizlerin geleneklerinize bağlı olarak verilen bilgilerinizde, çok yanlışlar vardır. Fakat unutmayınız ki bu yanlışlar, size vereceğimiz ve pek azını verdiğimiz bilgilere göre ortaya çıkar. Yani, hakikatin, doğru olanın tezahür etmesi için belli bir bilgi birikimine, ve bu birikmiş bilginin tahayyül edebilmesi için belli bir süreye ihtiyacınız var.
    İşte şeytan dediğiniz, Mısır’ın Set’i, enerji değişimini hızlandırmak ve değiştirmek için mütemadiyen şuurlu varlığı birtakım seraplarla, birtakım gölge nizamlarla meşgul eden sistemdir.
    Evet, son defa bir soru daha sorunuz.
    M.S.: Dünya oktavının, alt seviyesi olan topraktan, üst seviyesi olan beşer bedenine kadarını izliyoruz. Buna karşılık, komşu gezegenlerin alt seviyesi olan toprağını müşahede edebildiğimiz halde, bir üstünü bile, örneğin en kaba bir organik yapıyı dahi, gözleyemiyoruz.
    Ayrıca, bizim oktavımızın üst dışındakiler K sistemiyle, alt dışındakiler enerjetik güçlerini arttırarak, bizim oktavımıza girebildikleri halde, biz ne üst, ne de alt oktavlara giremiyoruz. Bu konuda açıklama rica ediyoruz.
    P.: Bizim kurmak istediğimiz çatıda, sizin planetler üzerindeki gözleminizin değeri çok azdır.
    Kendi oktavınızın altında veya üstünde olan nizam ile irtibat kurmanız çeşitli yollarla olur. Fakat bunların en belli başlısı, her tarafta aynı derecede bulunabilen düşünce enerjisini kullanmanızdır.
    Düşünce enerjisi, adeta bütün gezegenlerin etrafında mevcut olan atmosfer gibidir. Bu atmosferin içerisinde bulunmak tabiidir. Fakat ondan yararlanmak, onun geniş imkanlarından istifade ederek daha fazla enerji tüketmek, sizin gelişmiş veya gelişecek durumunuza bağlıdır.
    Şu anda biz de, sizler de, düşünce enerjisinin evrenselliğinden istifade ederek temas kuruyoruz birbirimizle. Yani, hususi bir tesire, bir bilgi akımına, bir elektron şarjına gerek yoktur.
    Düşünce enerjisi, evrensel bir mahiyettir. Özellikle bütün elektronların birbiri ile olan ilişkisi, bu enerji vasıtasıyla olur.
    Sizin fizyolojik olarak büyümeniz ve çoğalmanız, canlıların fizyolojik olarak büyümeleri ve çoğalmaları, düşünce enerjisinden yararlanmak suretiyle olur. Bütün aktarımlar, bütün ilgi kızakları, intikaller, hatta zamanın değişik boyutlar içerisinde uzaması, kısalması, genişlemesi veya yassılması da düşünce enerjisiyle mümkündür.
    Düşünce enerjisinin düşünmekle bir ilgisi yoktur. Sadece bir kalıp, bir deyim olarak bunu kullanıyoruz.
    Düşünmediğin zaman, yani bir şeyin, zihninizde imaj ve fikir çağrışımları olmadığı zaman, siz, düşünce enerjisinin dışında değilsiniz. Aksine, düşünce enerjisinin daha az parazitli olarak kullanılmasına yardım eden bir ortam yaratıyorsunuz demektir.
    Eskilerin temerküz olarak vasıflandırdıkları düşünce yoğunlaşması doğrudur.
    Enerjinin, bir boyut içerisinde dahi, çeşitli şekillerde yoğunluk kazanması, daima mümkündür. Ve o yoğunluk kazandırılan düşünce enerjisi, sizin, tohum halinde bulunan bilginizin başlıca gıdasını teşkil eder, gelişmek bakımından.
    O halde, tekamülünüzü sağlayan husus, çektiğiniz ıstırap, döktüğünüz gözyaşları veya duyduğunuz pişmanlık değildir.
    Düşünce enerjinizde meydana getirdiğiniz yoğunluk, derin ve muktedir bir enerji neşriyatı, bilgi tohumunuzun çok çeşitli yönlerde gelişmesini sağlar. Lütfen bu noktaya da dikkat ediniz. Çünkü bu düşünceler, sizi, dogmatik olan her şeyden kopacaktır.
    Bugünlük bu kadar. Allahaısmarladık.
    M.S.: Allahaısmarladık.



SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru