15.08.2018
ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
ışığa doğru ışığa doğru
 
Duyularımızın Kaynakları Ergün Arıkdal  

Duyularımızın Kaynakları
Ergün Arıkdal

İnen tesirlerin farkında değiliz. Çünki fizik dünyayı ancak duyularla tanıyabiliriz.

Ruhsal kadar en eskiden en yeni anlayışa kadar, ruh dünyasını daima fizik dünyanın dışında özel bir branda çekilmiş bir durumda, oradan buraya, buradan oraya izinsiz geçilmeyen, özel geçişleri olan ve bunların başında da çeşitli varlîkların bulunduğu bir mekân olarak tasavvur etmişlerdir.

Gerçekte böyle bir şey yok. Ruh dünyası ile fizik dünya birbirinin içindedir. Şu anda biz ruh dünyasının içinde bulunuyoruz. Ama bizim ruh dünyası ile olan bağlantılarımızı kuracak aparatlarımız yok veya çok zayıf ya da çalışmıyor veya kapatmışız. Şu anda hepimizin zihnine yüzlerce, binlerce titreşim hâlinde mütemadiyen ruh dünyasından inmekte olan tesirler geliyor. Bu tesirleri sürekli alıyoruz, içinde yıkanıyoruz, inen tesirlerin farkında değiliz. Çünki fizik dünyayı ancak duyularla tanıyabiliriz.

Beş duyumuz veya bilemediğimiz iç organlara ait birtakım duyularla ilgili doktorların, psikiyatristlerin söylediği bazı kanaatler var ama aslında beş tane duyumuz var. Ama bu beş duyunun dışında metapsişik çalışmaların özünde bulunan bir de perisprital duyular, yani astral beden duyuları var. Telepatik algılamalarımız var. Prekognisyon dediğimiz geleceğe ait birtakım bilgiler alabiliyoruz. Rüyamızda da görüyoruz, anîden de hissedebiliyoruz veya rüyet hâlinde, durugörü tarzında görebiliyoruz, bunlar da bir duygu. Hatta ingiliz araştırıcı Frederic Myers, bu fikri vurgulamak için telepati yerine telesteziyi kullanmıştır. Yani bunu daha duygulaştırmıştır.

Bizde mevcut olan estezis, duymak tabiri bir çeşit dokunarak, tadarak, işiterek duymak mânâsına geliyor. Fakat bu uzaktan yapılıyor. Yani duyularımızın bir çeşidini, uzaktan iş gören bir duyu çeşidi tarzında telesteziyi kullanmıştır, telepatoiu kullanmamıştır. Çünki pafos'ta hisler artık seyyalleşmiş duygu alışverişi tarzına geçiyor, daha ince tesirler. Yani arada daha başka birtakım materyaller vasıtasıyla farkına varılıyor. Onun için telepatiden ziyade telesteziyi kullanmıştır.

Astral Duyularımız

Bir de bizim astral duyularımız var. Rüyalar esnasındaki duyma işlemimiz genellikle bununla olur. Rüyalarımızdaki hissiyatımız perisprital duyularımızla meydana gelir. Rüyayı onlarla hissederiz, rüyanın canlılığı bundan ileri gelir. Aynen sanki sopa yemiş gibi canımız yanar veya dünyada nasıl sevinç duyuyorsak o şekilde sevinçle uyanırız ve o şekilde korkuyla yataktan fırlarız.

Yeryüzünde meselâ fare görmüş birisi nasıl çığlık çığlığa bağırıyorsa, rüyasında da fare görse, o bir fizikî alışkanlıktan, şartlandırmadan ileri gelen çığlıkla uyanmak mânâsına gelmiyor. O doğrudan doğruya hakikaten astral bir duyguyla onu hissediyor.

Hatta rüyamızda herhangi tehlikeli bir şeyi olmadan evvel görür ve anında uyanabiliriz. Anında uyanırız ama bu duyguyu nereden aldık, yani bu bir hissiyat, hissediyoruz ve uyanıyoruz. Eğer şuurluysak gelen uyarıya doğru kalkıp gidelim, o şeye bakalım, ya bir gaz kaçağı vardır ya da unuttuğumuz bir şey olmuştur. Veya anîden tehlikeli bir şey olmaktadır, kalkarız gümbür diye yatağımızın üstüne bir şey düşer. Bu bir his meselesi. Bunları hemen Allah uyandırdı diyerek mistik hâle getirmemek lâzım.

Sonsuz Varlık

O Yüce Yaradan'ın, sonsuz varlığın, insanla bir ilişkisi olmaz. Bu gururdan ve kibirden insanların kurtulması lâzımdır. Bu ve benzeri ifadeler gururlu, kibirli, haddi hesabı olmayan lâflardır. Tanrı insana kendini koruyabilmesi, geliştirebilmesi için bir yığın araç vermiştir. Rahmet meselesi budur. Bu araçları geliştirmek, bundan yararlanmak ve başkalarını yararlandırmak insanın vazifesidir.

Tanrı nezdinde her şey globaldir, her şey bir ve tektir. Tanrı, herkes benim kulumdur dediği vakit bunu demek istiyor. Özel varlığı ve özel bir seçimi yoktur. Ayırım ve kayırmalar yeryüzünde geçerlidir. Tanrı nezdinde böyle bir ayırım ve sunî hiyerarşi yoktur. Tanrı nezdinde bütün varlıklar birdir, tüm mevcudatı tek bir varlık olarak görür, hepsi aynıdır onun için. Hepsi kendisine aynı yakınlıktadır. Çünki kendisi merkezdedir. Çemberin üzerinde oturan varlıkların hepsi merkeze aynı uzaklıktadır. Tanrı merkezde olandır. Herkese, her varlığa, hiç ummadığınız yere aynı mesafede bulunur. Sonsuz olana zaten bu yakışır.

Ruh Bedende Değildir

Biraz haddimizi bilmemiz ve farkında olmamız lâzım. Düşüncelerimizi de kontrol etmek zorundayız. Acaba bu düşüncem doğru mudur, gerçeğe uyar mı tarzında gözden geçirmekte fayda var. Ruh dünyasının fizik dünyadan ayrı olmadığını, bizim zaten ruh dünyası içerisinde bulunduğumuzu, esasında hiçbir şekilde maddenin içinde olmadığımızı biliyoruz. Yani biz sürahiye doldurulmuş bir su veya giydirilmiş bir manken gibi değiliz. Beden içerisinde ruh aramamalıyız.

Ölürken bazıları anlatırlar: "Birçok ölen insanlarla karşılaştım, o kadar çok dikkat ettim ki burnundan acaba bir şey mi çıkacak, üstünden bir şey mi yükselecek diye." Ebediyen onda başka bir şey göremez, çünki giren çıkan bir şey yok. Bunlar bizim yanlış kavramlarımız ve insanların gelişimiyle alâkalı, onların gelişimine uygun bir örtü içerisinde verilmiş bilgilerden ileri gelen, artık bu şekilde yorumu mümkün olmayan bilgilerdir.

Esasında ruh varlığı bedeni kullanır, yani onu endüksiyon yoluyla etki altında tutar. Biraz fizik bilen arkadaşlarımız bunu daha iyi anlarlar. Bir şeyi herhangi bir geçirgen telle bağlayıp enerji veya elektrik verdiğimizde bir enerji yaymaya başlar ve bir enerji alanı meydana gelir. O alanın içerisine giren her şey etkilenir artık. O alanın içerisine giren herhangi bir cisim, eğer o bir mıknatıs alanıysa ya da manyetik bir alansa o da manyetik hâle gelir, manyetizmaya uğrar. Elektrik alanıysa elektriklenir, başlar uzaktan çalışmaya. Buna endüksiyon yoluyla çalışma diyoruz.

Hepimiz ruh dünyasında bulunuyoruz fakat
dar şuurlu bir vaziyette fizik dünyada 
tecrübe yapıyoruz.

Aynı şekilde ruh varlığı da bedenin içine girmez. Çünki zaten yapı, öz itibarıyla ikisinin biraraya gelmesi mümkün değil. Yani cevherleri değişik. Felsefî bakımdan ele alsanız değişik cevher ve yapılardan meydana geldiği için bunları biraraya getirmek mümkün olmuyor. Yani armutları elmaların içine sokamıyoruz. Bunlar ayrı ayrı şeylerdir. Armutu elmanın içine sokamıyoruz ama onları bir sepet içerisinde tutabiliriz. Fakat erikle armut birbirinden farklıdır; karpuzla kavun da birbirinden çok farklıdır, birbirlerinin içlerine giremezler. Ruh varlığı bir endüktif alan içerisinde, bir çeşit posesif yolla, sıkı bir hâkimiyet yoluyla bedeni kontrol altına alıyor. Buna psişik alan diyoruz. Ruhsal alan vasıtasıyla öyle kuvvetli kontrol altına alıyor ki, artık onu dışarıdan müşahede ettiğimiz zaman onun bütün hareketleri bilinen ölçüler içerisinde yapılan çalışmalarla insanın davranışının aynısını bizlere göstermeye çalışıyor ve hiçbir anormallik, uyumsuzluk göstermeden mükemmel bir şekilde fizik plân üzerinde her türlü tecrübeyi yapmaya başlıyoruz.

Hepimiz Ruh Dünyasındayız

Buna daha basit bir şekilde bir misal verelim. Ay'a keşif için sürekli özel cihazlar yollandı. Ve orada o makineler hakikaten Nasa'daki kumanda masasında bulunan mühendisler vasıtasıyla kontrol ediliyor. Çok kısa frekanslarla, dalgalarla Nasa'dan oradaki makine hareket ediyor, kepçelerini kaldırıyor, biraz toprak alıyor, koyuyor belli bir şeyin içerisine, orada analiz yapıyor. Ve neticelerini yine bilgisayar diline çevirerek birtakım sinyallerle gene aşağıya bildiriyor. Orada cihazların yanında bir insan var mı? Yok.

Aşağı yukarı buna benzer. Bu çalışış prensibi fizik dünyada da oluyor. Kontrol başında olan o mühendisi ruh varlığı olarak ele alalım. Bizim o Ay'da bulunan Ay örümceğini kontrol etmemiz gibi, aynı şekilde hepimiz ruh dünyasında bulunmaktayız fakat fizik dünyada gözlem yapıyoruz. Şu anda insan budur, hepimiz aynıyız. Hepimiz ruh dünyasında bulunuyoruz, fakat kapanmış, dar şuurlu bir vaziyette fizik dünyada tecrübe yapıyoruz.

Bazen bu yaptığımız tecrübeden başımızı kaldırıp başka rüyetlere sahip olabiliriz. Bunu sistematik olarak kolaylıkla yapan insanlara psişik veya medyom İnsanlar diyoruz. Medyom insanlar deyince şu medyatik olan­lara, televizyonlarda gösterilen birtakım insanlara çağrışım yapmasın zihnimiz. Bizim ifade etmek istediğimiz kişiler gerçekten medyom insanlar, ruh dünyasının kapısından içeriye zaman zaman göz atabilen, oradan birtakım şeyler işiten ve bazı tesirleri alıp buraya nakleden, aracılık yapabilen insanlardır. Gerçek medyomluk çok zor iştir.

Tüm Evrenler İç İçedir.

Ruh dünyası bizim etrafımızda olan bir şeydir. Tabiî ki bedenimizden ayrıldıktan, beden üzerindeki konsantrasyonumuz kalktıktan sonra nereye konsantre olacağız? Ruh dünyasına konsantre olacağız. O zaman diyeceksiniz ki ahirete gittik. Halbuki ahiret de burada dünya da buradadır. Apayrı mekânlar değil mi diye bir soru da gelebilir. Tüm evrenler birarada, iç içedir. Birbirinden yalıtılmış, ayrılmış bir nesne değildir. Kalkıp bir yere gideceğimiz de yok, kalkıp bir yerden geleceğimiz de yok. Hepsi birarada olup bitmektedir. Ve biz ruh varlığı olarak zaten ruh dünyasında mevcut olan varlıklarız.

Oranın tesiri olmadan, oranın teneffüsünü yapmadan fizik dünyada iş göremeyiz. Bizim asıl kaynağımız ruh dünyasıdır. Hepimiz ruh dünyasının varlıklarıyız. Yeryüzünde tecrübe yapmak, bilgi edinmek, birtakım yeteneklerimizi, kâinat şuurumuzu geliştirmek için buradayız. Bu tecrübelere buradan başladık böyle gidiyor. Sonsuza kadar da çok büyük gelişmeler olması lâzım, daha da bilinmesi gereken çok fazla şeyler var.

Ruh Dünyası ile Fizik Dünya Farklı 
Duyularla Algılanır

Bedenin dünyası ile ruhun dünyasının ayrımını neye göre yapıyoruz? Şu anda acaba ruh dünyasında olmadığımız ne malûm? Veya ruh dünyasında olduğumuz zaman fizik dünyada olmadığımız ne malûm? Bunu nasıl fark ediyoruz? Veya kendini bu iş nasıl fark ettiriyor? Beden dünyası, içinde bulunduğumuz, şu andaki duyularımızla tanıdığımız bir dünyadır. Adına fizik dünya diyoruz ve bu dünyayı duyularımızla tanıyoruz ama ruh dünyasını nasıl tanıyacağız? Onları da mı duyumuzla tanıyacağız? İşte en büyük fark buradan çıkıyor. Ruh dünyasında duyularımızın hükmü yoktur.

Ruh dünyasını duyularımızla tanıyamayız. Orada bir yere dokunanlayız, koku alamayız, gözlerimizle görmek, kulaklarımızla duymak diye bir şey yoktur. Her şey toptan ve global oluyor. Yani bir şeyi gördüğümüz anda onun sesini de işitmiş oluruz, tadını da almış oluruz, temasını da elde etmiş oluruz. O şey neyse onun hakkında umumî bilgiyi de almış oluruz o anda. Ayrıca konuşmaya, tatmaya, dokunmaya gerek yoktur. Global bir duyu vardır orada.

Demek ki beden dünyası ile ruh dünyasının ayrımı böyle oluyor. Bunu hatırımızda iyi tutalım. Çünki bir gün öbür tarafa geçilecektir muhakkak. Geçiş olduğu zaman bu şuurumuzu geliştirirsek farkında olmamız çok kolay olur. Çok çabuk fark ederiz ki ben dünyayı değiştirdim, diyebiliriz. Çünki çoğu kez insanlar öldüğünü ve bedeninden ayrıldığını fark edemez. Duyuların kendi üzerinde bıraktığı izlenimler çok uzun sürer. Hatta o kadar uzun sürer ki, meselâ sadece duyularıyla değil inançlarıyla da birlikte gidiyor insanlar. Kendilerine çocukluğundan beri birtakım şeyler telkin edilmiş, söylenmiştir şöyle olur, böyle olur vs. diye. "Öbür dünyaya gider gitmez muhakkak anamı ağlatacaklar benim çünki şu şu işleri yaptım ben." Kafasında onun günah kavramı var. "Sen suçlusun, günahkârsın şunu
yaptın, bunu yaptın. Şimdi yanacaksın." Yanmış gibi görür. Bedenli yaşamında aldığı tüm telkinler ruh dünyasında etkisini gösterir.

Telkin ve İpnoz

Biz psişik deneylerimizde çalışmalarımızı kolaylaştırabilmek için süjelerimizin yahut bizimle çalışmak isteyen psişik insanlarımızın ruh ve beden münasebetiyle konsantrasyonunu biraz gevşeterek ruhsal dünya ile olan irtibatlarını arttırmaya çalışırız ki orası ile bizim aramızda aracılık yapabilsin diye. Dünyaya sıkı sıkıya bağlı olursa medyomun bir şey getirmesi mümkün değil. Medyomlaşmak, psişik insan olabilmek fizik bedeni üzerindeki bağını azaltıp ruh dünyasıyla bağını arttırmaya çalışmaktır. Bunun yollarından bir tanesi de ya ipnotik ya da manyetik uykudur. Ya da modern çalışmalarıyla sofroloji dediğimiz rölaksasyonla meydana getirilen çalışmadır.

İpnotik yolla çalıştığımızı kabul edelim, transa alıyorsunuz, uyutuyorsunuz. Birkaç kez denedikten sonra uykunun derinliğini arttırıyorsunuz. Uykunun derinliğini arttırmaktan maksat; telkin ettiğimiz, emir veya istek olarak bildirdiğimiz bir fikrin, isteğin gerçekleşmesi için belli bir psikolojik yapıya ulaşması lâzım süjenin. Bunun için birkaç celse bu çalışmayı yaparız. Belli bir uyku derinliği vardır ve bu derinliğin çeşitli fizyolojik belirtileri vardır. Fizyolojik kontrol cetveline bakarsanız onları gördüğünüz, elde ettiğiniz zaman o belli bir basamağa ve derinliğe inmiş demektir. Yani orası sizin için en müsait yerdir.

Telkine yatkınlık durumu için yakı tecrübesi denilen bir tecrübe yapılmıştır. Yapan da meşhur Şarko, yani nöroloji bilimini kuran Fransız doktor. Rahatsız olduğunuz zaman bilhassa romatizmal kas ağrılarında ilâçlı bez yapıştırılır. Onun içinde baharatlı yakıcı bir şeyler vardır, deri çeker, orada bir iyilik meydana gelir. Ama yakar ve kabartır deriyi. Süjeye, şimdi senin sırtına bir yakı yapıştıracağız deniyor ama süjeye söylemiyorlar ne olduğunu, iki gün sonra orada yara olacaktır ama acımayacak hiç korkma. Peki diyor süje. Hakikaten soyuyorlar sırtını, bunu yapanlar hekimler. Yakı değil bir tane posta pulu yapıştırıyorlar, elinin değemeyeceği bir yere.

Hatta bu iş hastanede olduğu için hemşireler de elini sırtına atıp da onu çıkarmasın diye gözlüyorlar. Ondan sonra aradan iki gün geçiyor, geliyorlar, arada bir de telkin yapıyorlar; sırtında bu yakı var yavaş yavaş o deri kabaracak diye. Yakıyı gözlemledikleri vakit pulun altında, pulun kenarlarında, derinin üzerinde deri beyazlaşmış, başlamış su toplamaya. Hatta hafif hafif de cerahatlenmiş. Eğer tedavi olmazsa orada hemen cerahatleniyor. Pulu alıp bakıyorlar, yanık izi, aynen bir yanık. Deri uzmanları kontrol ediyorlar. Halbuki oraya ne bir kızgın demir basıldı ne de başka bir şey. Sadece oradaki süjenln, insanın doktoruna inanmasından ileri gelen, yani telkine güvenmesinden, inanmasından meydana gelen olay. İnandığı için imajinasyon olarak vücudunun o kısmının yandığını kabul ediyor. Orası yanık diyor, tamam ve hakikaten iyileşmesi için de beş gün tedavi etmek zorunda kalıyorlar. Bayağı yanık, beş gün tedavi ediyorlar, kadıncağızın yarası geçiyor.

Ahiret Sembolizmi

Bu olay görünüşte münferit bir ipnotik telkin olayı, telkinin gücünü gösteren bir olaymış gibi geliyor. Ruh varlığı ahirette de aynı prensiplerle karşılaşır. Burada elde edilmiş olan bilgiler, telkinler kendi düşüncemize göre ruhsal dünyada da bir atmosfer yaratır. O atmosferin içinde hakikaten zebaniler karşımıza gelip de suratımızı tutup elle tokat vuruyorsa biz o dayağı bir güzel yeriz. Çünki öyle öğretildi. Ateşe de gireriz, falan yere de çıkarız. Bizi karşılayacak olan melekler, güzel hanımlar, yakışıklı beyler varsa onları da görürüz.

Bu işi bilmeyen, anlamayan birçok insan Kuran'ın bazı sözlerini kıymetsiz hâle getiriyorlar. Cennette meleklerle, hurilerle karşılaşacaksınız diye. Onu anlatmak istemiyor ki Kuran bilim kitabı olarak, imajinasyonun hükmünü anlatıyor, insanlara ne öğretirseniz onunla karşılaşırlar diyor. Hatta bir de; cennet öyle iyi bir yerdir ki neyi tahayyül ederseniz anında olur der. Yani yukarıdan size her şey pat diye düşer, isterseniz kızarmış tavuk, isterseniz buz gibi şerbet isteyin.

Canınız ne istiyorsa bunlar teşekkül eder mânâsında çok kıymetli, çok önemli bir bilgi vermektedir. Bu hiçbir kutsal kitapta yoktur. Bu doğrudan doğruya Muhammed Peygamber'in bir özelliğidir. Bu bilgileri çekip, indirtebilmek büyük bir hüner işidir. Çok önemli bilgiler veriyor ve bunlar aynen böyledir. Ama orada oluyor mânâsında değil. Bunlar bizim vasıtamızla oraya taşınıyor, bunlar bizde zaten. Bunlar âdeta bir hologram filmi gibi karşımıza üç boyutlu çıkıveriyor. Bunu yaratan, projekte eden, varlığın bizzat kendisidir, kendimiz yaparız.

Bunları, sufilerin ileri seviyede olanları, fark etmişler. Demişlerdir ki cenneti de cehennemi de kendi içimizde taşırız. Gayet manidar bir lâfla bunu oturtmuş, meseleyi halletmişlerdir. Cennet de cehennem de varlığın kendi içindedir. Yoksa yukarıda özel kaynar kazanlar vs. yoktur. Cennet bahçesi de yetişmez.

İnanç Birliği

Metapsişik bilgileri ne kadar iyi anlayabilirsek kutsal kitapları o kadar daha iyi anlarız. Kutsal kitaplar bir hamlede kenara atılacak nesneler değildir. Fakat "Biz onların sahibiyiz" diyenleri kenarda bırakmak lâzım. Onlar bir şey bilmiyorlar. Onlardan insanlar üzerinde otorite kurmaya, insanların vicdanlarını karartmaya çalışan birsürü insan var. Asıl onları bir kenara itip biz kendi yaşamımızın getirdiği araştırmalarımızla elde ettiğimiz bilgilerle kutsal kitapları daha iyi anlamaya çalışalım. İncil'de ve Kuran'da çok muazzam bilgiler vardır ve bunlar birbirinin İçine girmiştir, zincirleme birbirine bağlıdır, birbirinden ayrı değildirler. Yani gerçek Müslümanla gerçek Hristiyan bunu fark etse utanır. Biz ne yapıyoruz birbirimize karşı diye, karşı tarafa yaşam hakkını dahi çok görüyoruz.

Tek bir dünya, iç içeleşmiş şuursal tek bir alan vardır dememiz gerekiyor artık. Mademki hepimiz tek bir dünyanın içindeyiz, bu tarzda inanç ayrımları yapmanın pek bir mânâsı yok. Bunları kullanmak suretiyle kendi gururunu, kibrini, kendi egosantrik düşüncelerini tahakkuk et­tirmek isteyenlere müsaade etmeyelim. Onların bu hareketleri egosantrik düşünceden başka bir şey değildir. Benmerkezci hareket ederek kendi­sinden başka bir şey yokmuş gibi hareket ediyorlar. Halbuki bizim dünyamız böyle değil. Bizim dünyamızda her inanca yer vardır. Çünki bütün inançlar insanlar nezdinde birbirinden farklıymış gibi gözüküyor ama öyle değil. Onların hepsi sıkı bir dokuma altında büyük bir halının, kilimin motifidir. Hepsinin örgüsü aynıdır, o örgünün içine işlenmiştir, inanç ayrımcılığı yapmak yanlış şeydir, bunları ortadan kaldırmak lâzımdır, iç içe olmanın şuuruna varmak mecburiyetindeyiz.

Kaynak; Ruh ve Madde Dergisi, Temmuz 1997

SON GİRİŞLER
CHAKRA
RUHSAL AKTÜALİTE
REİKİ
SHAMBALLA ŞİFA SİSTEMİ
NLP
EFT
FENG SHUI
MEDİTASYON
YOGA
YAŞAM KOÇLUĞU
PRATİK BİLGİLER
NADİR ÖZYİĞİTTEN MAKALELER
EVRENDE ZEKİ HAYAT
TEKRARDOĞUŞ-ENKARNASYON
RÜYALAR
PARAPSİKOLOJİ
ÖLÜM-ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER-ÖTEALEM
NEW AGE
KAYIP UYGARLIKLAR
YARATICI İMGELEME
REGRESYON TERAPİSİ
ÖZLÜ SÖZLER
ALDEA NIN KALEMİNDEN
GMA-GÜMÜŞ MOR ALEV ENERJİSİ
BOLLUK VE BEREKET BİLİNCİ
ERGÜN ARIKDAL
BEDRİ RUHSELMAN
SPİRİTÜEL PAYLAŞIMLAR
ALİ KARACA'DAN PAYLAŞIMLAR
SİRİUS MİSYONU TEBLİĞLERİ
ALTIN ÜÇGEN ENERJİSİ-GOLDEN TRIANGLE HEALING
IŞIL JALE
MAKALELER
ETKİNLİKLER
BİLİNÇALTI ,TELKİN VE OLUMLAMALAR
DUYURULAR
ÇALIŞMALARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER
EĞİTİMLERİMİZ
ÜRÜNLERİMİZ
KİTAPLARIMIZ
SORU-CEVAP BANKASI
ŞİİRLER
ÜYELERİMİZDEN GELEN YAZILAR
HİKAYELER VE ÖYKÜLER
DOĞAL YAŞAM
KİŞİSEL GELİŞİM
TAMAMLAYICI TIP
METAPİSİŞİK SÖZLÜK
RUHSAL TEBLİĞLER
ENERJİ DENGELEME TEKNİKLERİ
TEMEL BİLGİLER
TEMEL KONULAR

 

  ışığa doğru